GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

YAŞADIKLARIMIZ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 4:43 am

CANTAR

avatar


USTALARIM BABAMIN ANLATTIĞI OLAYDIR
BABAM hep anlatır Bundan uzun
zaman önce dedemler köyden ilçeye taşınıyorlar o zamanlar babam 16-17
yaşlarındaymış şükür gerçi o zamanlar durumumuzda iyiymiş dedemde
yüzlerce dönüm tarla varmış tabi bunların büyük çoğunluğunu ALLAH rahmet
eylesin dedem alem'de yemiş bitirmiş yine'de ALLAH ondan razı
olsun.neyse işte dedem köyden geliyor ilçede bir arsa beğeniyor alıyor
buraya ev yapıcak temel kazılmaya başlıyor dedeminde defineye hiç ilgisi
yoktu temel kazılırken bir küp çıkıyor tabi içinden çıkan altın falan
değil babamın anlattığına göre altın tozuymuş kül renginde olurmuş peki
bu altın tozu ne oldu ustalar ona geliyim dedem cahil tabi o zaman
paraya pula ihtiyacı yok bahçeye beton dökülürken çimentoya karıştırıyor
aradan
zamandan geçiyor ev yerleşiyorlar dede sarraf arkadaşına gidiyor
soruşturuyor adam dedeme diyorki aynen aktarıyorum unutmam 'YAV MUSTAFA
DAYI SEN NE YAPTIN TOPRAKTAN BULDUĞUNU YİNE TOPRAĞA KOYMUŞSUN' babam
hep der oğlum deden o kadar malı mülkü yemeseydi o bulduğu küpü ziyan
etmeseydi ilçede en zengin bizdik.yinede bin şükür ustalarım



tavuk rüyasında, kendini darı ambarında görürmüş misali bizim Yoksul’a
da rüyasında:

-Ey ömrü yoksulluklar içinde geçmiş olan!. Kalk,
komşun olan kâğıtçıda; şu şekilde, şu renkte bir kağıt var, onu bul ve
kimsenin olmadığı yere giderek orada oku. Sakın başkalarına gösterme.
Bir define kağıdıdır o. İş yayılır, ortalara düşerse bile gamlanma.
Senden başka kimsecikler bir arpa tanesi bile alamaz ondan. Elde etmen
uzarsa sakın ümitsizliğe düşme. Her an: "Allah’tan ümit kesmeyin"
ayetini hatırla.

Müjdeci bunları söyledikten sonra, elini adamın
göğsüne koydu:
-Haydi, yürü, zahmet çek!. dedi.

Yoksul kendine
gelince sevindi, içi içine sığmıyordu. Hemencecik kalktı, giyindi,
dışarı fırladı. Doğru kâğıtçının yolunu tuttu. Dükkandan girdi,
aradığının farkına varılmasın diye bir müddet başka kağıtları
karıştırdı, bulacağını ümit ettiği tarafa yöneldi...

-Aman
Allah’ım!... İşte o. Tüm alametler var üzerinde... şekli, rengi... hepsi
tas tamam uyuyor tarife... Diye bağırmamak için zor tuttu kendini. Fark
ettirmeden sokuşturarak bir tarafına, gizledi kağıdı ve:

-Hayırlı
pazarlar olsun usta... Diyerek ayrıldı dükkandan, kimselerin
bulunmadığı bir tarafa yöneldi, içinden de:

-Bu değerli kağıt
onca başka kağıdın arasına nasıl girdi?.. Meşk kağıtlarının arasında,
hazine tarifi. Allah Allah!... Nasıl olur da her şeyin koruyucusu Allah,
birilerinin bir şeyler aşırmasına müsaade eder? Bütün ovalar altınla,
gümüşle dolu olsa, Allah istemedikçe ondan bir arpa tanesi dahi
alamazsın.. Yüzlerce kitap okusan; Allah takdir etmediyse aklında hiçbir
şey kalmaz, Amma..... Allah’a kulluk edersen; bir kitap bile okumadan
ağzından öyle inciler dökülür ki sen de şaşırır kalırsın da; "bunlar
benden mi çıktı?" Diye ,kendinden geçersin. Şimdi iyiden iyiye
inanıyorum ki; gördüğüm rüyadaki kişi erenlerden.. Yoksa eliyle koymuş
gibi bilebilir miydi yerini?.

Etrafına bakındı, kimselerin
olmadığına kanaat getirince, sakladığı yerden çıkardı kağıdı, başladı
incelemeye, okumaya:

-"Bil ki; şehrin dışında mezar olan filanca
kubbe var ya... Hani arkası şehre, kapısı Ferkad yıldızına (Kuzey
kutbuna yakın olan iki parlak yıldız)karşı... Türbeye arkanı dön, yüzünü
kıbleye çevir, sonra yayla bir ok at. Kutlu kişi, yaydan oku attın mı,
okun düştüğü yeri kaz."

Yoksul bir yay buldu, oku koydu, bütün
gücü ile çekerek gerdi yayı ve boşluğu bıraktı oku. Düştüğü yeri kazmaya
başladı sevinerek. Kazdı kazdı. Nafile, bir şeycikler yok. Kolunda
kuvvet, kazma-kürekte ağız kalmadı. Gizli defineden bir
eser yok.
Böylece her gün ok atmaya, düştüğü yeri kazmaya başladı. Yok, bir türlü
bulamıyor, lakin ümidini de hiç kaybetmiyor, devam ediyor kazmaya. Daima
orayı burayı kazdığından şehirde de dedi kodu yayılmaya başlamış,
fırsatçılar durumu padişaha haber vermişti. "Filan Yoksul bir define
kağıdı bulmuş, her tarafı kazıp duruyor" diye. Zaptiyeler söylenen yerde
buldular, karga tulumba alıp getirdiler Padişahın huzuruna:

-Bre
densiz; benim memleketimde, benden gizli hazine ararmışsın, doğru
mudur? Diye gürledi Padişah.

Yoksul; yoksul ama, akılsız değil
ya.. Durumun vahametini fark etti, yalan söylerse merhametsiz Padişahın
derisini bile yüzdüreceğini anladı, saklamadan rüyasından başlayarak tüm
olan bitenleri bir bir anlattı, defineyi tarif eden kağıdı da koydu
Padişahın önüne.

-Hadsiz hesapsız zahmetlere girdim, defineden
bir habbe bile meydana çıkmadı, yorgunluğum, açlığım, uykusuzluğum da
yanıma kaldı. Ey kaleler fethetmiş Padişahım, belki senin bahtın yaver
olur da bulursun defineyi... dedi.

Padişah da altı ay, belki daha
fazla ok attı, kazdırdı durdu. Nerede katı bir yay duysa hemen getirtip
onunla deniyor. Lakin nafile. Eziyetten, dertten, sıkıntıdan başka bir
şey elde edemedi. Define adeta "Anka"ya benziyordu. İsmi var, cismi yok.
Her taraf kazılmış, kuyularla dolmuştu etraf. Günün birinde Padişah
Yoksul’u çağırttı, define kağıdını önüne atıp:

-Bu işi olanın
yapacağı bir şey değil. Senin işin yok. Bu iş sana daha layık! Bulursan
ne âla, helalı hoş olsun, bulamazsan kazar durursun ..dedi.

Kağıdı
alan Yoksul; düşmanların, hasetçilerin fitnelerinden emin oldu, hemen
kazmayı küreği omuzlayıp sevdalandığı şeye adamakıllı sarıldı.. Bulduğu
her sert yayı alarak denemeler yaptı, kazdı durdu. Görenler, padişahın
izin verdiğini bildiklerinden ses çıkarmazlar ama haset etmekten de geri
durmazlar.

Günler günleri, günler ayları kovaladı. Yoksul’un bir
yerleri kazması günlük hayatlarında en alıştıkları, tabii bir parça
oluverdi. Kanıksandı. Yoksul aç, açık, çıplak, perişan bir halde
macerasının, aşkının, sevdasının peşinden ayrılmadı aylar boyu.
Vefasızlık etmedi sevdasına, usanmadı da. Ama sonuç da yok.
Serap
misali; tam kavuştum derken, yine boş hayal, havayı döven eller.

Nihayet
gözler yorgun, beden yorgun, umutların kırıntıları da tükenmekte iken:
"Neden yardım istemiyorum?. O isteyin vereyim, dua edin kabul edeyim
demiyor mu?. "Diye düşündü, açtı gönlünü, gönlünün ellerini:

-Ey
sırları bilen!. Bu define için ömrümü ziyan ettim!. Hırs şeytanı acele
ettirdi bana, tedbir alamadım, akıllı davranamadım!. Düğümü; bağlayana
müracaat ederek çözeyim demedim!. Ya Rabbi!.. Bu işten tövbe ettim.
Kapıyı sen kapadın, yine sen aç!. Duada da hünerim yokmuş, yine başımı
hırkaya çekiyor, sana yalvarıyorum: Hüner nerede, ben neredeyim?. Doğru
bir gönül nerede?. Bunların hepsi de senin aksin, hepsi de sensin....

Duaları
geceler boyu, günlerce sürdü. Allah’tan ilham geldi, çözüldü
müşkülleri.

-Yaya bir ok koy at, dendi. Yayın zıhını adamakıllı
çek mi dendi?. Yaya bir ok koy at dedi, ta kulağına kadar çek demedi.
Sen, ukalalığından yayı çekmeye, okçuluk hünerini göstermeye çalıştın.
Şah damarından daha yakındır O sana.
Halbuki sen ok gibi
düşüncelerini uzaklara atmadasın. Av yakında sen uzağa düşmüşsün. Kim
daha uzağa ok atarsa, daha uzaktadır. Sen okçuluğunu perde yaptın
kendine, halbuki isteğin koynunda idi...


<table width="100%" border="0"><tr>
</tr></table>

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 4:45 am

CANTAR

avatar


Kulaktan kulağa anlatılan bir olaydan alınmış ve aktarılmıştır.

Muhitin içerisinde çok büyük hazinenin varlığından yıllardır söz
edilir.Çevrede meraklıların gelen gidenin arayanın hesabı yoktur.Bütün
uğraşılara rağmen ana kaya üzerinde bir terazi den başka bir işaret
bulunamamıştır.Terazinin anlatabileceği ne varsa sormuşlar araştırmışlar
ve de denemişler sonuçsuz kalınca ümit kesmişler fakat bölge gayri
ihtiyari olayı bilen insanların bir nevi denetimi altında kalmış.

Bir gün Çoban dağda koyunlarını otlatırken çevreye hakim tepede’
ki esinti hoşuna gider ve olduğu yere oturur.Bulunduğu yer karşıki tepe
ile vadi oluşturmuş aradan dere akıyor. Kenarında yeşil düzlük alanlar
oluşmuş dereyi takip eden bir yol,patika mevcut Uzaktan bir yansıma ve
bir hareket gözüne çarpar koyunlara bakar etrafındalar telaş etmez
hareketi takibe başlar.Hareket eden nesne kah kaybolur,kah
görünür.İstikamet bulunduğu vadi gibi göründüğünden çobanda merak ta
başlar. Bir müddet sonra siyah bir mersedes derenin etrafında ki
alanlığa gelir , durur içinden üç kişi iner,bagajı açarlar üçü de siyah
papaz elbisesi giyer ikisi ellerinde çuvallar vadiye
girerlerken,üçüncüsü elinde bir kitap okumaya başlar.

Derken Gökyüzünde beyaz güvercinler görülür. Yavaş ,yavaş arabanın
etrafına inmeğe başlarlar.O kadar çoğalırlar ki araba yanında ki insan
dahil vadi tamamen tepeler hariç yerde ki beyaz güvercinlerden görünmez
olur. Çoban şaşkınlıkla olayı yarım saat kadar izler, güvercinler birer
birer havalanırken vadide ki iki kişi çuvallar sırtlarında dolu olarak
geri dönerler.Arabanın yanına geldiklerinde bir tek güvercin dahi
kalmaz, hepsi uçmuş gitmiştir.Elbiseler çıkarılır çuvallarla beraber
arabanın bagajına konur ve geldikleri yoldan geri döner giderler.

Çoban koyunları toplar köye döner olayı anlatır. Konu şaibeli
yer olduğundan gelinir çobanın tarifi , izahatı kılavuzluğu
doğrultusunda yarım saatlik mesafe içerisinde her yer aranır. Ne bir yer
kazılmıştır.Ne bir taş çevrilmiştir.Nede farklılık gösteren bir durum
vardır.Hiçbir şey göze çarpmaz köye döner gelirler gelirde olay hala
anlatılır durur.Bu insanlar ne idi ne alıp gittiler.



Buna benzer bi olay bursa da olmustur.
3 papazı üzerlerinde
papaz elbiseleriyle ormana giderken gören arkadas takip eder. .Papazlar
iri bi kayanın önünde durur ve soyunurlar.soyunma bitince kaya açılır
içeri girerler.
arkadas durur mu o da arkalarından girer köşeden
bakar.içerde 2 si ayakta biri tahta masaya oturup önündeki eski deftere
bişeyler yazan papaz.
sonrasında sanırım papazlardan önce çıkmış
ardından da papazlar çıkmış giyinip gitmişler.
Arkadaş daha sonra ne
kadar uğraşsa da orayı açamamış.askeriyeye yakın olduğundan da
patlatamamış.bu hikaye değil yasanmış olaydır..

Trakya ‘dayım yıl 1955 bulunduğum yerin bu günler itibariyle kahveler
önü mevkii önemli bir hareket merkezi. Şehre alış veriş için gelen
köylüler çok geç kaldıklarında burada ki hanlarda veya han kahvelerinde
misafir bekleyen insanların evlerinde kalırlardı.Bu han kahvelerinden
birinin sahibi arkadaşım idi, fikren uyuştuğumuz birde göçmen arkadaşım
vardı.Kahvede buluşur.Akşama kadar aylaklık eder,konuştuklarımızın
çoğunluğunu da define sohbetleri oluştururdu.Aramıza 4.ncü bir kişiyi
almamıştık.Günlerden bir gün göçmen arkadaş bir haritayla geldi.Öteye
çevirdik beriye çevirdik.haritadan bir şey çıkaramamıştık.Cahillik işte
okur yazarlıkta yok.Kimseye soramıyoruz.Günler sonra haritayı getiren
göçmen arkadaşımız temin ettiği yer ile bağlantı kurarak muhiti ve gömü
hakkında gerekli bilgileri almış.Kahveye geldi yüzünde güller
açıyordu.Heyecanla

-Hadi gidiyoruz.
-Nereye ?
-Haritayı
çözdürdüm. Aramaya.
-Nasıl çözdürdün?
-Nasılı bırakında hazırlanın
yolda anlatırım.
Arkadaş, Kahveyi ara sırada olsa
işyerini emanet ettiği kişiye bıraktı.

-Oğluna niye bırakmadın ?
-Bırak
şu serseriyi kahvede insan bırakmaz biz gelene kadar. İşte yapmaz.
Yolda
yürüyoruz, bir taraftan da göçmen arkadaş harita bilgilerine nasıl
ulaştığını anlatıyor. Şehir dışına çıktık. O zaman at yok araba yok
bizde yürüyoruz.
-Nereye gidiyoruz?
-Karatepe ye .
-Arkadaş 7
km. yol
-Olsun 1,5 veya 2 saatte oradayız.
-Sanki hiç yol
yürümedik desene.
Karatepe deniz seviyesinden 165
metre rakımlı yüksekte bir tepe çevrede buradan yüksek nokta yok. Bir
saat sonra Gelin kavağına geldik. Burada bulunan çeşmenin suyu kaba
zorda kalırsan içilir.İçilirde bir müddet sonra şişkinlik ve nadiren de
olsa karın ağrısı yapmaya başlar.Bulunduğu yer Karatepe yolunun üzeri
-Arkadaşlar
biraz durun siz soluklanın bende abdestimi tazeliyeyim. Bu bende
alışkanlık haline gelmişti katiyen ve katiyen abdest almadan arama işine
başlamazdım.Bana rahatlık ve huzur veriyordu.İşim bittiğinde
-Hadi
gidelim. Şimdi ne tarafa
-Şuradan devam edeceğiz.

Yarım saat sonra Karatepe’nin sırtındayız. Anlatılanlara göre çevrede
araştırma yapıyoruz. Her birimiz bir taraftayız.Güneş tepeye geldiğinde
havada esinti var varda sıcak esiyor tamamen bunalmışız anlatıldığı
üzere bir nokta dahi bulamamıştık.Oturduk dinlendik.Tekrar
hareketlendik.Bu defa tepe üzerinde ki kilise kalıntılarının çevresini
araştırıyoruz.Kilise dediğim tamamen yıkılmış yer,yer temel taşları
görülüyor.Ne zaman’ dan kalma kimse bilmiyor.Bazı kısımlarda etraf bodur
dikenli çalılık paçalarımız,elbiselerimiz takıldığında bazen yırtılarak
ta olsa kurtarıyoruz.
Bir ara çalının dibinde gözüme
bir parlaklık ilişti,geçmiştim ki döndüm güneş ışığının parıltısını tam
gözüme yansıtıyordu.Parlayan yere gittim. Eğildim aldım.Bir altın para
heyecanlanmıştım.Euzü besmelemi çektim bulduğum yeri biraz
açtırdım,baktım ki devamı var.Oyalanınca Arkadaşlarda merak beni uzaktan
izliyorlar.
-Ne yapıyorsun Ali ?
-Çabuk gelin.
-Bizi bu
sıcakta çağırma oraya kadar yürüyecek halimiz yok.
-Yahu gelin
buraya.
Ben hemen buluntunun etrafını
temizlemiştim.Ortaya çıkan durum bir kıl heybe ağzına kadar altın dolu
idi.Arkadaşlar yanıma kadar geldiler bulunduğum yer itibariyle heybeyi
göremediklerinden mıkır,mıkır söyleniyorlardı.

-O burada biraz
esintide var.
-Hiç söylenmeyin gözünüz aydın aradığımızı bulduk.
Ayağa
kalktım.
-Hadi çıkarın .
-Görünce ikisi de şok olmuşlar ne bir
kelime ne bir hareket tık yok.
-Hadi.
İkisi de
hareketsiz.Kendi kendime Oğlum Ali bunlar çeşmede abdest almadan
geldiler.Onun için buraya sokulamıyorlar.Bunlardan sana hayır yok İş
başa düştü Ya Allah Ya bismillah bir gayret,bir uğraşı en nihayet
tamamen meydana çıkardım.Kıl heybe çürümemiş sapasağlamdı Kaldırmaya
çalıştım ne mümkün kütük gibi
-Yahu tutun şunun ucundan hala yoklar

Sürükledim bulduğum yerden uzaklaştırdım.Bizimkilerin yanına
geldim kendinize gelin diyerek her ikisine sarstım.Uykudan uyanır gibi
kendilerine geldiler.Heybenin yanına götürdüm bir müddet sonra normal
hallerine döndüler.

-Nasıl buldun?
-Allahın yardımıyla Güneş
ışığı ve nasip
-Hay yaşa sen Ali
-Sizde arkadaşlar.
-Ne
yapalım?
-Dönelim.
-Delimisin sen ? Bunu aydınlıkta götüremeyiz.
-Ya
?
-Havanın kararmasını bekleyelim.
-Bir an önce varalım
varacağımız yere.
-Karanlıkta gitmek daha uygun kimse görmez.

Bu yıllarda aydınlatma aracı gaz lambası ,idare sokaklar hani
derler ya parmağını soksan gözüne göremez. Zifiri karanlık
-Daha
sonra ne yapacağız.?
-Bunları meydana hemen çıkaramayız.Milletin
dikkatini çekeriz.
-Haklısın zaten gözlerinde boş duranın boş
kalfasıyız.
-Öyleyse ?
-Kahvenin odunluğuna gömeriz.Bir müddet
ortadan siz ikiniz kaybolursunuz.Ben mekanı bırakamam dikkat çeker.
-Nasıl
paylaşacağız.
-Tekrar bir araya gelmek için gün
belirleriz.Buluşur.Değerlendirmemizi yaparız.Ortamın uygun olduğuna
karar verirsek paylaşırız herkes yoluna gider.
-Yakın bir zaman
belirliyelim.
-Olmaz süre uzun olmalı etraftakiler sizin hakikaten
gittiğinize inansınlar.
-Doğru dersin kendimizi unutturalım. Ziyarete
gelmiş gibide döneriz.
-Tamam.5 ay sonra kahvede buluşuruz.

Karar verilmişti, altınları üçe böldük. Bir kısmı heybe de kaldı,
diğerlerini ise pantolonları çıkarıp paçalarını bağladık içine doldurup
boynumuza astık . Pantolon , pantolon olalı böyle kıymetli bir şey
taşımamıştır diye gülüştük. Ortalık kararınca da Yola revan olduk.Ağır
yükümüzle 2,5 saat i geçen zaman sonra şehre vasıl olduk Ortalıkta
kimseler yok arada bekçi düdükleri duyuluyor.Bir taraftan da köpek
havlamaları bekçiye yakalansak altınları anlatırız da don gömlek
hadisesini anlatana kadar akla karayı seçeriz diye gülüşmemiz devam
etti.
Kimse görmeden de kahveye vardık. Hemen odunluğa
tenekeyi de alarak girdik.Orta yerde 1,5 mt. derinliğinde yer kazdık
tenekeyi yerleştirdik. Önce pantolonlardakileri sonra heybeyi içine boca
ettik. Boş heybeyi de ağız kısmına koyup üzerine toprakla örttük
çiğnemek suretiyle de doldurup kapattık. Artan toprakları arka bahçede
uygun bir yere taşıdık,yaydık.Kazılan yerin belli olmaması için
odunluktaki tozu toprağı karıştırdık,süpürdük, odunları da üzerine
yığdık bıraktık.
Sabaha kadar gözümüze sevinçten uyku
girmedi. Günün ilk ışıkları ile önce cami cemaati,sonra diğerleri yavaş
,yavaş sökün ettiler ortalık biraz kalabalık olunca konuştuğumuz üzere
tanıdıklara memlekete gidiyoruz intibaını vererek allahaısmarladık dedik
ve ayrıldık.Ben orada burada dolaşırken 5 aylık zamanı çoktan aşmıştım
ki,gideyim bir görüneyim hava nasıl bir bakayım dedim.Kahveye
geldim.Baktım ki bizim arkadaş ortada yok,herhalde bir yere gitti
emaneten bıraktı diye düşünüp beklemeye başladım.Akşam oldu gelen giden
yok.Mecburen kahve ile ilgilenen kişiye sordum.

-Nerede buranın
sahibi.?
-Benim.
-Sizden önceki nerede ?
-Sizlere ömür.
-Nasıl
ne zaman
-Üç ay önce
-Hastamıydı, nasıl oldu
-Serseri bir oğlu
vardı. Ortada hiç sebep yokken babasının üzerine saldırır.Bir şeyler
öğrenmeye çalışırdı oda ona söylemezdi Ben seni söyletmesini bilirim
deyip öldüresiye her gün döverdi .Bir gün dayaktan kalkamadı ve öldü.
Göçmen
arkadaşı sordum.

-O buradan göçtü.
-Nereye
-Çerkezköy
tarafında bir köye
Anlaşılan oydu ki oğlu bir şeylerden
şüphe etmiş ama söyletememişti. Göçmen arkadaşta burada ayrılmıştı.
Benim odunluğa bakmam şarttı.Kahveciye
-Yardımcıya ihtiyacın var mı?
yeni geldim.bir işin ucundan tutayım istiyorum.Hem kahvede kalır
beklemiş olurum.
-Yevmiye veremem yer içer,yatar kalkarsın az da
olsa bir miktarda haftalık belki verebilirim.Kabul edersen başla
-Kabul
ettim ve çalışmaya başladım, kahvede yatıp kalkıyor.Üçüncü gün odunluğa
girdim.Tenekeyi gömdüğümüz yeri kazdım.Boş hiçbir şey kalmamış.

Tanıdıklardan da göçmen arkadaşın gittiği yeri tam olarak
öğrenmeye çalışıyordum.15 20 gün sonra araştırmalarım sonuç verdi ev
adresini temin etmiştim. Kahveciye acil bir durum olduğunu gitmem
gerektiğini söyliyerek işten ayrıldım.Ve arkadaşın peşine düştüm.İkamet
ettiği köye geldiğimde adresi sordum.Hemen tanıdılar.Evi köy kahvesinin
karşısındaydı.Kahveye gittim sordum ne zaman nasıl geldi diye neden
aradığımı sordular bende çok iyi arkadaşız uzun zamandır
görüşmedik.Görüşelim istiyorum deyince.Bu eve 2 ay önce akşam üzeri
geldi bir yatak dengi ve bir teneke birazda mutfak eşyası ile geldi
yardım edelim istedik müsaade etmedi.Şu an kendisi hasta İstanbul
Haydarpaşa hastahanesin de yatıyor.
-Nesi var?
-Anlamadık birden
hastalandı. Muhtar Hastahane ye zor yetiştirdik demişti.
-Hemen
İstanbul’ a gideyim teşekkür ettim ve köyden ayrıldım.

Ancak ertesi gün yola çıkabildim. Hastahane ye vardım ,kaldığı odayı
öğrendim.Kapıyı açtığımda yatıyordu benden tarafa döndü,Ali geldin mi
arkadaşım? dedi oda daha fazla konuşamadan rahmete kavuştu. Son anına
yetişmiştim. Ancak teneke hakkında kahvecinin söylediklerinden başka
hiçbir şey öğrenememiştim.
Tekrar köye döndüm ev sahibini
buldum durumu anlattım. Evi bana kiralamasını istedim. İçeride’ ki
eşyaları bahane etti kimi kimsesi yok.Eşyaları bir köşede durur, olur ya
dediğin gibi arayan olursa köşeden alır gider anlaşmıştık.

Taşındığımdan itibaren evin içerisini didik, didik ettim. Hela
çukurları,duvarları,ocaklığı,tavan arası,bahçe şüphe ettiğim aklıma
gelen bakabileceğim her yere varana kadar adeta kırdım döktüm evi
yeniden yaptım.Bir müddet sonra kanaat getirdim ki yok.Başka bir yere
saklamıştı rahmetli.Ne onlara nede bana harcamak nasip olmamıştı.
Onun
içindir’ ki Diyordu;
“Arkadaşım böyle bir şey mi buldun veya
buldunuz ilk yapacağınız sadakasını vermek olsun.”

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

3 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 4:57 am

CANTAR

avatar


“Olay seneler önce karşı dağın eteğindeki köyün yakınlarında oluyor,”
diye söze başlıyor Ömer isminde ki orta yaşlı adam.
“ Ermeni ihtiyar
arkeologdur. Definenin yerini biliyor. Çantasındaki define yerini
bulabileceği harita ve diğer araç, gereci yanından ayırmıyor. 3,5 sene
bir köy evinde misafir kalıyor. Ev sahibi define meraklısı biri.
Birlikte antik çağa ait çok şeyler buluyorlar. Bunlar, yüzükler,
bilezikler, paralar ve o çağın insanının yaşamı için gerekli
araç-gereçler. Bulduklarını Ermeni’nin çantasında saklıyorlar.

Üç
buçuk senenin sonunda ,Buluntularla ayrılıp ülkesine giden Ermeni
arkeolog, günler sonra paralarla dönüyor.’ Dönüşüyle güvenirliliğimi de
ispatladım artık.’ düşüncesinde.

*

Orta yaşlı adam,
tepeye çıkmış, sırtını dağa vermiş, sigarasını yakmış, yönü kuzeydeki
kasabaya dönük, garip duygular içindedir.

İçindeki ikilemle
tartıştığı ve bundan da galip çıkmanın sevinci gözlerinden okunan adam,
ev bulabilme sorununu yarı yarıya çözen Mitat’a bakıyor.

Ömer’in
dudakları tebessüm taşıyor.

“ Şu define olayının kalanını
anlatmanı istiyoruz senden. “ diyor Mitat.

“ Peki anlatayım,”
diyor Ömer:

“ İlerleyen günlerde köylü, Profesörden dağdaki her
bir otun bir derde çare olduğunu öğrenir.

Bir gece de
aradıklarına yaklaşmak üzeredirler.”

Anlatılanları can kulağıyla
dinleyen Mitat, “hadi anlat anlat, neden duruyorsun?” diye orta yaşlı
arkadaşını tahrik ediyor.

“Dedim ya, bir gece aradıklarına
yaklaşmak üzereler. Adamın define için her kazma vuruşu, vuslata
yaklaşıyorlarmış duygusunu taşıyor . Profesör, adamın başında bekleyen
bir asker gibidir sanki.

Bir anıt gibi.

Acı bir
fotoğraf gibi.

Hisleri karma karışık.

Belindekini
arasıra yokluyor

Metrelerce kazdılar. Görünen iri bir taş.
Kazma, her vuruluşunda gerisin geri geliyor.

Anıt mezar olsa
gerek.
Ağaç manila Anıt mezarın kapağı ağaç manila yardımıyla
açılabilir düşüncesindeler ikisi de.

Lahitin kapağı.

‘İşte
eski bir uygarlık. Aradığımızı buluyoruz. Belli bir uygarlık, zengin
bir ulusun ileri gelenleri için yapılan lahitlerden biri bu?’

Profesörün
düşünceleri karmakarış.

Kapak ağır mı ağır.

Açıyorlar.

Kapak
yana yatıyor.

Kemikler… Antik eşyalar arasına saklanmış müthiş
güzellikte bir yuvarlak.

Altından bir top,Taştan su kapları,
Altınlar, gümüşler, paralar ve bilezikler.

Köylü adam eline
altın küreyi alıyor. Özenle tutuyor. Bir top büyüklüğünde, ya da orta
bir karpuz büyüklüğündeki altın yuvarlak her ikisinin de başını
döndürecek kadar güzel.

Müthiş bir şey bu ‘Aradığımızı
bulduk.’diye düşünüyor profesör yeniden.

‘Bana ver!’diyor .
Elini
küreye uzatıyor.

İşçi adam iki eliyle sıkıca tuttuğu küreyi
profesör ‘e uzatıyor. Zoraki bir uzatış bu. Vermese miydi acaba?

`Altmış
köşeli, altmışgen’ diye mırıldanıyor profesör göğsüne bastırdığı küre
için.

Üzerinde, her köşesine işlenen resimler aynı kadına ait.
60 yaşında ölen kraliçenin çocukluğunu, genç kızlığını, evliliğini ve
orta yaşlılık halini temsil eden resimler bunlar.

*

Ömer,
anlaşılmayan bir nedenle anlatmasını bırakıyor.

Hüzünlü.

Az
önceki sevincini aramak beyhude gözlerinde.

Somurtmasından
belli.

Bakışları bir noktaya

Gözleri nemli gibi

Çevresinde
acı bir hüzün dolaşıyor sanki.

‘Bu küre neden benim olmadı? Ya
da neden öyle bir antik eser bulamadım şimdiye kadar? Senelerden beri bu
işlerle uğraşırım ama bulamadım işte!’

Define kendininmiş de,
ya da kendi eski çağlarda yaşayan biriymiş de… Adamların küreyi
almalarına hayıflanmıştı bir kere.

“Hadi anlat! Diyor. Mitat,
heyecanlı oluyor.”

"Altın küre profesördedir. diye devam ediyor
anlatmasına.

Yürüyorlar.

Köylü önde, profesör arkada
Nedendir, bilinmez saldırmak için arkadaki fırsat kollamaktadır.

Ayağına
takılan taştan sonra köylü tökezler. Düşmemek için sağa sola yalpalar.
Yaşlı Ermeni profesör saldırır. Saldırı aleti: Yine bir kazıda elde
ettikleri antik çağ aletidir. Kama.

Kama, tökezleyen adamın
bacağına saplanır.

Kamayı adamın bacağında bırakan Ermeni, yerde
yuvarlanan altın küre ile kaçar.



Gökten vuran ay,
köylünün gölgesini büyütüyor, karanlıkta kalan yüzünü aydınlatıyor. Bir
telaştır, korkudur vücudunu bürüyor. Karanlıkta acım daha az olur
düşüncesiyle kendini ağaçların duldasına atıyor. Rüzgarın sesine
uyarlanan içindeki heyecan artıyor. Korkusu, ta ki yayla evlerinden
sabahın müjdecisi horozların seslerine kadar sürüyor.”

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz