GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

YAŞADIKLARIMIZ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:34 am

CANTAR

avatar


bir örnek vereceğim ama bu örnekteki kişiler,
rahmetli olmuşlar ama arkalarında da güzel ve hoş bir yeşillik
bırakmışlar. Bundan 30- 40 yıl kadar önceleriymiş. Trabzon’un Araklı
ilçesinin şirin mahallelerinden Kalesi ve hatta bu define arayışları ile
de ünlü Kalecik’te muhtarlık yapan İbrahim Hakkı Aktaş ve samimi
arkadaşı Avni Sezgin, kalecik kalesinde define arıyorlar. Gecenin bir
vakti, bu define kazılarından rahatsızlık duyan ya da muhtara muziplik
yapmak isteyenler, jandarmaya haber veriyor. “kalecik kalesinde define
arıyorlar” diye. Define arayışı da suç, eğer izinsiz arayışsa tabi. Eski muhtar
İbrahim Hakkı Aktaş ve arkadaşı Avni Sezgin de izinli kazmıyorlar ya
kaleyi, onun için de gece karanlığını seçiyorlar. Bu durum onlarda bir
hastalık halini alıyor, bir, iki derken kazdıkları yerden elleri boş
dönüyorlar. Bıkmadan usanmadan bu gece mesaileri sürüyor ama her
fırsatta da o muziplik yapanlar boş durmuyor jandarmaya haber veriyor.
Mahalle muhtarı ikide bir soluğu karakolda alıyor. “tövbe” diyor,
dönüyor köyüne, Kalecik’e.


Ama muhtar bu buluyor çözümü, bir gece defineci
arkadaşı Avni sezgin’i ikna etmeye çalışıyor, ama Avni Sezgin’de nuh
diyor peygamber demiyor. İnatla ve israrla “senlen artık kazı yapmam,
rezil olduk jandarmaya, bırak uğraşmam ben bir daha bu işlerle, hem
korkarak kazıyoruz hem bir şey bulduğumuz yok” diyor ve muhtara
direniyor.Muhtar Sezgin’i ikna etmek için bulduğu formülü söylüyor ve
bir gece yine kazmaya başlıyorlar.

Jandarma yine baskınını yapıyor ama yapılan
şikayet de “define kazıyorlar” diye şikayet edilmişti. Fakat, muhtar
İbrahim Hakkı Aktaş, jandarmalara yanına aldıkları çam fidanlarını
göstererek, “ ne definesi, bakın biz buraya çam fidanı
dikiyoruz. Gündüzleri hava güneşli, onun için gece dikiyoruz” diyor ve
artık her gece çam fidanı dikmeye devam ediyorlar. Aradan
yıllar geçiyor ve bugün o geceleri define
kazılan tüm yerler, dikilen çam fidanları sayesinde de Kalecik
kalesi’nin ormana dönüşmesini sağlamış oldu.

u hikayeyi bize Kalecik’te şimdilerde o ormana dönüşmüş kalecik
kalesinin güzel görünümü altında keyif süren kalecik sakinleri anlattı.
Anlatırken de “valla ne zengin oldular ne de gün gördüler, onların ki
bir maceraydı ama demek ki güzel bir iş yapmışlar. Diğer defineciler
gibi tahrip etmemiş ve çam dikerek bakın bugün hiç ağacı olmayan kaleyi
ormana çevirmişler.” diyor ve “bizim definecilerimiz böylesine
çevrecidir” edasıyla gülüyorlar.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:49 am

CANTAR

avatar


Rahmetli Ali’nin yaşadıkları

Memleketimden kan davası
nedeniyle ayrılmıştım.Orası senin burası benim derken yolum Trakya ya
düştü.İnsanları cana yakın ve samimi olduklarından ayrılasım gelmedi.
Yerleştim. Bekarım.Bir müddet sonra geçinmem için çalışmam gerektiğine
karar vermiştim.Elde ki neredeyse tükenecekti.
Ne iş
yaparım derken baktım ki inşaat işleri hızlı kendime bir talika” iki
tekerlekli eşek arabası”,birde eşek aldım.İnşaatlara kum satarım diye
düşünmüştüm. Hakikaten kısa zaman sonra bu konuda aranır
oldum.Çevremdeki insanlar beni tutmuştu.Derenin de çok güzel kumu
vardı.Fazla olmasa da kürekle önce bir yere toplar.Sonra talikaya
yükler,sipariş verilen yere getirirdim.
Günler,günleri
günler ayları kovaladı.Bir gün kumu bir yere toplamaya çalışıyorum ki
küreği kuma daldırdım.Kaydı,Bir daha yine kaydı bir kürek kum
alamayınca kızdım . Küreğin batmadığı yeri güzelce temizledim .15 cm.
Kalınlığında 1,5 metre genişliğinde yaklaşık 2 metre uzunluğunda sert
betona benzer bir zemin çıktı karşıma ,üzerinde güneş ışığında renk,
renk parlayan küçük ,küçük yerler var o kadar kızmıştım ki arabayı daha
gerilerde başka yerde doldurup inşaata getirdim.Boşattım.

Eve de uğrayıp varyozu arabaya koydum.Tekrar geldim. Senmisin benim kum
almama engel olan o sert zemini parça ,parça ettim talikaya
yükledim.Tepeleme doldurmuştu. Bu arada kırdıkça etrafa saçılan parlayan
şeylerden gözüme takılanlar oldu 4 veya 5 tane toplayıp cebime
koydum.Kırdıklarımı da uzak olmasına rağmen götürdüm.Mimar Sinan
köprüsünden aşağı suya döktüm.Bir müddet sonra işler yavaşladı
neredeyse durma noktasına geldiğinde şöyle bir gezeyim diye şehir ,şehir
dolaşmaya başladım.Merak ettiğim yerleri bir,bir gezdim.Gezi esnasında
da canım sıkıldıkça cebime koyduğum parçaları çıkarıp tespih gibi
oynamayı da alışkanlık edinmiştim. Param bittiğinde İstanbul a
gelmiştim.Geri döneceğim para yok,tanıdık ta yok can sıkıntısından
dolaşırken çarşıya gelmişim.Sıra sıra kuyumcular değişik vitrinler bu
arada elimde oynamakta olduğum taşlar aklıma geldi.Kuyumcunun
önündeyim.İçeri girdim.

-Buyurin kuzim ne istemişsiniz.
-Şunlara
bakarmısın?
-Bakalım kuzim.
Bir verdiklerime bir bana baktı

-Kuzim
bunlardan sende çok vardir.
-Yok.Hepsi bu kadar.
-Vardir be kuzim
vardir
-Yok dedim ya
-Kizma be kuzim bak hiç kormayasin ne kadar
vardir getireceksin bana hepsini alacağim
-Sen bunları al yeter.
-Peki
kuzim işte paran.
Tezgahın üzerine saymaya başladı.Bu arada
sıkı,sıkı tenbihliyordu.
-Bak kuzim sen getireceksin be
alacağim,peşin para böyle unutmayasin sakin.
Tamam kuzim
buyur paranı aldım ve oradan çıktım.Kuyumcunun bana verdiği para ile
memleketin 4 bir tarafında bir yıl beyler paşalar gibi saltanat sürdüm.
Geri dönecek kadar kaldığında ise tekrar Trakya ya döndüm.Döktüğüm yeri
biliyorum ya,ertesi gün doğru köprüye parçaları döktüğüm yere,soyundum
dereye girdim.Daldım dipte aradım yok biraz öte biraz beri daldım durdum
akşama kadar bir parçasına dahi ulaşamadım.Ertesi gün ayni şekilde,daha
sonra yine ayni şekilde sanki ben ellerimle oraya atmadım.Bir parçasını
ele geçirsem istikbalim kurtulacak yok,yok oldu gitti o kadar
parça.Kendi kendime kızdım,kızdım da ne gelir elden olan olmuş büyük
bir fırsatı kaçırmıştım.
Anlattıklarından anladığım kadarıyla Horasan
içerisine taşlar karıştırılarak dökülmüştü,Su içerisinde de eriyip yok
olmazdı.Oradaydılar.

-Peki bana yerini gösterir misin?
-Tabii
gösteririm.
Ve nitekim yerini gösterdi hem de nasıl attığını tekrar,
tekrar anlattı rahmetli.
Allah rahmet eylesin.


Sarıyer'li Hasan Hoca anlatıyor: 'Bundan 10 yıl kadar önceydi.
Define aramaktan geliyordum. Sarıyer'de saat gecenin 2'si ve polisler
beni çevirdi. Dedektörü, arabamdaki koltuğun arkasına sakladım. Beni
arabadan çıkarttılar ve bagajı açmamı söylediler. O zamanlar Sarıyer'de
'kasap' lakaplı bir katil vardı ve elinde bulunan palayla insanları
öldürüyordu. Polisler, bu katili bulmak için alarma geçmişlerdi. Neyse
ben bagajı açtım ve polisin birisi bağırmaya başladı. 'Kasapı bulduk,
kasapı bulduk' diye. Bagajda, define aramak için çekiç, el orağı, kazma
ve diğer aletler bulunuyordu. Bagajda el orağını gören polisler, beni
aranılan 'kasap' sanmışlardı. Ben de amirlerine defineci olduğumu ve
koltuğun altına dedektör bulunduğunu söyledim. Bunun üzerine beni
bıraktılar. Amir, bir ay sonra beni evden aldı ve birlikte define
aramaya gittik.'



En son CANTAR tarafından Cuma Tem. 16, 2010 4:28 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

3 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 4:25 am

CANTAR

avatar


Sevdiğim
Taşçı Şükrü isminde bir büyüğümüz vardı. 1970 li yıllarda
Bir
sohbet esnasında av,arkadaşlık,sıkıntılar gibi olaylar birden onu
yaşadığı bir hatırasını anımsattı.
Diyordu
ki !
TEKİRDAĞ/Çorlu Karatepe taş
ocaklarında çalışıyorum. İnsan gücüne dayalı ağır fakat Bir kazanç
kapısı taş ocakları Allah nasip etti.Çoluk çocuğun nafakasını temin
için gayret ediyorum. Hemde 1950’ li yıllarda iş bulmak çok zor bu günkü
gibi fabrikalar,atölyeler yok ki bulasın.Halk Tarla tablası olan
çifçilikle bazıları’da hayvancılıkla uğraşıyor. Nasıl olduysa kendime
dikkat edemedim ve hastalandım önemsememiştim. Aradan bir zaman geçti
rahatsızlığım fazlalaşınca Patrona söylemek durumunda kaldım.Oda
gittiğin doktora benim gönderdiğimi söylersin tenbihi ile izin verdi .

Bulunduğum yerde 3 doktor var Ömer
Tansuğ,Tekin Gürmen ve Vardarlar ‘ın Hüseyin bey Genelde tercih edildiği
üzere ve halk tarafından da çok sevilen sayılan iyi bir Doktor olarak
bilinen Ömer beye gittim. Muayeneden sonra
-Oğlum senin bir
İstanbul da teşekküllü bir Hastahane de yatarak tedavi görmen şart ,
Kendine hiç dikkat etmemişsin Hastalığın nerde ise müzmin hale
gelmiş.Gitmem gereken Hastahane’ yi de tarif etti.
-Doktor bey hangi
imkanla nasıl giderim.? Burada yapılabilecek bir şey yok mu?
-Şimdi
senin patronuna iki satır yazacağım kendisine götür ver.
-Peki !

O zamanlar vasıta pek yok “Öküz,At,Eşek
arabaları” tek geçerli vasıtalarımız.Şehir ve işyerim arası 7 kilometre
yürüyüşle 1,5 veya 2 saat İşyerine geldim yazıyı verdim.Patron okuduktan
sonra
-Şükrü senin hastahane’ye gitmen ve acilen tedavi olman
gerekiyor.Demiş doktor bey İzinlisin
-Nasıl giderim .Patron elde yok
avuçta yok.?Çoluk çocuk ne yapar ?
-Vezneye uğra sana bir miktar para
versinler.Sakın İyileşmeden de gelme.

Veznenin verdiği parayı aldım. Ev temelini yapmak için taş almağa gelen
bir at arabasıyla da geri döndüm.Eve durumu anlatıp,Paranın bir kısmını
bıraktım.Yeter diye düşündüğüm miktarı ile Temiz birkaç giyim eşyasını
da yanıma alarak.Cumhuriyet meydanına geldim.İstanbul a gitmekte sorun
bir vasıta var çalışırsa ve yeterli müşteri olursa hareket eder bilâ
mecburiyet hareket ediyoruz denilene kadar bekledim. Hayırlısı ile yola
çıktık.
Saatler sonra İstanbul’a
vardım.Elimde adres Hastahane arıyorum. Tarifler üzerine buldum.Laleli
de arada küçük bir Hastahane içeri girdim.Muayene isteğim olduğunu
görevliye bildirdim.Biraz sonra doktorun karşısında idim. Ömer beyin
söylediklerini aktardım.Teşhisi sonucu yatarak burada tedavi
edilebileceğimi söyledi. Peki deyince yatak hazırlansın talimatını
verdi.Görevli ile birlikte yukarı çıktık.Yatağımı gösterdi,Koğuş misali
bir yer 18 yatak var,Geçmiş olsun dilekleri ile yatan çeşitli yerlerden
gelen hastalarla tanıştım.İçlerinde Acem tarafından gelen bir hasta da
vardı.Bu kişi kimseye karışmaz,tabiri caizse git öteye demezdi sessiz ve
sakin bir insandı.Adını da bir türlü telaffuz edemediklerinden
kendisine Acem diyorlar ve çok güzel dilimizi konuşuyordu.Benimle bütün
yataklar dolmuştu.Ayni gün tedavim de başladı günler günleri kovaladı
hastalığımın her geçen gün iyiye gittiğini hissediyordum. Hasta
arkadaşlar arasında o kadar güzel bir anlaşım doğmuştu ki kimde ne
varsa tereddütsüz paylaşmıştık.Bu arada ne kadar tasarruflu sarfetsem
de harçlık olarak ayırdığım param bitmişti,imkanlar tükendiğinde
hepimizde bir durgunluk hasıl olmuş,odanın neşesi kaçmıştı.Bazılarımız
sigara tiryakisi içmezsen arattırıyor.Her geçen gün bir öncekinden daha
ağır geliyordu .Hastahane ikâmetlerimize yakın olmadığından,ulaşım
güçlüklerinden ve imkânsızlıklardan ziyaretçide gelemiyordu.
Sıkıntıların had safhaya vardığı bir gün Acem yanıma gelerek.
-Arkadaşların
bir çok şeye ihtiyaçları var,temini gerek sen onları bahçeye
çıkar,içlerinde gusül abdest ihtiyacı olan varsa gidersin konuşmamız
gerekli.
Arkadaşlara durumu anlatırken usulen gusül durumlarını da
sordum.Hiç kimsenin ihtiyacı yok tu.
Hep beraber
hastahanenin arka bahçesine çıktık. Acem dışarı getirdiği ibrikte ki su
ile abdestini aldı ve el işaretiyle hepimizi etrafında bir çember
oluşturacak şekilde oturttu.Sonra
-Bana bir bıçak verin.
Hepimiz
birbirimize bakıştık kimsenin üzerinde yoktu.Birimiz içeri giderek
zaman, zaman kullandığımız ekmek bıçağını getirdi
Acem bize dönerek;

-Arkadaşlar hepimizin bir çok ihtiyaçları ve bunları temin içinde
paraya ihtiyaç var,uzun zamandır gelenimiz gidenimiz yok.İzin verirseniz
ben bu konuyu Allahın izni ile çözeceğim.Ancak burada
görecekleriniz.Aramızda kalacak ,biz bileceğiz.
Sonra bıçak ile yere
bir daire çizdi daireyi tam ortadan ayıracak şekilde çizerek deyim
yerinde ise ikiye kesti.Tam ortaya gelecek şekilde bıçağı toprağa
sapladı.Çıkardı ve getiren arkadaşa verdi.Hepimiz pür dikkat
hareketlerini takip ediyoruz. Bazı dualar okumaya başladığından bir
müddet sonra bıçağı sapladığı yerden bir parıltı belirdi güneşin de
etkisiyle bazılarımızın gözlerini alıyor,Yavaş, yavaş dikine
yükseliyordu. Önce üst kenar sonra biraz fazlası derken yarıya kadar
geldiğinde bunun bir sarı lira olduğunu görmüş ve anlamıştık. Kimseden
ses çıkmıyordu, tamamı göründü ve olduğu yere düşerken Acem eline aldı
ve bizlere baktı,en nihayet bende karar kıldı, uzatarak bu altını al
sarrafa git bozdur.
Hepimizin tüm ihtiyaçları temin et, bu paradan
tek kuruş olsun geri getirme tamamını harca. diğerlerine de herkez
ihtiyaçlarını Şükrü arkadaşımıza bildirsin dedi
18
kişinin söyledikleri akılda kalacak gibi olmadığından kendime göre bir
listeye dönüştürdüm.Dışarı çıktım. Rastladığım insanlara sorarak
öğrendim ki Biraz ileride deniz tarafında sarraf varmış. Gittim buldum
bir türlü sarrafın kapıdan içeri giremedim.Bende bir tereddüt hasıl
olmuştu.Öyle ya toprağın içerisinden çıkan altın mı yoksa hayal mi ?Ya
yanlış bir durumsa mahcup olmakta var işin içinde Önünden geçtim.Bir
daha.bir daha derken Kendi kendime oğlum Şükrü bu işi sen yapacaksın ne
korkuyorsun biraz cesaret arkadaşların seni bekliyor diye düşündüm.

Sarrafa girdim elimdekini verdim.Aldı inceledi ve sordu.

-Satacakmısınız ?
-Evet!
Çekmeceyi çekti bir miktar para
aldı ve uzatarak buyurun dedi.Aldım dışarı çıktım hala şaşkınlığımı
üzerimden atamamıştım.Çok şükür tereddüt ettiğim olayı’da
yaşamamıştım.Artık cebimde paramız vardı.Listeye göre alış verişi
yaptım neler almadım ki yazdıklarımdan başka yazmadığım o an aklıma
gelen ihtiyaç olabilecek her şeyi satın aldım.Yine de bir miktar para
kalmıştı,geri getirme dediği için de harcamak durumundaydım.Aklıma
alacak hiç bir şey gelmiyordu.Elimdekilerle dolaşmak külfet
olmuştu.Aldığım bir malzemeyi tekrar satın alarak onları da sarfederek
parayı bitirdim. Hepsini taşıyamıyacağım içinde aldıklarımın bir
kısmını en son alışveriş ettiğim dükkanda emaneten
bıraktım.Taşıyabileceğim kadarı ile Hastahaneye döndüm.Sonra kalanları
da aldım getirdim.Ogün koğuşta bayram havası vardı.Herkez birer,birer
teşekkür edip,Allah razı olsun derken bende
-Yaptıkların için Allah
razı olsun yüzümüzü güldürdün ancak merak ettiğim bir husus var.
-Nedir
?
-Cevaplarmısın,bilemem ancak sormadan,öğrenmeden rahat edemem.
-Sor
bakalım.
-Hepimizin gördüğü bu olay nasıl gerçekleşti ?
-Allahın
izniyle gerçekleşti.
-Siz kimsiniz?
-Sizin gibi bir Ademoğlu !
İsmime Acem diyorsunuz ya
-Bunun nasıl yapıldığını bana
öğretirmisiniz ?
-Nasıl yapıldığına gelince size öğretmem mümkün
değil.
-Niçin ?
-Bu durum bana Allah tarafından verilen rızkla
ilgilidir.
Konunun benim bilgi sınırlarımın üzerinde olduğunu
hissettiğimden susmak durumunda kalmıştım.Bir müddet sonra Acem daha
sonra bazı arkadaşlarım ve en nihayet bende taburcu olmuştum.O gün kalan
arkadaşlarıma Allaha ısmarladık derken benden de orada bir şeylerin
kaldığını hissediyordum.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

4 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 8:15 am

ahmet16

avatar


ustat burada uzun surelı klana mukafatmı var yok varsa maceralarını okurken kımse kırmaya calışmasın ben sımdıden alırım bırıncılıgı

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz