GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

YAŞADIKLARIMIZ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:21 am

CANTAR

avatar


Meltun:

Bir zamanlar, ticarette çok başarı bir adam vardı. Adam yaşlandığında
işini çok büyütmüş ve büyük bir servet kazanmıştı. Sadece bu dünyayı
değil, ahireti de düşünen bu adam fakirlere hep yardım eder, zorda
kalanların imdadına koşardı. O muhtaçlara sadaka verdikçe serveti daha
da artardı.
Ancak, oğulları ne ticarette onun kadar hünerli ve
başarılıydı; ne de yürekleri onunki kadar şefkat doluydu. Onların kötü
yönetimi çoğu kez büyük zararlara yol açıyordu.
Yaşlı adam, bir gün
büyük miktarda bir parayı sadece kendisinin bildiği gizli bir yere
koydu. Kendisi öldükten sonra, elleriyle büyüttüğü işinin başına
gelecekleri, çocuklarının mirası har vurup harman savuracağını
biliyordu. Ölmeden önce de, parayı gizlediği yeri defterine yazdı.
O
öldükten sonra, gerçekten de oğulları kendilerine kalan mirası kısa
sürede tükettiler. Babalarından kalan iş de kapandı. Şimdi meteliksiz
kalmışlardı ve para bulabilecekleri yollar arıyorlardı.
Son bir
ümitle babalarından kalan defterleri karıştırdılar, belki birilerinden
alacakları vardır diye. Bu sırada, babalarının yüklüce bir parayı bir
yere gizlediğini anladılar. Defterde paranın yeri de yazıyordu:
“Üçüncü
ayın parlak yarısının 10.gününde, sabah saat 10’da, altınlar caminin
kubbesine gömüldü.”
Bu ipucu oldukça açık ve net görünüyordu.
Evlerinin yanı başında küçük bir kubbeli cami vardı. Gençler hemen
birkaç işçi tutup gece vakti caminin kubbesini yıktırdılar. Fakat bu
hiçbir işe yaramadı. Ellerine sadece toz ve toprak geçti, altından da
eser yoktu. Üstelik kubbe de boş yere yıkılmıştı. Ya defterde yanlış
yazıyordu, ya da babaları yalan söylüyordu.
Fakat o paraya çok
ihtiyaçları vardı. Belki bu sözlerde gizli bir mesaj vardır diyerek
defteri bir bilgeye götürdüler.
“Sizi gidi akılsızlar!” diye güldü
bilge onlara. “Siz kendi kendinizi kandırmışsınız. Defterde yazılanları
da anlamamışsınız. Şimdi evime gelin, size 50 altın borç vereceğim,
onunla caminin kubbesini eski haline getireceksiniz. Sonra, üçüncü ayın
parlak yarısının 10.gününde beni çağırın. O gün geldiğinde, size
hazinenin yerini göstereceğim; şimdi değil.”
Mirasyedi gençler büyük
bir gayretle yıkmış oldukları kubbeyi yeniden inşa ettiler. Sonra da,
sabırsızlıkla o günü beklemeye başladılar. Nihayet, beklenen gün
gelince, bilgeyi çağırdılar. Birlikte caminin kubbesine çıktılar.
“Haydi,
bize altınların nerede gömülü olduğunu göster” diye sızlandı gençler.
“Altınlar burada gömülü değilse, neredeler?”
“Saat ona kadar
bekleyeceksiniz” diye sakince cevapladı Bilge.
Beklenen saat gelince,
bilge kubbenin üzerinde durarak minarenin uzun gölgesini izledi ve
sonra gölgenin düştüğü bir tepeyi gösterip:
“Orayı kazın!” dedi.
Gençler
gösterilen yere gidip hızla kazmaya başladılar. Birkaç dakika geçmeden
hazine sandığına ulaştılar. Tam 20 bin altın gömülmüştü toprağın altına.
Bilge,
sükûnet dolu bir sesle gençlere şunları söyledi:
“Bakın, babanız bu
yolla size sadece altın değil, başka bir şey daha miras bıraktı. Bu
altınlar, ebedi hayatın hazinelerini temsil ediyor. Cami kubbesi de bu
dünyayı. Tıpkı hazineye ancak kubbeden ulaşılabilmesi gibi, ebedi
hayattaki sonsuz hazinelere de ancak bu dünyadan ulaşılabilir. Ama
dünyayı yanlış anlarsanız, kubbeyi yıktığınız gibi, dünyanızı da harap
edersiniz; üstelik sonsuz hazineye de ulaşamazsınız. Ümit ederim, bundan
sonra hem dünyanıza, hem de sonsuz hayatınıza gerekli özen
gösterirsiniz…
Bilgelik Öyküleri

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:24 am

CANTAR

avatar


Meltun:

Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleği zanaatı değil hayatı
da öğrettikleri, en geniş ve
gerçek anlamıyla öğretmen oldukları
dönemde Hintli bir ahşap ustası yaşıyordu.

Bu ustanın çırağı
büyüdü, ahşap islemeyi ve hayatı öğrendi, kendi işini kurup başlattı.
Bir
süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi, ustadan onu yanına çırak
almasını istedi.

Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran, her şeye
bozulan bir çocuk çıktı.
Tahta getirmeye gidiyor, döndüğünde
ellerine kıymık battığından uzun uzun
yakınıyordu. Bir iş teslim
etmeye gidiyor, döndüğünde yoldan, sıcaktan,
müşterinin tavrından
yakınıyordu.
Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama
sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu.

Bir gün usta çırağını köye
tuz almaya gönderdi.
Çırak ustasının söylediği gibi, tuzu alıp
döndü. Usta bir bardak su getirmesini söyledi. Çırak bir bardak suyu
getirdi.
Usta, ''şimdi o tuzu suyun içine at'' dedi. Çırak ustasının
söylediğini yaptı.

Sonra usta 'şimdi o suyu iç' dedi. Çırak
suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü. Öfkeyle ustasına bakarken,
usta 'Nasıldı tadı' diye sordu.

Çırak nefretle, 'çok acı' dedi.

Usta
çocuğa 'Tuzu yanına al gel, gidiyoruz' dedi. Çırak ustasının peşine
takıldı. Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler.
Usta
çırağa 'Bütün tuzu göle dök' dedi. Çırak söyleneni yaptı.
Usta
'Şimdi gölün suyundan iç' dedi. Çırak içti.
'Suyun tadı nasıldı'
diye sordu usta. Çırak, 'çok güzeldi' dedi.
'Peki, tuzun acısını
hissettin mi' diye sordu bu kez de.
çırak '' HAYIR dedi.

Usta
çırağı karsısına oturtup anlattı:

'Hayattaki bütün
olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir. Eğer sen küçük bir bardak su
isen, nasıl tuzun bütün acısını tattıysan, hayatın bütün
olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin.

Eğer sen kişiliğinle ve
gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen, hayatta karşılaşabileceğin bütün
olumsuzluklar seni, o bir avuç tuz, gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle
etkiler, bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana.

Seçim
senindir :

Ya bardak olacaksın ya da göl...

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

3 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:25 am

CANTAR

avatar


Meltun:

Çok eski zamanlarda Bağdatlı bir fukara
Konuvermişti bir gün
büyükçe bir mirasa.
Ani gelen zenginlik onu budala etti,
O
koskoca serveti bir kaç yılda eritti.

Ama kolay değildi eskiye
geri dönmek,
Küheylan attan inip uyuz eşeğe binmek.
Hep evine
kapanır için için ağlardı,
Yaratana sığınıp gece gündüz yalvardı:

Yarabbi
sen bilirsin; ben fakir bir kul idim,
Muhtaç değildim ama oldukça
yoksul idim;
O sonsuz hazinenden bana mal ve mülk verdin,
Lûtfunla
gönendirdin, zenginliğe erdirdin;

Bense kıymet bilmedim,
varlıkla sarhoş oldum,
Çarçur ettim dağıttım ve gene berduş oldum.
Hatamı
geç anladım, ne olur beni affet
Taşıyacak gücüm yok, ağır geldi bu
zillet.

Hazinende 'yok' yoktur; ya lütfet bir geçim ver,
Ya
da canımı al da sona ersin çileler."
Hep böyle niyaz etti
haftalarca, aylarca.
Sonunda bir ses duydu derinden, rüyasında:

Sen
kalk ve Mısır'a git, orda bir hazine var.
Senin gelip bulmanı
bekliyor nice yıllar."
Uyanınca sevinçle dertlerini unuttu,
Düşünmeden
delice Mısır yolunu tuttu.

Aç ve susuz dolaştı, yollar karma
karışık;
Ne define göründü, ne de ufak bir ışık.
Açlık ve
yorgunluktan perişan hale geldi;
Sonunda dilenmeye çaresiz, karar
verdi.

Ama utanıyordu, nasıl girsin bu işe?
Geceleyin
yaparım, tanımaz beni kimse.
Diye düşünerekten karanlığa süzüldü,
Tenha
bir sokak bulup bir köşeye büzüldü.

Bir ayak sesi duyup avucunu
uzattı;
Ama güçlü bir pençe bileğini kavradı:
Gel bakalım, sen
böyle ne yapıyorsun burada
Bu saatte işin ne bu karanlık duldada?

Besbelli
bir hırsızsın, kötü niyetlerin var;
Yanacaktı kim bilir şerrinden
nice canlar !"
İriyarı bu adam mahalle bekçisiydi;
Yakasından
tutmuştu, dövüyor, sürüyordu.

Dur, dövme de doğruyu söyleyeyim
ben sana
Diye garip Bağdatlı yalvarıp yakarınca;
Peki, anlat
bakalım, besbelli yabancısın;,
Sakın yalan konuşma, doğru
anlatmalısın."

Diye izin verince güvenlik görevlisi
Bizimki
baştan sona anlattı hikâyeyi :
Sandığın gibi değil; ne hırsızım ne
zalim;
Bir hülyanın peşinde bu hallere gelmişim."

Bekçi ona
inandı ve gülerek dedi ki :
Anlaşıldı, sen hırsız falan değilsin
belli;
Seni bırakacağım, benden kurtulacaksın;
Ama kusura bakma,
sırılsıklam ahmaksın!

Ben yıllardır bir rüya görüyorum her
gece;
Diyorlar ki : "Bağdat’ta şöyle bir mahallede,
Şöylece bir
sokakta, şöyle şöyle bir evde
Git, kaz ve çıkar onu; gömülü bir
define."

Yerimden kımıldamam, güler, geçerim ancak,
Senin
bir rüya için düştüğün şu hale bak!
Bu kadar mı ahmaksın, sende yok
mu hiç akıl?
Bir daha görmeyeyim, şimdi karşımdan yıkıl! "

Bu
sözleri duyunca şaşırdı mirasyedi:
Tarif edilen bu ev aynen kendi
eviydi.
Demek ki hem define üstünde oturmuşum,
Hem de
yoksulluğumdan feryat ediyormuşum.

Bu ne büyük gaflettir, ne
affedilmez ayıp;
Yorgunlukla, çileyle geçen bunca yıl kayıp."
Burnu
koku almayan ne alır has bahçeden;
Melodiden ne anlar kulağı
işitmeyen?

Hayatını servete, saltanata adayan
Bilemez
defineyi, kendi içinde yatan.
Hem gerçek zenginlikten böylece mahrum
kalır
Hem de hayattan yalnız çile ve zahmet alır.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz