GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

YAŞADIKLARIMIZ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:11 am

CANTAR

avatar


Etrafında kimsenin olup olmadığını görebilmek için
gözleriyle çevreyi iyice taradı. Yaptığı zorlu tırmanıştan sonra iyice
yorulmuştu.

Kesik kesik soluyor ve her tarafından ter
damlıyordu. Elinde, uzun zamandır biriktirdiği ziynet eşyaları, altın
paralar, kolyeler ve yine bu türden şeylerle doldurduğu kocaman bir küp
vardı. Aslında biriktirdiği demek de doğru değildi. O bir eşkıya idi ve
elindekiler de çalıp çırptıklarıydı. Zorlukla karar verdiği yeri kazmaya
başladı. Bazen kazma işine ara veriyor, etrafı kolaçan ediyor, sonra
tekrar kazmaya devam ediyordu. Küpü gömüp üzerini iyice örttü ve daha
sonra geldiğinde zorluk çekmemek için gömünün sağına soluna, yalnızca
kendi anlayabileceği işaretler koymaya başladı. İşaret koyma faslı da
bittikten sonra rahat bir soluk aldı. Kimse onu görmemişti. Yere çöktü.
Artık bir sigarayı haketmişti. Sigarasını yaktı, keyifle tüttürmeye
başladı. Bir yandan da unutmamak için definenin yerini ve işaretleri
gösteren bir harita çizmeye başladı. Fakat o da ne! Bir ses duymuştu
galiba. Doğruldu ve gelenleri gördü. Evet gelenler jandarmaydı. Hemen
silahına sarıldı ve...

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra dedesinin anlattığı köye varmıştı.
İçinde boşuna gelmiş olduğuna dair bir his vardı. Bu tür şeyler devamlı
konuşulurdu. Sahte harita ise piyasada sürüsüne bereketti. Hem bugüne
kadar kimsenin define bulduğuna rastlamamıştı. Dedesine bakılırsa orada
muhakkak define vardı. Ünlü eşkıyayı diğer jandarmalarla birlikte
çatışmada öldürdüklerini yeminle anlatıyordu. Dedesi, çatışmadan sonra
kimseye farkettirmeden haritayı cebe indirmişti. Fakat haritadan ve
işaretlerden hiç bir şey anlamamıştı. İşte o harita şimdi elindeydi.
Elinde olan bir şey daha vardı: Gelişmiş bir teknoloji. Biraz harita,
biraz alet edevat yardımıyla bulduğu yeri umutla umutsuzluk arası bir
ruh haliyle kazmaya başladı. Kazdı kazdı, sonunda kazması ‘küt’ diye bir
şeye çarptı...

“Uranyum buldum dersem...”

Bir avcı hikayeleri bitmez, bir de defineci hikayeleri. Yalnız bilinenin
aksine definecilerin hikayeleri, avcıların hikayelerini tabiri caizse
“sollar”. Örneğin; siz, hiç, bir avcının hikayesinde, askeri önemi haiz
bir olaya rastladınız mı? Rastlayamazsınız da! Alt tarafı tek kurşunla
bir bizon sürüsünü öldürmüştür. Fakat aşağıdaki kısa olayı anlatan bir
defineci gayet ciddiydi: “ Bir gün bir define ihbarı aldım. Hemen soluğu
o mahalde almıştım. Detektörün işaretlediği yerdeki kazılarım
neticesinde bulduğum şey ise çok ilginçti. Yumurta büyüklüğünde bir
taşın içerisinde hemen dağılıp giden garip atomumsu bir madde vardı.
Zannedersem bu uranyum gibi bir şeydi.” Tahmin edildiği gibi
defineciler, bu ve bunun gibi bir çok askeri ve politik önem taşıyan
hikayeye sahipler. Fakat, hakettikleri unvanlarını da almak
istemiyorlar. Adı üstünde define. Ne kadar az kişi duyarsa o kadar iyi.
Kim definesini başka insanlarla paylaşmak ister ki?

“Biz, avcıyızdır be”

Definecilik, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her zaman taraftar
toplayan uğraşlardan birisi olagelmiştir. Kimisi kazanç kapısı olarak
bakmış, kimisi hobi olarak. Amaç her ne olursa olsun, itici güç ‘umut’.
Fakat bu ‘umut’, milli piyango çeken veya at yarışı oynayan birisinin
beslediği umuttan çok daha farklı. Bazen defineci, elindeki malzemeleri
yorumlayabilmek için( harita, işaretler v.s) neredeyse bir matematikçi
kadar zekasını işletmek zorunda kalır. Bir defineci (araştırmamız
sırasında hemen hiçbir define avcısı isim vermek istemedi) bunu şu
şekilde açıklıyor: “Örneğin definecilikte bir işaret olan, el işaretini
ele alalım. Her defineci bunu farklı bir şekilde yorumlayabilir. Mesela
elin beş parmağı 5 farklı yönü gösteriyor olabilir. Bir başkası ise
defineyi baş parmakla işaret parmağı arasından çaprazlama çekilecek bir
çizgi doğrultusunda arayabilir. Bunlar sadece iki örnek.
Çoğaltılabilir.”

Görüldüğü üzere hiç de kolay değil definecilik. Yaygın olarak 460
işaretin kullanıldığı da gözönüne alınırsa neredeyse üniversitede
kürsüsü açılacak kadar zor bir zenaat. Üstelik hiç bir garantisi yok.
Bir başka defineci ise “Hayatını define aramakla geçirmiş birisi metelik
bile bulamamış olabilir. Bizim yaptığımız bir nevi avcılık. Bir gün
tavşan avlarız, bir gün ördek, bazen de koskaca bir hiç. Kısacası ne
zaman ne avlayacağımız belli olmaz” diyor. Konuştuğumuz tüm defineciler
avcıdan bir farkları olmadığını söylüyor. Bulgar göçmeni bir defineci
bunu şu

sözlerle formüle ediyor: “Biz avcıyızdır be. Naapcimiz hiç belli
olmiveriyo. Arıveriyoz, buluveriyoz ...”

Defineci nasıl olunur?

Defineci olunur mu, doğulur mu? Yıllarını bu işe vermiş insanlara
bakılırsa defineci olunmaz, doğulur. Çünkü Allah, onları diğer
insanlardan daha farklı yaratmıştır. Bilinen bir şey var ki, o da, Türk
insanının bir çoğunun defineci olduğu, ya da kendini defineci
zannettiği. Çünkü elinde harita olmayan, işaret görmeyen ya da elinde
sağlam bir hikayesi olmayan(Bu arada şunu söylemek gerekir ki ülkemizde
hemen hemen her mahallede bu tür hikayeler anlatılır aman dikkat!)
defineci adayı sadece aday olarak kalmaya mahkumdur ve bu ara başlığı
okumadan es geçebilir. Nedeni ise, bunlar olmadan define aramaya
kalkmanın çölde iğne aramaktan farksız olması. Defineciliğin şah
damarıdır harita. Haritanın nasıl bulunacağı konusunda ise belli bir
kaynak söylenemez. Piyasada dönen haritaların bir çoğu sahte. Bunun
yanısıra elde ettiğiniz haritanın gösterdiği yerde kazı yapıp
yapamayacağınız, kazı yaptığınızda başınıza neler geleceği ve orada ne
bulacağınız da haritada belirtilmiyor.

İthal haritalar

Tüm bunlara rağmen en iyi haritalar yurtdışından geliyor. Akıllara
takılacak olan ‘Türkiye’deki definenin haritası, niçin yurtdışından
gelsin?’ sorusunun cevabı ise çok basit; uzun süren savaşlardan sonra
meydana gelen sınır değişiklikleri neticesinde, elinde haritası olup
haritasını arayacak toprağı olmayan kişiler zuhur ediyor ve bunlar bazen
akrabaları vasıtasıyla, bazen de satış yoluyla haritayı ülkemize
sokuyorlar. Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Arnavutluk gibi Balkan
ülkeleri başta olmak üzere Ermenistan, Rusya ve Suriye gibi komşu
ülkelerden geliyor haritalar. İngiliz ve Fransızlar tarafından da
getiriliyor. Ülkemizi ziyaret etmek için gelen turistlerin de harita
getirdikleri söyleniyor.

Eşkıyalar; “Tekrar döneriz, o halde...”

Defineciler, “Eşkıya Örgütü’nün, 1. Dünya Savaşı sırasında Avrupalılar
tarafından ülkemizi, ticari ve siyasi zaafa uğratmak için kurulduğunu
söylüyorlar. Definecilerin adına ‘Eşkıya’ dediği bu örgüt, geçimini
köylünün yıllardır biriktirmiş olduğu ziynet eşyalarını çalarak
sağlardı! “Eşkıyalar”, çaldıkları değerli eşyaların bir bölümünü,
yatıracak banka olmadığı için toprağa gömüyorlardı. Ülkemizi terk etmek
zorunda kaldıklarında da, tekrar döneceklerini hesaba katıp toprağa
yatırdıkları ziynet eşyalarının çevresine, kendilerinin anladıkları
birtakım işaretler çizmişlerdi. Yurdışına kaçarken, beraberinde
götürdükleri kağıt parçalarına, definecilerce ‘harita’ deniyordu.
Milyonlarca insan, eline geçen kağıt parçalarının “define haritası”
olduğundan emindi. Ülkemizde, Avrupa destekli bu Eşkıya Örgütü’nün
yanısıra, tamamen milli olan ‘Eşkıyalar’ da var. Tabii onların da
köylüden çalıp, gömdüğü değerli ziynet eşyaları ve haritalar da. Bunun
yanı sıra Bulgarların, Ermenilerin, Rumların, Suriyelilerin, Misak—ı
Milli sınırları çizilirken “yakın zamanda topraklarımıza tekrar döneriz”
düşüncesiyle toprağa gömdükleri değerli eşyaların yerlerini gösteren
haritalar da ülkemizde mevcut. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu
bölgelerinde yaygın olan kanıya da bakılırsa Ermeniler ve Ruslar
topraklarımızı terk ederken, ağırlık yapıp zaman kaybettireceğini
düşündüklerinden, değerli eşyalarını ‘daha sonra alırız’ düşüncesiyle
toprağa gömmüş ve bunların yerini gösteren haritaları çizmişlerdi.
Defineciler, bundan dolayı eski Rum, Bulgar ve Ermeni evlerinde ve yakın
civarında define olduğuna inanırlar.

Yardım amaçlı haritalar

Bundan yaklaşık iki yıl önce, Bulgaristan’dan, ülkemize gelen ve aynı
zamanda da Kıbrıs ve Bulgar vatandaşı olan Erol Atabalkan, kendisine
zaman zaman yurtdışından bu tür haritalar geldiğini söylüyor.
Atabalkan’a, yurtdışından harita gelmesinin altında yatan sır, yakın
zamanda Bulgaristan’dan gelmesinin yanısıra, arkeolog olmasından dolayı
bu konuda bilgili olması. Atabalkan, haritaların bir çoğunu yardım
amaçlı gönderdiklerini söylüyor. “Bulgar göçmenleri Bulgaristan’a göç
ederken eşkıyaların ve kendilerinin gömdükleri definelerin yerlerini
gösteren haritaları da beraberinde götürdüler” diyen, Atabalkan, bu
insanların bir çoğunun ihtiyarladığını, bir daha Türkiye’ye
gelemeyeceklerini anladıklarında, ellerindeki haritaları çocuklarına,
yakınlarına verdiklerini söylüyor. Yardım amacından kasıt ise, akla
gelebilecek her tür konu. Genelde istenen yardım, köylerin şimdiki
isimleri ile ilgili: “Çizilen haritalardaki köy isimleri Bulgarca.
Bulgaristan’daki arkadaşlar, değişen köy isimleri hakkında yardım
istiyorlar.’

Atabalkan, bir çok Bulgar Türkü’nün elinde haritalar olduğunu da
sözlerine ekliyor. Bulgaristan’dan gelen ‘harita trafiği’ ise, 1986
yılından sonra ülkemize gelmeye başlayan göçmenlerimiz vasıtasıyla
sağlanıyor. Bir çok Bulgar göçmeninde, bu tip haritaların yanında,
askeri ve siyasi öneme sahip şehir ve köylerin yerlerini gösteren
haritalar bulmak da mümkün. Bulgar göçmenlerin, define kaynaklarından
biri de, Bulgaristan’da yayınlanması yasak olmayan definecilikle ilgili
bir çok kitap. Atabalkan’ın elinde de, 8 adet bu tür kitap mevcut.
Yanlız bu kitaplarda harita yok ama harita kadar değerli olan bilgiler
var.

“Sn. Pier Kilisesi altınla dolu”

Ahmet Öztaş... O da bir defineci. Elinde ilginç haritalar olduğunu
söylüyor. Yakın zamanda zengin olacağına o kadar inanmış ki, ‘Sizi bir
dahaki sefere krallar gibi karşılayacağım’ diyor. Gerçi, yakın
arkadaşlarının ifadesiyle Türkiye’de kazmadık toprak bırakmamış ama, o,
bir gün define çıkaracağından adı gibi emin. Antakya’nın Samandağı
ilçesinde ikamet ediyor. 5 çocuk babası. Define aramaktan çocuklarını
okutamamış. Hava gibi, su gibi, sigara gibi bağımlı defineye. Haritaları
Suriye’den temin ettiğini söylüyor. Sn. Pier Kilisesi ile ilgili ele
geçirdiği haritaya bakılırsa, kilisedeki tünelin altı kilolarca altınla
dolu. Altını bulunca, çektiği tüm sıkıntıların biteceğini düşünüyor.

“İşaret var mı, işaret?”

Defineci olmanın, define bulmanın yollarından biri de, yukarıda da
bahsettiğimiz “Eşkıya Örgütünün” taş—toprak üzerine çizdikleri ilginç
işaretlere, definecilerin verdikleri anlamlardan çıkardıkları hikayeler.
Topçular Eski Eserleri Koruma Derneği’ne bilgi almak için gittiğimizde,
bir definecinin bizi, ‘define yolcusu’ zannedip ‘İşaret var mı, işaret!
İşaret yoksa hiç boşuna uğraşmayın’ diyerek karşılaması define bulmada
işaretin önemini açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Defineci,
işaretleri yorumlayabilmek için bazen bir matematikçi kadar zekasını
kullanmak zorunda kalıyor. Toplarken çıkaran, bölerken çarpan bir
anlayışla, işaretler anlamlandırılıyor. Defineciler arasında 460
işaretin varlığından sözediliyor. Tavuk etrafında civcivler, iki
tabancanın karşı karşıya olması, ayak izi, el izi, üçgen, ok, yay, artı,
çarpı, anahtar, kabartma en fazla kullanılan işaretlerin başında
geliyor. Hemen hemen bütün haritalarda, bu işaretlere rastlamak mümkün.
Definecilerce, IX işaretinin dokuz adımı, X işaretinin on adımı, IL
işaretinin dört adımı, L işaretinin beş adımı, LX işaretinin elli adımı
karşıladığı söyleniyor. Her defineci, işaretleri farklı şekilde
yorumluyor. Definecilerin aralarında hemfikir oldukları tek konu belki
de adım konusu. Deneme yanılma yoluyla yorumlanan işaretleri, en iyi
yorumlayanlar hiç kuşku yok ki en fazla toprak kazanlar. Tavuk ve
civcivleri, merkezde büyük define, çevresinde define parçaları olarak
yorumlayanlar olduğu gibi civcivlerin yanıltmak için konulduğu şeklinde
yorumlar da yapılıyor. Üçgen, muska olarak algılanabildiği gibi üçgen
olarak da algılanıyor. İki silah savaşı gösteriyor; bazılarına göre
savaşta elde edilen hazineyi. Ok, hedefin tam karşısında bir yerde
olunduğunun göstergesi.

Hikayeye inanma, hikayesiz kalma

İşaretlerin yorumları uzayıp gidiyor. İşaretlerin yanısıra define bulma
yollarından biri de babadan oğula, dededen toruna, eşten dosta
anlatılagelen hikayeler. Harita ve işaretler kadar hikayeler de umut
yolunda önemli köşe taşı. Defineciler arasında yaşanmış ilginç hikayeler
var. Yaşanmış hikayeler anlatılınca, hikayelerin bu ilginçliği
karşısında zaman su gibi akıp gidiyor. Topçular Eski Eserleri Koruma
Derneği’nde, bir grup defineciyle görüşürken, anlattığı hikayelerin
ilginçliğinden olsa gerek adını bile sormayı unuttuğumuz yaşlı amcanın
söylediklerine bakılırsa topraklarımızın % 95’inin altında define var.
Yıllarını define avcılığına veren bu ‘Yaşlı Kurt’, Yedikule burçlarının
tamamen altınla dolu olduğunu söylüyor. Kendisine kazı izni verildiği
takdirde, ülkeyi ekonomik darboğazdan kurtaracağına inanıyor.
Trakya’daki eski Rum ve Bulgar evlerinin altında hazine olduğundan da
adı gibi emin. Doğudaki Rus ve Ermeni evleri de hazinelerle dolu. ‘Yaşlı
Kurt’un babasından dinlediği bir hikayeye bakılırsa, Istranca Deresi
civarında bulunan Karamandere köyündeki köprünün altı tamamen altınla
dolu.

Hikayeler ile define bulmanın en önemli özelliğinden biri; define
bulunduğu söylenen bölgedeki en yaşlı insanı bulup, anlatılan hikayenin
doğruluğu hakkında fikir sahibi olmak. ‘Yaşlı Kurt’ da bu yöntemden yola
çıkarak, Karamandere köyünün en yaşlısını bulup, babasından dinlediği
hikayenin gerçekliği ile ilgili bilgi almak istemiş. Detektörü ile köy
kahvehanesine girdiğinde kahvehanede bulunanlar birer birer kahvehaneyi
terk etmeye başlamış. Kahveciye, köylünün neden böyle davrandığını
sorunca, kahveci, kendisi gibi yüzlerce insanın bu hikayaye inanıp köye
geldiğini, köylünün de bu insanlardan bıktığı için böyle davrandığını
söyleyince, ‘yaşlı kurt’ bir hayalin de başlamadan bittiğini anlamış.

Bu aşkın sonu bilinmez/Arkasından gidilmez

Defineciler, amaç umut olunca anlatılan, duyulan her hikayenin sonunun
mutlu biteceğine inanır. Her hikaye, yeni bir umut, yeni bir moral
demektir. Hikayeler, düşler ülkesinin an be an gerçekleşmesi olduğu gibi
bazen de kazanılan her kuruşun, kazılan topraklara gömülmesidir.
Toprağa gömülen hayal kırıklıklarının, umutların bir an için unutulup,
mücevherlerin, altınların, heykellerin... dünyasına yolculuk yapmaktır.
Bu işe yıllarını verenlere bakılırsa, ‘Bu aşkın sonu bilinmez/
Arkasından da gidilmez.’ Yıllarını bu uğurda harcayan ve 25 yıldır bir
tek “çöp” bile bulamadım diyen Tokatlı Mahmut’un söylediklerine
bakılırsa; hikayelerin, işaretlerin, eşkıyaların hepsinin gerçekle bir
ilgisi yok. Ona göre, define bulmanın tek yolu var; tesadüf, bir başka
ifadeyle şans. Tokatlı Mahmut gibi yıllarını, umutlarını, hayallerini bu
uğurda harcayıp, bir metelik bile bulamayanların sayısı oldukça fazla
olmasına rağmen, hikayeler, işaretler, eşkıyalar gene de anlatıldıkça
bitmez. Kelimeler, sözler, dizeler, definecilerin ağızlarında bir başka
anlam kazanır. Defineciler, anlatılan her hikayenin doğru olduğuna
inanırlar. Sebebi ise anlatılan hikayelerden bir kaçının (oran olarak
çok düşük) gerçek olması. Onlara göre Sabancı servetini defineciliğe
borçludur. Koç’u ise hiç tartışmaya gerek yok. Koç’un, Atlas dergisi
aracılığı ile, tarihi yerleri çekiyoruz düşüncesiyle hareket edip,
define aradığını söylerler. Bunun için de Atlas dergisinin hiç bir
sayısını kaçırmazlar. Ne de olsa define olduğuna inandıkları yerlerin
fotoğrafları yayımlanmaktadır; Atlas’ın sık sık gittiği Antarktika,
Amazonlar veya çöller bu iş için en uygun yerler olsa gerek! Ajda
Pekkan, Fransa’ya altın bulma makinası getirmek için gitmiştir.
Türkiye’de, zengin olmanın tek yolu defineciliktir. Ziraat Bankası
kurucusu Mithat Paşa, eski bir Bulgardır ve bir Bulgar general ona,
büyük bir hazinenin haritasını vermiştir. Mehmet Ali Ağca’nın
Bulgaristan’a gitmesinin sebebi, bu haritayı ele geçirmektir. Çatlı,
Ağca ile bu yüzden görüşmüştür...!

Her tür hava ve yol koşulunda çalışır

Harita ve işaretleri bulup, hikayeler dinledikten sonra defineyi
bulduğunu zannetmek başlıbaşına bir yanılgıdır ve bu yanılgıya herkes
düşebilir. Çünkü, define bulmada asıl iş, harita ve işaretleri bulup,
hikayeyi dinledikten sonra başlıyor. Bu aşamada kazma kürek kullanıldığı
gibi, defineciler arasında daha güvenilir olan teknolojiden de
yararlanılıyor. Amatöründen profesyoneline kadar, her definecinin
kullandığı bu teknoloji aygıtının adı ise detektör. Detektörlerin,
İstanbul’da 12, İzmir’de 4, Konya’da 2, Adana’da 1 ve Ankara’da 6 adet
olmak üzere, Türkiye’de toplam 25 yerde satışı yapılıyor. Detektörlerin,
hemen hemen hepsinin genel özelliği; bilgisayar dizaynlı, metal
ayrımlı, sesli ve sessiz çalışan, kulaklıkla gizli dinlenebilen, ışık
panelli, dokunmatik kontrollü, süper derinlikli, derinlik göstergeli,
hassas toprak ayarlı, kolay kullanımlı, bol yedek parçalı olması.
Piyasadaki en pahalı detektör, orijinal Amerikan ayrımlı, derin, dijital
ayrımlı detektör. Setiyle beraber satılan bu detektörün fiyatı,
yaklaşık 650 milyon TL. Piyasada, Amerikan malı detektörlerin yanısıra,
kendi üretimimiz olan, tamamen yerli detektörler de mevcut. Super P
Profi A—9000 bu detektörlerden biri. Fiyatı 55 milyon TL. Başlık takımı
ile süper derin taramalı, para ve mücevher arayabiliyor. Ek başlıklarla
fiyatı 150 milyonu buluyor. Islak zeminde ve sahilde de derin arama
yapabiliyor. A—8000 serisi ise profesyoneller için imal edilen bir diğer
detektör çeşidi. Para ve mücevher arayan, ıslak zeminde ve sahilde
arama yapabilen bu detektör de diğer detektörlerle aynı özelliklere
sahip. Fiyatı ise 36 milyon TL.

“Az masrafla çok iş”

Detektör piyasasında ‘Süper Profesyoneller’ ve ‘Profesyoneller’ için
üretilen detektörlerin yanısıra daha ucuz olan ve bu işe yeni başlayan
‘Amatörler için’ üretilen detektörlere de rastlamak mümkün. Üreticilerin
söylediklerine bakılırsa, bu detektör, ‘az masrafla çok iş başarıyor.’
Tabii, bu detektör de 650 milyonluk Amerikan detektörü ile aynı
özelliklere sahip. Tek farkı ise, fiyatının, 650 milyon değil, 17 milyon
500 bin olması. Diğer detektörlerle hemen hemen aynı özelliklere sahip
olan bu detektörlerin fiyatının ucuz olmasının sebebi, setteki bir kaç
başlığın eksik olması.

El, cep, uzun menzilli... Sırada ne var?

Detektör piyasası, define avcılarının çok rahat hareket edebilmeleri
için ellerinden gelen tüm yardımı yapıyorlar! Bu amaçla, her yere
rahatlıkla götürülebilen, tam otomatik, hiçbir ayar gerektirmeyen ve
altın, gümüş vb. metallerin yerini tesbit eden, ‘el detektörleri’ de bu
piyasada üretiliyor. Fiyatı 4 milyon 900 bin olan bu detektörün
yanısıra, ‘herkes için her yerde kullanılabilen’ cep detektörleri de
üreticilerin yapmış oldukları bir başka kolaylık. Toprak yüzeyine yakın,
altın, gümüş vb. metalleri bulan, ışıklı ve sesli ikaz veren ve hedefi
tam tesbit eden bu detektörün fiyatı ise 1 milyon 900 bin TL. Detektör
piyasasındaki en son gelişme ise, uzun menzilli detektörlerin
üretilmesi. Geniş bir alanı saatler harcamadan bir kaç dakika içinde
tarayabiliyor. Menzili 8 km. Maksimum derinliği ise 10 metre. Açı
ayarlı, iki anteni ile tarama alanı dar veya geniş tutabiliyor. Böylece
bir bölgede dağınık halde duran defineleri tek tek veya toplu halde
algılayabiliyor. Uzun menzilli olmasından dolayı fiyatı da oldukça
pahalı. Yaklaşık 150 milyon civarında.

Detektör kullanmasını bilmiyoruz

Türkiye’de, bir yılda yaklaşık 5000 adet detektör satılıyor. Detektör
satışlarının bir hayli fazla olması, özelliklerinin de çok fazla geniş
olmasına rağmen, define bulup zengin olan insanlara pek rastlanmıyor.
Hatta defineciler arasında, detektör satın alan ve özelliklerinin kötü
olduğuna inanıp daha pahalı detektör alanlar da yok değil. Buna rağmen,
yine de define bulan pek fazla insan yok. Definecilere göre sorun
ellerindeki detektörlerin iyi olmaması. Satıcılara bakılırsa, sorun
detektörde değil, detektörü kullananlarda.

Dernek Başkan Yardımcılığı yanısıra, detektör satıcılığı da yapan Erol
Atabalkan, definenin ibreli ve sesli ayarlarla bulunduğunu, define
arayanların da bu ayarları bilmediğini, bu yüzden sorunun detektörden
değil, detektörü kullananlardan kaynaklandığını söylüyor: “Dijital
rakamla ayrılan ve her metale ayrı ayrı çıkarılmış rakamların olduğu
detektörler var. Kullananlar bunu bilmediği için, sorunun detektörden
kaynaklandığını sanıyorlar.”

Detektör alıp memnun olan insan bulmak zor olduğu için Atabalkan’a;
‘detektörlerin, özelliklerinin çok geniş, kullanımının çok basit olduğu
söylenmesine rağmen, hiç kimse mi kullanmasını bilmiyor?’ şeklinde
sorduğumuz soruya ise, ilginç bir cevap alıyoruz. Atabalkan piyasada
bulunan detektörlerin kullananların dediği gibi kötü olduğunu itiraf
edip, bunun sebebinin ise piyasadaki ithal detektörlerden
kaynaklandığını belirtiyor. “Aslında yerli mallar daha iyi. Ama Amerikan
mallarına daha fazla talep var. Bunlar da denildiği gibi çok kötü.
İthal olduğu için satıcı bu malları çok ucuza alıp pahalıya satıyor”
diyen Atabalkan, ama defineciler kullanmasını bilseler bu kötü
detektörlerden de çok fazla yararlanabilirler demeyi de sözlerine
eklemeden edemiyor. Amaç umut, talep de fazla olunca her keseye uygun
detektörler imal ediliyor ve tabii ki kazanan da detektörcüler oluyor.

Ölüye de rahat yok

Detektör satın alıp elindeki haritaya, gördüğü işaretlere ve dinlediği,
duyduğu hikayelere inanıp define arayanların yanısıra, mezarlarda altın
diş, yüzük, kolye, kemer vb. arayanları da bu dünyada görmek mümkün. En
kötü detektör bile, herhangi bir metale ses verdiği için, mezarcılar,
mezarların içerisinde ne olduğunu hesaba katmadan, ya tutarsa mantığıyla
hareket edip, bu dünyadan elini eteğini çeken insanları hiç tereddüt
etmeden rahatsız edebiliyorlar. Eski Türk, Yunan, Bizans ve Mısır
geleneklerinde, değerli eşyaların ölülerle beraber gömülmesinden dolayı
gözünü para hırsı bürümüş bu insanlar, hiç tereddüt etmeden mezarları
kazabiliyorlar. Bu insanlar, ülkemizde azımsanmayacak kadar da fazlalar.

‘Mezarcılar’ın’ yoğun olduğu bölgelerin başında, Ege ve Akdeniz geliyor.
Bunun yanısıra Kapıdağ yarımadasında, Güneydoğu’da ve İç Anadolu’da da
bu insanlara rastlamak mümkün. Balıkesir’in Erdek ilçesine bağlı Narlı
köyünde, eski kilisenin yanındaki mezarlıkta da, mezarcılar bu tür
araştırmalar yapmış. Köylülerin söylediklerine göre köyde, 1. Dünya
Savaşına kadar ölüler, milletlere ayrılarak gömülürmüş. Bir dönem Türk,
Yunan ve Pomakların beraber yaşayıp, ayrı ayrı mezarlara gömüldükleri
Narlı köyünde, bugün mezarcıların en çok talan ettikleri mezarların
başında Pomakların ve Yunanlıların mezarları geliyor. Köylülere göre bu
mezarların talan edilmesinin sebebi, mezar taşlarındaki oymaların,
işlemelerin ilginç olması. Aynı zamanda da Hıristiyan kültürünü
yansıtıyor olması. Köylüler oymaların ve işlemelerin ilginç olmasından
dolayı mezarcıların, mezarda değerli eşyalar olabilir düşüncesiyle
mezarları kazdıklarını belirtiyorlar.

Yaşlı bir köylü, mezarcıların, bir şey bulumadıklarından dolayı, ‘para
eder’ diye, bu işlemeleri ilginç olan taşları çaldıklarını söylüyor. “
Bundan bir yıl önce, bu ilginç taşlar mezarlıkta vardı. Ama bir yıl
içinde para eder diye taşlar çalındı. Taşları çalınan mezarların hemen
hemen hepsi açılmış, mezarcılar içerisinde bir şey bulamayınca taşları
çalmışlar.”

Türkiye’de yaşanan en büyük mezar hırsızlığı, bundan 10 yıl önce
Antalya’nın Elmalı ilçesinde gerçekleşmişti. Bayındır köyünden Süleyman
Dönmez isimli şahsın, Çağıltemeller yöresindeki D mezarlığından
çıkardığı (Kral Midas’ın hazinesi olduğu söyleniyor) eserler oldukça
ilginçti. D mezarlığındaki iskeletin belinde bulunan inanılmaz
güzellikte bir gümüş kemer, 9 gümüş çengelli iğne ve 10 bronz, boğa
başlı bronzdan yapılmış iki küçük kazan, gümüş at göğüslükleri, gümüş
koşum eşyaları, çok miktarda gümüş plaka, kaplama parçalar vb. mezardan
çıkan parçalardan sadece bir kaçıydı. Mezarda bulunan gümüş rahip
heykelciğin ise dünyada eşi benzeri yok. Detektörün ses vermesi sonucu
tesadüfen kazıldığı söylenen bu mezarın hikayesini, detektör
satıcılarının, detektör fiyatını gösteren kataloglarında görmek mümkün.
Bu mezar hırsızlığının, reklam amaçlı kataloglara neden girdiği sorusu
ise olayın diğer bir boyutu.

“Ararım, kazıyamam”

Define aramanın hukuki boyutu ise oldukça ilginç. Resmi Gazete’de
yayınlanan tebliğlere, yönetmeliklere ve konuyla ilgili Yargıtay
kararlarına göre metal detektörleriyle kazı yapmamak şartıyla, define
aramak serbest ve herhangi bir izne bağlı değil. Kazı yapmak için ise,
resmi makamlardan izin alınıyor. İzin alındıktan sonra yapılan kazılarda
bulunan eserlerin % 10’u arazi sahibinin, % 50’si devletin, % 40’ı ise
definecinin.

İstanbul eski Mali Şube Müdürü Salih Güngör, yüzde altmışlık kısmı,
devlet ve arazi sahibine kaptırmak istemeyen bazı definecilerin kaçak
kazı yaptıklarını söylüyor: “Define aramak serbest, kazı yapmak yasak
olduğu için, definecilerin bir çoğu % 50’lik kısmı kaptırmamak için
yasak kazı yapıyorlar. Detektör olayının iyi tahlil edilmesi gerekir.
Detektörlerle hazine bulmak zor olsa da, arama serbest olduğu için bu
insanların, ‘hazine var’ deyip, tarihi bölgelere, eserlere verdiği
tahribatı da hesaplamak gerekir.”

Gazeteci Özgen Acar da, detektörlerin bir kültür katilleri olduğunu,
eline detektörü alanın istediği yeri, istediği zaman çok rahatlıkla
aradığından dolayı kültürün katledildiğini söylüyor: “Eline detektör
alan, hazine bulacağım diye tarihi ve kültürel alanların yoğun olduğu
yere akın ediyor. Tarihi alanlarımız da bu insanların elinde tarumar
olup gidiyor.”

Nee! Cin mi dedin...

İnsanların geceleyin yanından bile geçmeye çekindiği mezarları
korkusuzca kazan, devletten ve yasalardan korkmayan definecilerin,
korktukları noktalardan biridir, defineyi cinlerin koruduğu inanışı.
Tılsım olayı ise apayrı bir konudur. Yıllardır, toprak altında kalan
definenin sahiplenilmesi olayıdır tılsım. Bir başka tabirle gün yüzüne
çıkamaması. Tılsım inanışına göre, defineyi koruyan güçler, definenin,
toprak yüzeyine çıkmasını istemiyor ve insan elinin defineye dokunmasını
arzu etmediğinden, değişik şekillere girerek, insanların defineye
ulaşmasını önlüyorlar. Bu güçlerin neler olduğu ise tartışılan bir konu.
Kimine göre cin, kimine göre ise definenin kendi gücü. Definecilere
göre, ne olduğu belirsiz bu güçler, kimi zaman yılan şekline, kimi zaman
kurbağa, kimi zaman da değişik böcek şekillerine girerek, insanların
defineye sahip olmasını önlüyorlar. Defineci Hüseyin, kendisinin başına
bu tür olayın geldiğini söylüyor. Amasya’da, define olduğuna adı gibi
emin olduğu yeri kazdıktan sonra, yılanlarla karşılaştığını söyleyen
ünlü gezgin Hüseyin, definenin yılan şekline bürünüp, oradan
kaybolduğunu belirtiyor. Bazı definecilere göre, tılsımın yanısıra,
cinler de defineye sahip çıkıyor. Onların elinden, sahiplendiği defineyi
almak, cinlerin, alan insana musallat olması demek. Defineciler
arasında bu inanış, oldukça yaygın. Amasya’da, tılsımla karşılaşan
Hüseyin, bir başka kazıda da cinlerle karşılaşmış. Cinlerin, sakın bu
defineyi alma diye kendisine uyarıda bulunduğunu belirten ünlü gezgin,
bu uyarıya uyduğunu ve uyanlara cinlerin kesinlikle musallat
olmadıklarını, yıllırın tecrübesiyle(!) söylüyor. Amaç; para, hazine
olunca defineciler, cinlerden korunmak için muska, büyü, kısaca akla
gelebilecek her tür mistik yola başvuruyorlar. Cinlerin musallat
olmaması için, kazı çalışmasında dualar okuyup, muskalar toprağa
gömüyorlar. Bazen de kazı yapılan yerde herhangi bir hayvan kesilip kanı
toprağa akıtılıyor. Define bulup deliren, olur olmaz yerde bayılan,
zürafaların, fillerin üzerine geldiğini söyleyen insanların olduğu da en
yaygın söylentiler arasında. Gerçi defineciler bunların söylenti değil
gerçek olduğunu söylerler. Tanıdıkları bir çok insana cin musallat
olmuştur. Hocaların birçoğu da cinlerin defineyi koruduklarını
söylemişler. Bu işle uğraşan, definecilere muska yazan hocalar da az
değil.

Cinlerin gerçekten defineleri koruyup korumadığı sorusuna net bir cevap
vermek zor. Definecilerin bazılarına bakılırsa, cin olayı tamamen gerçek
ve bir çok kişiye cin bu yolla musallat olmuş. Definecilerin bir araya
geldikleri, Kadıköy Asya Kıraathanesi’nde görüştüğümüz Mehmet Ulutaş’a
göre cin hikayeleri tamamen gerçek. Hemen yanıbaşındaki, Tokatlı
Mahmut’a bakılırsa definecilerin hayal ürünü. Ama, tılsım olayı ona
göre, gerçek. Bu konuyla ilgili yazılan dini kitapların bazılarına
bakılırsa cinler, defineyle irtibatlı olabilir. Bazı kitaplarda ise,
definecilerin hayal dünyalarının geniş olmasından dolayı bu tür
söylentilerin yayıldığı, tamamen fıtri olan hastalıkların cinlere mal
edildiği söylenir.

İstanbul Müftülüğü’nün bizlere yapmış olduğu açıklama ise oldukça net.
Müftülük Fetva Dairesi yetkilileri; bu konunun su götürmeyecek kadar net
olduğunu, cinlerin, tılsımın defineyle irtibatının mümkün olmadığını,
bu tür söylentilerin dinle, muskayla da hiçbir ilgisinin olamayacağını
belirtiyorlar.

Define: “Bilinç altındaki, değişmeyen tutku”

Yıllarını sonu bilinmez bu umut yolculuğuna verip, kimi zaman ailesini,
kimi zaman eşini—dostunu unutan, bazen aylarca ailesiyle görüşmeyen,
servetini son kuruşuna kadar hiç çekinmeden toprak altına gömmekten
çekinmeyen bu insanların, ancak ölümle ayrılabilecekleri bir tutkuyla
defineye bağlanmaları oldukça manidar. Onlar kendi hayal dünyalarında
mutlu olduklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Umutlarının
yıkılmaması onlar için oldukça önemli. Buna da zaten mecburlar. Bir
definecinin söylemiyle, “Umudun olmadığı yerde yıkım, yıkımın olduğu
yerde ise bir son, yani idam vardır” sözü, onların mecburiyetini en iyi
şekilde anlatıyor. Psikiyatr Özcan Köknel, bu insanların saplantıları
sonucu güçlü düşlerinin gerçekleşeceğine inandıklarını, ortak bilinç
altlarında ve ruhsal gelişmeleri içerisinde çocukluk dönemlerinden kalan
ilginç olanı, sır olanı bulma, araştırma yatkınlığının devam edip,
yaptıklarını ve yapacaklarını etkilediğini söylüyor. “Yaş ilerledikçe.
insan yaşamla daha sıkı bağlantı kurdukça inandığı bazı hikayelerin
gerçek yaşamla örtüşmediğini görecektir. Ama görülüyor ki bu insanların
yaşları ilerlemesine rağmen çocukluk döneminden kalan, hayal
dünyalarının etkisi daha fazla yapacaklarına etki ediyor” diyen Köknel,
maddi ve manevi tatminsizliğin, iyi ve mutlu yaşama isteğinin de bilinç
altına eklenmesiyle tutkunun daha da arttığını sözlerine ekliyor.

Definecileri kumar, loto, vb. oynayanlara benzeten Köknel, bu insanları
kendi dünyalarından ayırmanın çok zor olduğunu, gerçek yaşamla yüz yüze
olmalarının da kendilerinin elinde olduğunu belirtiyor. “Kumarda
kaybeden insanı masadan kaldırmak oldukça zordur. Son kuruşuna kadar
oynar, hatta borç alır gene oynar. Kaybettiklerini kazanmak için bütün
yolları dener. Defineciler de bir çok kazıdan elleri boş dönseler de,
yeni bir hikayeye, kazanma arzusuyla gözlerini kırpmadan atılırlar
sanıyorum.”

Ölüm bizi ayırıncaya dek, seninleyiz

‘Define’, günyüzüyle tanışmamış, gizemli, esrarla dolu bir sözcük.
‘Defineci’ ise, bu gizemli dünyanın peşinde koşan kişi.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 6:08 am

ahmet16

avatar


tesekkurler ustat bu tutkuyu bukadar guzel bır yazıtla anlatman cokguzel hersey kısmetten ıbarettır cok paralar dokupde bır seylerın pesınde kendını batıracak kadar koşmak dogru degılbencede ama neyapacak sın yurdumun ınsanı ıste umut pesınde koşmaktan yorulmaz nedıyelım herkesın sansı bololsun

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz