GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 4 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 4 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

YAŞADIKLARIMIZ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:00 am

CANTAR

avatar


Mezardan Çıkan Gaz

1980’li yıllarda Doğu Anadolu’da arkeoloji ve tarih araştırmaları
yeniden ivme kazandı. Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu
Van havzasında ilk kez bir köy yerleşmesinde arkeolojik kazılara
başladı. Dilkaya’da Tunç Çağı’na ve Urartu dönemine ait köy yaşamı ve
Urartu dönemi mezarlığı incelendi. Arkasından İstanbul Üniversitesi’nden
Prof. Dr. Taner Tarhan ve Veli Sevin’in ekipleri Van Kalesi ve
yanındaki höyükte çalışma başlattılar. Başkentin anıtsal mimarisi ve
buraya yerleşmiş sivil halkın yaşam biçimi konusundaki bilgilerimizin
önemli bir bölümü bu çalışmalardan gelmektedir. Bu çalışmaları yine Van
Gölü havzasındaki Karagündüz, Ayanis, Anzaf ve Yoncatepe çalışmaları
izledi. Bütün bunların yanında ekipler bölgede dolaşarak eski yerleşim
yerlerinin toprak üzerinden gözlenen kalıntılarını belgelemeye ve
bölgenin kültürel mirasının boyutlarını anlamaya çalıştılar.

Arkeolojik çalışmalar Kültür Bakanlığı’nın izni ve Van Müzesi’nin
katkılarıyla İstanbul ve İzmir’den gelen ekipler yürütmekteydi. Ancak
bölgede bu dönemde yoğun bir başka çalışmanın da yürütüldüğü
anlaşılmaktadır. Birçok gümüşçünün vitrininde Urartu kemer parçaları,
kolye ve boncukları sergilenmekte, nereden olduğu sorulduğunda da en çok
Patnos civarından cevabı alınmaktaydı. Aslında defineciler Van
havzasındaki bütün Urartu yerleşmelerinin yakın çevresini yoklamakta ve
geliştirdikleri tekniklerle mezarlara ulaşmakta ve yağma etmekteydiler.
Nitekim Van’ın mahallesi haline dönüşen Kalecik ile göl arasında kalan
alanda başkentin mezarlığı soyulmuş, bundan kimsenin haberi olmamıştı.
Aynı şekilde Erçek Gölü yakınındaki Karagündüz mezarlığı yine böyle bir
kazı sonrasında Müzeye ulaşan haberle keşfedilmişti. Patnos civarındaki
birçok mezarlık ise çok daha eski dönemden beri sistematik bir biçimde
kazılmakta ve Urartu eserleri dünyanın her köşesine pazarlanmaktaydı.

Van Kalesi çalışmalarına öğrenci olarak katıldığımız yıllarda,
definecilerin bir mezarı açtıkları ancak gaz nedeniyle içine
giremedikleri haberi ulaşmıştı. Bizim hoca ve müzeden bir görevli,
kazılan mezara gitmiş ancak gaz kokusu nedeniyle içine girememişlerdi.
Bunun üzerine hikayeler dilden dile zenginleşerek aktarılmaya
başlamıştı. “Dağın içinden gelen volkanik bir sızıntı mezardan
çıkmakta..” gibi zeka ürünü (?) olanlar yanında sihir, büyü ve cin
koruması gibi alışılmış olanlar da bu hikayelerin parçasıydı. Hafta sonu
Van Gölü’nün kuzeyine düzenlenen bir gezi sırasında definecilerin
kazdığı mezara da uğradık. Bir oda mezarın üst kapak taşı kaldırılmış,
defineciler buradan giremeyeceklerini anlayınca yandan giriş bölümü
açmışlardı. Defineciler mezarı görmek için bir gazeteyi tutuşturmuş
onunla içeriyi aydınlatmış, ancak bir süre sonra sönen gazeteyi mezara
bırakmışlardı. Mezar tabanında gazetenin yanında, açık olan üst kapaktan
içeri girince zehirlenerek öldüğü anlaşılan bir de serçe yatıyordu.
Karanlık olan mezarın içinde belli belirsiz kül ve insan kemiklerinden
başka bir şey gözükmüyordu.

Hoca zehirli gaz nedeniyle kimsenin içeri girmesini istemiyordu.
Kalabalıkta bu gizemli kokuyu tartışırken ben yan taraftan mezarın
kapısına yöneldim. Önce kafamı içeri uzattım, bir koku alamadığımı fark
edince cesaretimi toplayıp yavaşça mezara girdim. Yaklaşık 2700 yıl önce
kapatılmış ve o günden bugüne dokunulmamış bir mezara ilk giren olmak
için büyük bir heyecan duyuyordum. Plan hazırdı: önce gözlerimin
karanlığa alışması için biraz bekleyecek, sonra mezarın ortasına kadar
yürüyecektim, koku duyarsam zehirlenmemek için delik olan üst kapaktan
nefes alacaktım. Mezar tabanında Urartu döneminde gömülen insanların
iskeletleri, yakılarak mezara bırakılan ölülerin külleri ve bazı
tanımlayamadığım nesneler vardı. Heyecandan küt küt atan kalbimi teskin
ederek içeri girdim ve yürümeye başladım. Tam ortaya geldiğimde kafamı
yukarı kaldırdım. Hoca içeri bakıyor ve mezar tabanında ne olduğunu
anlamaya çalışıyordu. Bir anda göz göze geldik. Mezar tabanındaki
karanlıkta beliren iki göz hocanın dehşete kapılmasına neden olmuştu.
Önce çok kızdı hemen arkasından mezarın girişine yöneldi. Yavaş yavaş
ilerlediler. Tabandaki hareket arttıkça hafif gaz kokusu bize de gelmeye
başladı. Urartu döneminde gömülen bedenlerden çürüyünce açığa çıkan
ağır koku binlerce yıl sonra efsaneye dönüşmüştü.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:02 am

CANTAR

avatar


Sivas ili birçok medeniyete beşiklik yapmıştır Selçuklular, Romalılar
çoğunluktadır. Rivayet olunur ki, Kabaçam köyünün Aluçlu mevkiinde kale
denilen büyük ve basamaklı bir taş bulunur bu taşın üzerinde bir ağaç
vardır ve ve taşın alt tarafı uçurumdur, söylentilere göre zamanın
hükümdarı cezalandırdığı insanların bu taşın üstüne çıkartarak ya
uçurumdan aşağı atmak suretiyle cezalandırıyor yâda taşın üstündeki
ağaca asıyor cesetlerini ise bu uçuruma bıraktırıyordu. Böylelikle halk
dilinde o kayanın adı ASARIN KALE olarak isimlenmişti. Zamanla yine
civar köylüler ve meraklı definecilerin uğrak yeri olan kale taşı(asarın
kale) birçok kazıya ev sahipliği yapmıştır. Kazılan her yerde birçok
insan kemiği bulunmasına rağmen kayda değer bir altın bulunamamıştır.
Ancak 2007 ‘de yaptığım araştırmalarda günümüze kadar bozulmadan gelen
bu kale taşının basamakları olduğu, taşın üstüne dönerek çıkıldığı ve
kayanın ikiye ayrılan tepesinde büyük bir ağaç kökünün bulunduğu ortaya
çıkmıştır. Kayanın dibinde ise yeni yer yer kemiklerin olduğu
gözlemlenmiştir.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

3 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:03 am

CANTAR

avatar


rivayet olunur ki Kabaçam köyünde Yazyurdu nun altına düşen ve
ekinciler(arzuman) köyü yolunun sağında, kalan taşlı tepenin adıdır
Deliktaş. Yine rivayete göre yakın civar köylerde bir bilge kadın
yaşamaktadır birçok rüyayı hayra yorarak bilen bu kadın az zamanda civar
köylüler tarafından nam salmıştır. Hastalığı olan, derdi olan, rüya
yorumlatanlar bu kadının kapısını aşındırır olmuştur. Hatta genç kızlar
bile fallarını bu kadına baktırmaktadır. Civar köylerden bir yaşlı zat
gördüğü rüyayı bu kadına yorumlatmış, yorum sonucunda delükdaş’ta
kısmetinin olduğu söylenmiştir. Kadının yorumuna göre delükdaş’ın iki
kapısı vardır ikisi de taştandır, bir kapı üstte, bir kapıda alttadır,
herhangi bir kapıdan girildiği vakit içeride bir küp vardır ki hazinenin
bu küpün altında olduğu söylenmektedir. Adam gün ağarır ağarmaz
çalışmalarına başlamıştır ve aramalar sonucunda taşın üst kapısını
bulmuştur kapının girişinde oyma taştan yapılmış işaretleri görmüştür.
Kapıyı kırıp içeri giren köylü, içeride odaların bulunduğunu görmüştür
ve odaların birinde bir insanın rahatça sığacağı bir küp bulmuştur ve
hemen küpün ağzını açmıştır, fakat küpün içinde kime ait olduğu
bilinmeyen yıllardır yatan bir insan cesedi bulunmaktadır.(eski
rivayetlerde Ermenilerin ölülerini küplere koyup gömdükleri
bilinmektedir) bundan haberi olmayan köylü küpün ağzını açar açmaz
etrafa yayılan keskin kokudan dolayı baygınlık geçirmiştir. Zaman sonra
ayıldığında ise korkmuş ve açtığı kapıyı kapatarak oradan uzaklaşmıştır.

Yıllar sonra kayanın esrarı yine defineciler tarafından bulunarak içine
girilmiştir yapılan kazılar sonucunda odaların altında da odalar vardır
bunlar büyük beton bloklar tarafından kapatılmıştır yani kayanın
içindeki odalar altlı üstlü iki kattan oluşmaktadır yani bilge kadının
söylediği iki kapı iki katlı bir yapının varlığını doğrulamıştır küp ise
ikinci kattadır, küpün altındaki beton blokla örtülmüş odada ise yüklü
bir hazine bulunmuştur. Yine bilge kadının bahsettiği küpün altındaki
hazine aslında küpün tam altında değil küpün bulunduğu katın alt
katındadır böylelikle bir rivayet daha sonuçlanmış fakat Hazineyi kimin
bulduğu asla öğrenilememiştir. 2007 yılının ağustos ayında delik taşa
çıkmıştım ve kapının var olduğunu blokların ise tahrip olduğunu gördüm.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

4 Geri: YAŞADIKLARIMIZ Bir Cuma Tem. 16, 2010 2:06 am

CANTAR

avatar


1900 lü yılların öncesinde Sivas ve iç Anadolu ermeni ve Rum
yerleşimciler tarafından işgal edilmiştir erminiler dinlerine bağlı
insanlardı her gittiği yerlere şaheser kiliselerini inşa ederlerdi, bu
kiliselerde sadece ibadet etmezler tüm önemli kararları da bu
kiliselerde alırlardı, bu yüzden kilise onlar için her şeydi.

İşte Bu yıllarda ermeni yerleşimciler Sivas Doğanşar ilçesine bağlı
Kabaçam köyüne ait çağnuluk (çan oluk) merasına görkemli bir kilise inşa
ettiler kilise en yüksek tepeye yapıldı, kilisenin bir özelliği de
çan’ının ve oluğunun som altından olmasıydı. Kilise uzun yıllar hizmet
verdikten sonra, Türklerin Anadolu’yu ve balkanları ele geçirmesiyle
birlikte Ermeniler bu topraklardan göç ettiler, gerilerinde harabe bir
kilise bırakarak, sadece yanlarında kendilerine yetecek kadar yiyecek ve
erzak aldılar, kiliseye ait olan altın çan’ı ve oluğu geriye dönme
düşüncesiyle çağnuluk mevkiine gömdüler, yıllar sonra ermeni
yerleşicilerden bir ihtiyar çağnuluk mevkiine gelerek bunları aramaya
başladı, geldiğinde birkaç hane o mevki ye yerleşmişlerdi. Evleri tek
tek dolaşan ermeni yaşlı adam aradığı çanı evin birinde buldu rivayete
göre köylü bir yaşlı, çan’ın altın olduğundan habersiz çan’ı içinde tuz
dövmek amaçlı kullanıyordu. Yaşlı ermeni köylüye büyük bir para
teklifinde bulundu. Zaten geçim zorluğu çeken köylü bu teklifi
reddetmedi ve çan’ ı Ermeni’ye sattı ikisi de bu alış verişten çok
memnun oldular. Yaşlı ermeni giderken o mevki yi çok iyi bildiği için
ihtiyar köylüye “bu çan’ı bulduğun yerde bide oluk olacak onu da
bulursan kimseye verme diye tembihte bulundu ve oradan ayrıldı. Zamanla
köyün gençleri ve defineciler o mevkide kazılar yapsalar da bir türlü
altınoluğu bulamadılar, ancak orda bulunan bazı ermeni mezarlarından
birkaç tane altın para buldular.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz