GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Açıklanamayan Bilimsel Olaylar

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Açıklanamayan Bilimsel Olaylar Bir Paz Şub. 13, 2011 8:51 am

CANTAR

avatar


Açıklanamayan Bilimsel Olaylar

Bilim
dünyasında, bilinen teorilere uymayan, çok sayıda olay gözlenebiliyor.
İlk başlarda açıklanamayan bu olaylar zaman içinde yeni teorilerin ve
bilimsel buluşların ortaya çıkmasına neden olabiliyor ve bu nedenle bu
tür açıklanamayan olayların üzerinde durmak insanlık için son derece
faydalı sonuçlar doğurabilir. Ancak bu olaylardan bazıları ilk ortaya
kondukları andan bu ana yıllar geçmiş olmasına rağmen halen
açıklanamıyor ve yanlışlıkları da ispatlanamıyor. 2005 yılı itibariyle
üzerinde en çok durulan ve henüz açıklanamayan 13 olay şu şekilde
sıralanıyor:

1) ETKİSİZ İLACIN (PLASEBO) ETKİSİ NEDİR?

Etkisiz ilaç verilen hastaların, tıpkı normal ilaç almış gibi kendilerini iyi hissetmelerinin nedeni nedir, bilinmiyor.

Süphesiz
duymuşsunuzdur, ilaç yerine verilen etkisiz ilaçların, tıpkı ilaç
almış gibi etki yaptığını. Ama nasıl etkidiği ve nedeni bilinmiyor.
Plasebo etkisinin gücünü siz de evde bir deneyle görebilirsiniz, tabii
bu deneyi üzerinde uygulayabileceğiniz birisini bulabilirseniz! Günde
birkaç kez, birkaç gün boyunca birinin canını yakın. Deney in son
gününe kadar ağrıyı morfin ile kontrol altına alın. Bu son gün morfin
yerine tuzlu su kullanın. Sonuçta tuzlu suyun ağrıyı azalttığını
göreceksiniz.

İşte
plasebo etkisi buna deniyor. Bu etki bazen çok güçlü olabiliyor.
Yukarıdaki deneyi ilk kez İtalya da Torino Üniversitesi nden Fabrizio
Benedetti yaptı. Doktorlar plasebo etkisinin onlarca yıldır farkında.

Benedetti,
ayrıca Parkinson hastalarında da plasebo etkisini araştırdı. Tuzlu
suyun plasebo etkisinin hastalarda titreme ve kas sertliğini azalttığını
gören (Nature Neuroscience, vol 7, p 587) Benedetti ve ekibi,
hastalara tuzlu su verirken beyinlerindeki nöronların faaliyetlerini
ölçtü. Deneyde "Alt-talamik çekirdek"teki nöronların, tuzlu su
verildikçe daha az tetiklendiği anlaşıldı. Bu şekilde hastalığın
semptomları düzelirken, nöron faaliyetleri de azalıyordu.

Benedetti
bu deneyden elde edilen sonuçları şöyle değerlendiriyor: "Burada neler
olup bitiğini öğrenmek zorundayız. Ancak bir şey kesin: Beklentiler ve
terapötik sonuçlar arasındaki ilişki, beyin-beden etkileşimini anlamak
için mükemmel bir model oluşturuyor. Şimdi bilim adamları plasebo
etkisinin nerede ve ne zaman devreye girdiğini anlamaya çalışıyor.
Hastalıklar farklı da olsa altta yatan mekanizma aynı olabilir".




2) BIG BANG RADYASYONU YAYILIMI UZAYDA NASIL EŞİT OLUYOR



?Ufuk
Problemi adı ile bilinen olgu, ?büyük patlama dan geride kalan
radyasyon yayılımının evrenin her yerinde nasıl eşit olarak
dağıldığıdır. Astrofizikçiler sorunu çözmek için göbek patlatıyor.


Evren
anlaşılmaz bir şekilde tekdüzedir. Görülür evrenin bir ucundan
diğerine, uzayı bütünü olarak incelerseniz, kozmosu dolduran mikrodalga
geri plan radyasyonunun sıcaklığının her yerde aynı olduğunu
görürsünüz. Bu ilk bakışta şaşırtıcı gelmeyebilir; ancak bir uçtan
diğer uca mesafenin 28 milyar ışık yılı olduğu ve evrenin 14 milyar
yaşında olduğu düşünülürse, bu sonucun ne denli anormal olduğu ortaya
çıkar.

Hiçbir
şey ışık hızından daha hızlı değildir. Dolayısıyla ısı radyasyonunun,
Big Bang sırasında ortaya çıkan soğuk ve sıcak noktalar arasındaki
farklılığı eşitlemek için iki ufuk arasında yol alması mümkün
görünmüyor. Bu "ufuk problemi" kozmologların başını ağrıtan en önemli
problemlerden biri. Ortaya atılan ve herkes tarafından kabul edilmeyen
görüşler var.




3) EINSTEIN YANILIYOR MU?



10
yıldan daha uzun bir zamandır Japonya daki fizikçiler varolması mümkün
olmayan kozmik ışınları gözlüyorlar. Kozmik ışınlar, evrende ışık
hızına yakın bir hızda yol alan parçacıklardır Dünya da tespit edilen
bazı kozmik ışınlar, süpernova gibi şiddetli olaylar sırasında üretilir
ve bunlar doğada görülen en enerjik parçacıklar.


Kozmik
ışın parçacıkları uzayda yol alırken, evreni dolduran düşük enerjili
fotonlarla çarpışarak enerjilerini yitirirler. Einstein ın özel
görelilik kuramına göre bizim galaksimizin dışındaki bir kaynaktan
çıkıp Dünya ya gelen kozmik ışınlar, o kadar fazla sayıda enerji
azaltıcı çarpışmaya maruz kalır ki, bunların maksimum olası enerjisi 5 x
10 19 elektronvolta çıkar. Buna Greisen-Zatsepin-Kuzmin sınırı adı
verilir.

Ne
var ki son 10 yılda, Tokyo Üniversitesi nden Akeno Giant Air Shower
Array adı verilen 111 parçacık dedektörü, GZK sınırının üzerinde birkaç
kozmik ışın tespit etti. Kuramsal olarak bunların, enerji yitirmemiş
olmaları için, bizim galaksimizin içinden gelmesi gerekir. Ancak
astronomlar galaksimizin içinde bu kozmik ışınların gelmiş olabileceği
bir kaynak bulamadılar. Peki bunlar nereden geliyordu?

Bir
olasılığa göre Akeno sonuçları yanlış olabilir. Bir diğer olasılık ise
Einstein in yanılıyor olmasıdır. Einstein ın özel görelilik kuramına
göre uzayın her yönde aynı olması gerekir. Ancak parçacıkların bazı
yönlere doğru daha kolay yol alması durumunda ne olacak? O zaman kozmik
ışınlar enerjilerinin daha fazlasını koruyabilir ve GZK limitlerinin
dışına çıkabilir.

Arjantin,
Mendoza daki Pierre Auger deneyindeki fizikçiler de bu sorun üzerinde
çalışıyor. 3000 kilometre kare üzerine yayılan 1600 dedektörden
yararlanan bilim adamları, gelmekte olan kozmik ışınların enerjilerini
tespit ederek Akeno sonuçlarının daha iyi anlaşılmasını
sağlayabilecekler.




4) HOMEOPATİK ERİYİKLER ETKİLİ Mİ?



Homeopatik
yöntem, kimyasal ilaçların sulandırılması esasına dayanır; tek bir
ilaç molekülü içermeyecek noktaya gelinceye kadar sulandırılma devam
etse dahi, suyun iyileştirme özelliğini koruduğu iddia edilir. Bu nasıl
oluyor?


Belfast
taki Queen s University den farmakolog Madeleine Ennis ise homeopatiyi
şiddetle eleştirenler arasında. Homeopatinin hiçbir işe yaramadığını
düşüncesinde.

Ennis,
son makalesinde, iltihabi yangı durumunda ortaya çıkan insan
akyuvarları üzerinde aşırı sulandırılmış histaminin etkilerini
araştırdı. Bu bozofiller, hücre saldırı altındayken histamin adı
verilen maddeyi salgılar. Bunlar bir kez salgılandığı zaman, histamin
bozofillerin daha fazla salgılamasını engeller. Farklı laboratuvarlarda
tekrarlanan bu çalışma homeopatik eriyiklerin histamin gibi etki
yarattığını ortaya çıkartmış. Bu sonucun üzerine Ennis bu etkinin yok
sayılamayacak kadar gerçek olduğunu kabul etmek zorunda kalmış.

Bu
nasıl oluyor? Homeopatlar kömür, örümcek zehiri gibi maddeleri etanol
içinde eriterek, bu "ana eriyik"i su ile tekrar tekrar sulandırır.
Sulandırma düzeyinden bağımsız olarak homeopatlar, orijinal ilacın su
molekülleri üzerinde iz bıraktığını iddia eder.

Ennis
in niçin konuya kuşkuyla yaklaştığını anlayabiliyoruz. Kaldı ki
homeopatik tedavinin, geniş kapsamlı, plasebo-kontrollü klinik bir
deneyde bugüne dek yararlı olduğu kanıtlanmadı. Ancak Belfast çalışması
(Inflammation Research, vol 53, p 181) bazı şeylerin "etkin olduğunu"
gösteriyor. Enis diyor ki: "Bulgularımızı açıklamakta zorlanıyoruz.
Dolayısıyla başkalarını ileri deneyler yapması için teşvik ediyoruz.
Eğer bu ileri deneylerde sonuçlar olumlu çıkarsa kimya ve fiziği
yeniden yazmamız gerekebilir."




5) KARA MADDE VAR DENİYOR, AMA NEDİR AÇIKLANAMIYOR!



Fizikçiler, evrende bazı olayları açıklayabilmek için kara maddenin varolduğunu söylüyor.


Yerçekimi
konusundaki bilgilerimizi galaksilerin nasıl döndüğü konusuna
uyarladığınız zaman, ortaya yeni bir problem çıkar, çünkü galaksilerin
hızla birbirlerinden ayrılması gerekir. Galaktik madde merkezi bir
nokta etrafında yörüngeye oturur, çünkü bunların karşılıklı
kütleçekimsel cazibesi, merkezcil kuvvetler yaratır. Ancak
galaksilerde, gözlenen dönmeyi yaratacak miktarda kütle yoktur.

Amerikalı
astronom Vera Rubin, 1970 li yılların sonlarına doğru bu anormalliği
tespit etti. Fizikçilerden gelebilecek en anlamlı tepki,
görebildiğimizden daha fazla kütlenin varolabileceği doğrultusundaki
önermeydi. Burada sorun bu "kara madde"nin ne olabileceği konusunda
kimsenin bir fikri olmamasıydı.

Şu
anda hálá bu soruya kimse yanıt veremiyor. Öneri bol ama bu konuda bir
ortak bir görüş yok. Bu da bilim adına utanılacak bir konu. Astronomik
gözlemlere göre kara madde evrendeki kütlenin yüzde 90 ını oluşturmakla
birlikte, insanoğlu bu yüzde 90 ın ne olduğunu bilmemekte.

Büyük
bir olasılıkla en önemli neden belki de böyle bir şeyin varolmamasıdır.
Rubin de gerçeğin bu olduğuna inanıyor: "Eğer seçme şansım olsaydı,
geniş mesafelerdeki kütleçekimsel etkileşiminin doğru olarak
tanımlanması için Newton ın yasalarının değiştirilmesini talep
ederdim."




6) MARS TA METAN GAZININ KAYNAĞI NE?



Viking uzay araçlarından biri Mars ta metan gazı var, diğeri yok diye rapor etti? Var mı yok mu?


1976
yılında Gilbert Levin gört gözle uzay aracı Viking den gelecek verileri
bekliyordu. Mars tan milyonlarca kilometre uzakta, Viking uzay
araçları Lander, yerden aldıkları toprak örneğini karbon-14 etiketli
madde ile karıştırdı. Lander ın üzerindeki enstrümanlar, topraktan
yayılan emisyonun içinde metan gazı olduğunu saptarsa, Mars ta yaşam
olduğu anlaşılacaktı.

Viking sonucun pozitif olduğunu belirtti. Demek ki bazı organizmalar karbon-14 ü sindirip yaktığı için metan gazı çıkıyordu.

Ancak
bu sonuçlar beklenilen etkiyi yaratmadı. Çünkü, organik molekülleri
bulmak için tasarlanan başka bir enstrüman hiçbir şey bulamamıştı. Bilim
adamları da Viking in yanlış veri gönderdiği konusunda görüş birliğine
vardı. Peki Viking niçin pozitif sonuç göndermiş olabilirdi?

Tartışmalar
şiddetlendi. Bu arada NASA nın Mars a son gönderdiği Rover ların
yolladığı bilgilere göre Mars geçmişinde sulak bir gezegendi ve bu
nedenle yaşam olasılığı vardı. Levin, Mars tan gelen tüm verilerin
yaşam olduğuna ilişkin görüşünü desteklediğini ileri sürüyordu.

Ve
Levin bu iddiasından hiçbir zaman vazgeçmedi ve bu konuda da yalnız
değil. Los Angeles teki Güney Kaliforniya Üniversitesi nden hücre
biyoloğu Joe Miller, verileri yeniden gözden geçirerek, emisyonun 24
saatlik biyolojik döngüsüne ilişkin kanıtlar içerdiğini ileri sürdü. Bu
da, yaşamın olduğuna ilişkin çok önemli bir kanıttı.

Acaba öyle mi? Mars a gönderilecek araçların, Mars ta yaşam olup olmadığını bazı moleküllerin şekline bakıp karar verecek.




7) HESAPTA OLMAYAN BU PARÇACIKLAR DA NE?



Atomun
yapısı modelinde asla yer almayacak bazı parçacıklar gözlendi. Eğer bu
doğruysa, evrenin genişlemeyi bir kenara bırakın, kendi üzerine çökmesi
gerekirdi!.. Ama bu parçacıkların varlığına inananlar da var. Bu nasıl
oluyor?


Bundan
4 yıl önce Fransa da bir parçacık hızlandırıcısı varolmaması gereken 6
parçacık tespit etti. Bunlara tetra-nötron adı verildi. Dört nötronun
birbirine bağlanmasıyla oluşan bu yapılar fizik yasalarına meydan
okuyordu.

Caen
deki Ganil hızlandırıcısında çalışan Francisco Miguel Marques ve
arkadaşları bu yapıları yeniden ele geçirmenin yollarını arıyor. Eğer
başarılı olurlarsa bu kümeler, atomik çekirdekleri bir arada tutan
kuvvetleri yeniden gözden geçirmemize neden olacak.

Ekip,
berilyum çekirdeğini küçük bir karbon hedefe ateşleyerek, çevresindeki
dedektörde biriken parçacıkları inceledi. Dedektörlere çarpan 4 ayrı
nötronun izini göreceklerini umut ediyorlardı. Oysa Ganil ekibi
yalnızca tek bir dedektörün üzerinde tek bir ışık çakması tespit etti.
Bu ışık çakmasının enerjisi, dedektöre 4 nötronun aynı anda çarpmış
olabileceğini gösteriyordu. Kuşkusuz, bu rastlantısal bir keşif
olabilirdi. 4 nötron aynı yere aynı anda rastlantısal olarak varmış
olabilirdi. Ne var ki bunun bir rastlantı olma olasılığı çok düşüktü.

Ancak
tetranötronların varolma olasılığı da bu rastlantı kadar düşüktü. Çünkü
parçacık fiziğinin standart modelinde tetranötronlar yer almaz. Pauli
ilkesine göre aynı sistem içindeki iki proton veya nötronun bile
kuantum özellikleri aynı değildir. Aslında bunları bir arada tutan
şiddetli nükleer kuvvet o şekilde ayarlanmıştır ki, bırakın 4 nötronu
bir arada tutmayı, iki yalnız nötronu bile birlikte tutamaz. Marques ve
ekibi bu keşif karşısında o kadar büyük bir şaşkınlığa uğramış ki,
bulguların yanlış olduğunu düşünüp bir kenara atmışlar.

Bu
arada tetranötronların varlıklarına ilişkin başka kuşkular daha söz
konusu. Fizik yasalarını bir kenara itip 4 nötronun birbirine
bağlanmasına izin verdiğiniz takdirde kaos meydana gelebilir (Journal
of Physics G, vol 29, L9) Bu şu anlama geliyor: Evren genişlemeye
fırsat bulamadan çökerdi!..

Bu
mantık silsilesinin içinde yine de bazı boşluklar var. Hálihazırda
geçerli olan kuramlar tetranötronların varolabileceğini kabul ediyor,
ancak çok kısa ömürlü bir parçacık olarak. Maddenin çoklu nötronlardan
oluşabileceği fikrini destekleyen bir başka kanıt da nötron yıldızları.
Çok fazla miktarda yapışık nötron içeren bu unsurlar, nötronların
kümeleşmeleri durumunda açıklanamayan bazı kuvvetlerin ortaya
çıkabileceği olasılığını gündeme getiriyor.




Cool PIONEER 10 VE 11 İ UZAY BOŞLUĞUNA ÇEKEN NE?


Şimdi
güneş sisteminin dışına çıkarak yıldızlararası boşlukta yol alan
Pioneer 10 ve 11 uydularını uzay derinliklerine çeken veya iten bir
enerji var, bu nedir?


Bu
iki uzay aracı ile ilgili bir öykü. Pioneer-10 1972 yılında fırlatıldı,
Pioneer 11 bir yıl sonra yola çıktı. Şu günlerde iki uzay aracı,
uzayın derinliklerinde sürükleniyor. Ancak bunların yörüngesi göz ardı
edilemeyecek kadar önemli.

Çünkü
bunları bir şey itiyor veya çekiyor olabilir. Bu şey uzay araçlarının
hızlanmasına yol açıyor. Gerçi sonuçta ortaya çıkan hızlanma saniyede
bir nanometreden küçük! Bu da Dünya nın yüzeyindeki yerçekiminin on
milyarda birine eşit. Ancak yine de Pioneer 10 u 400.000 kilometre
öteye sürükleyecek kadar güçlü. NASA nın, Pioneer 11 ile bağlantısı
1975 yılında kesildi. Ancak o noktaya kadar Pioneer 10 ile benzer bir
sapmaya maruz kalmıştı. Bu sapmanın nedeni ne olabilir?

Bunun
kimse bilmiyor. Yazılım hataları, güneş rüzgárları veya yakıt sızıntısı
gibi bazı olası açıklamaların yanlışlığı şu ana kadar kanıtlandı. Eğer
bunun nedeni kütleçekimsel bir etkiyse, bu bizim bildiğimiz
kütleçekimi olamaz. Aslında, bazı fizikçiler bu konuda o kadar
çaresizler ki, bu gizemi açıklamak için açıklaması olmayan başka
fenomenlere başvurmaktan çekinmiyorlar.

İngiltere
deki Portsmouth Üniversitesi nden Bruce Bassett, Pioneer bilmecesinin,
hassas yapı sabiti olan alfa daki değişikliklerden kaynaklanmış
olabileceğini ileri sürüyor. Diğerleri nedenin kara delikle ilgili
olabileceğini düşünüyor.

Bazıları
da uzay aracından gelen erken yörünge bilgilerinin yeniden incelenmesi
gerektiğine inanıyor. Bu veriler, yeni bilgilerin ışığı altında
incelendiğinde taze fikirlere zemin hazırlayabilir. Ancak sorunun
temeline inebilmek için güneş sisteminin derinliklerindeki yerçekimsel
etkiyi test edecek yeni uzay araçlarına ihtiyaç var. Böyle bir aracın
300 ile 500 milyon dolara mal olacak olması NASA yı düşündürüyor. Yine
de Pioneer anomalisinin fark edilemeyen bir ısı kaynağı gibi çok basit
bir nedene bağlı olabileceği olasılığı da var.




9) EVRENİN GENİŞLEME HIZINI ARTIRAN NE?



Keşif doğru, genişleme artan hızla sürüyor, fakat bu hızı artıran kuvvetin ne olduğu bir sır.


Bu,
fiziğin en utanç verici, en ünlü problemlerinden biridir. 1998 yılında
astronomlar evrenin giderek artan bir hızda genişlediğini keşfettiler.
Ancak bu sonuç hálá nedenini arıyor. O zamana kadar evrenin
genişlemesinin Big Bang den sonra yavaşladığı düşünülüyordu.. Ann Arbor
daki Michigan Üniversitesi nden kozmolog Katherine Freese, "Süpernova,
galaksi kümeleri gibi gözlemlerimizden elde ettiğimiz bilgilerin
bizlere uzayın genişlemesi ile ilgili bilgi vereceğini umuyoruz" diyor.


Bir
öneriye göre boş uzayın bazı özellikleri bu konuyla ilgili. Kozmologlar
buna kara enerji diyor. Ancak bu da her şeyi açıklamakta yetersiz.
Ayrıca evren geniş anlamda ele alındığı zaman Einstein ın genel
görelilik kuramının biraz manipüle edilmesi gerekiyor.




10) UZAYDAKİ KUIPER UÇURUMU NASIL AÇIKLANACAK?


Plüto
gezegeninin ötesinde buz tutmuş kayaların olduğu bir kuşak vardır. Bu
Kuiper kuşağını geçtikten hemen sonra, birden hiçbir şeyin olmadığı
boşluk başlıyor. Bu nasıl oluyor?


Güneş
sisteminin iyice uç noktalarına doğru yol alır ve Pluto nun ötesine
geçerseniz çok tuhaf bir şeyle karşılaşırsınız. Birden, buz tutmuş
kayalarla kaplı uzay bölgesi olan Kuiper kuşağını geçtikten hemen sonra
artık hiçbir şey yoktur.

Astronomlar
bu bölgeye Kuiper uçurumu adını veriyor, çünkü kaya yoğunluğu birden
bire bu bölgede azalıyor. Bu nasıl oluyor? Bunun tek yanıtı 10. gezegen
olabilir. Bu arada Quaoar veya Sedna dan bahsetmiyoruz. Dünya veya Mars
kadar büyük olabilen bu masif nesne, bölgeyi çer-çöpten temizliyor
olabilir.

Colorado,
Boulder deki Southwest Araştırma Enstitüsü nden Alan Stern,
"GezegenX"in varlığı ile ilgili kanıtların giderek inandırıcı bir boyuta
ulaştığını belirtiyor. Hesaplamalar böyle bir gezegenin, Kuiper
uçurumunun varolma nedeni olabileceğini düşünse de, kimse bu gizemli
10.gezegeni görmüş değil.

Ancak
bunu da açıklayabiliriz. Kuiper kuşağı Dünya dan çok uzak olduğu için
işe yarar bir görüntü almak zordur. Bölge hakkında bir şey söylemeden
önce oraya gidip bu kuşağa bir göz atmak gerekir. Ancak bu da bir on
yıldan önce olmaz. NASA nın Kuiper kuşağı ve Pluto ya doğru yol alacak
olan New Horizon uzay aracı, 2006 yılının ocak ayında fırlatılacak.
2015 yılından önce Pluto ya ulaşamayacak olan uzay aracı, ancak o zaman
bu bilinmeyen bölgeyle ilgili bilgi gönderebilecek. Bu arada Kuiper
uçurumunun ne olduğunu öğrenmek isteyenlerin yapacağı tek şey, uzayı
izlemek.


11) 28 YILDIR AÇIKLANAMAYAN SİNYAL NEREDEN GELDİ?



1977
tarihinde Ohio State University den astronom Jerry Ehman, "Big Ear" adı
verilen radyo teleskobunun kaydettiği sinyali görünce şaşkınlıktan
küçük dilini yutuyordu. Uzaydan alınan bu sinyal 37 saniye sürdü.
Aradan 28 yıl geçti ama kimse bu sinyali neyin gönderdiğini çözemedi.


Yay
(Sagittarius) takımyıldızı yönünden gelen radyasyon pulsu, 1420
megahertz radyo frekansı aralığı içindeydi. Bu frekans, uluslararası
antlaşmalar gereğince yayın yapılması yasaklanan bir radyo frekansı
içinde yer alıyor. Gezegenlerden gelen termal emisyonlar gibi doğal
kaynaklı radyasyonlar, genellikle daha geniş frekansları kapsar. Peki
bu sinyali ne göndermiş olabilir?

Bu
yöndeki en yakın yıldız 220 ışık yılı uzaktadır. Eğer sinyal buradan
gelmiş olsaydı, çok daha güçlü bir astronomik olay meydana gelmiş olurdu
-veya çok gelişmiş bir verici kullanan uzaydaki ileri bir uygarlıktan
geliyor da olabilir.

Bu
tarihten sonra gökyüzünün o dilimi yüzlerce kez tarandı. Ve bir kez
daha o sinyale rastlanmadı. Ancak Big Ear teleskobunun, herhangi bir
zamanda, gökyüzünün milyonda birini taradığını düşünürsek, aynı dilim
içinde yayın yapan uzaylı bir vericinin yeniden tespit edilmesinin de
çok zor olduğu anlaşılır.

Başkaları
bunun çok basit ve sıradan bir açıklaması olduğunu düşünüyor. SETİ
projesinde görev alan bilim adamlarından Dan Wertheimer, bu sinyalin
kirliliğin bir sonucu olduğunu düşünüyor. Başka bir deyişle bu, Dünya
daki bir vericiden kaynaklanan radyo frekansı enterferansı (parazit)
olabilir. Wertheimer, "Buna benzer pek çok sinyale rastlıyoruz. Bu tür
sinyallerin genellikle interferans olduğunu anlıyoruz" diyor.




12) ASLA DEĞİŞMEMESİ GEREKEN ALFA YOKSA DEĞİŞTİ Mİ?



Alfa
sabiti, değişmiş olabilir mi? Eğer öyleyse bu fiziğe ihanet anlamına
gelir. Alfa, ışığın maddeyle nasıl etkileşim içine girdiğini belirleyen
çok önemli bir sabittir ve değişmemesi gerekir.


1997
yılında, Sydney deki New South Üniversitesi nden astronom John Webb
uzaktaki bir kuasardan Dünya ya gelen bir ışığı analiz etti. Kuasarlar,
çok uzakta olup kuvvetli radyo dalgaları gönderen gökcisimleridir. 12
milyar yıllık yolculuğu sırasında bu ışık, demir, nikel ve krom gibi
metal bulutları arasından geçmiş olmalıydı. Ve bilim adamları bu
atomların, kuasar ışığın fotonlarının bir kısmını emdiğini keşfetti.

Eğer
bu gözlemler doğruysa, alfa adı verilen hassas yapı sabitinin, ışık,
bulutlar arasından geçerken farklı değerlere sahip olduğu varsayımı
ortaya çıkar.

Ancak
bu fiziğe ihanet anlamına gelir. Alfa, ışığın maddeyle nasıl etkileşim
içine girdiğini belirleyen çok önemli bir sabittir. Dolayısıyla
değişmemesi gerekir. Bunun değeri, elektronun yüküne, ışığın hızı ve
Planck ın sabitine bağlıdır. Bunlardan biri değişmiş olabilir mi?

Fizikçilerin
hiçbiri bu ölçümlerin doğruluğuna güvenmek istemedi. Webb ve ekibi
sonuçlarında bir yanlışlık olup olmadığını inceliyor. Ancak şu ana kadar
bir hataya rastlamadılar.

Webb
in bulguları alfa ile ilgili bilgilerimize meydan okuyan tek fenomen
değil. Bugün Gabon, Oklo da bulunan ve 2 milyar yıl önce aktif olan,
bilinen tek doğal nükleer reaktör, ışığın madde ile etkileşimi ile
ilgili bir şeyin değiştiğini gösteriyor. Los Alamos National Laboratory
den Steve Lamoreaux ve ekibi, Oklo nun başlangıcından bu yana alfanın
yüzde 4 ten fazla azaldığını ileri sürüyor.

Ancak
Paris teki Institute of Astrophysics ten astronom Patrick Petitjean ,
Şili deki Very Large Teleskope (VLT) tarafından saptanan kuasar ışığı
analiz edince, alfanın değiştiğine ilişkin herhangi bir bilgiye
ulaşmadıklarını bildirdi. Bu arada VLT ın ölçümlerini inceleyen Webb,
Paris ekibinin daha gelişmiş bir analize ihtiyaçları olduğu sonucuna
vardı. Bu ölçümler üzerinde çalışan Webb ve ekibi bu yılın sonlarına
doğru anomaliyi çözdüklerini açıklayabilir.




13) SOĞUK FÜZYON YOKSA GERÇEK Mİ?



Oda
sıcaklığında çok kolay yoldan bedava enerji elde edildiğinde, bütün
ülkelerin enerji sorunu çözülecektir. 16 yıl önce böyle bir deney
gerçekleştirilmiş ve dünya ayağa kalkmıştı. Ancak, bu deney bir daha
tekrarlanmamıştı. Şimdi bu düşünce yeniden canlandı!


16
yıldan sonra soğuk füzyon yeniden gündemde. Aslında, soğuk füzyon
hiçbir zaman gündemden düşmemişti. ABD Deniz kuvvetleri
laboratuvarlarında, nükleer reaksiyonların, oda sıcaklığında,
tükettiğinden fazla enerji üretip üretmeyeceği konusunda 200 den fazla
deney yürütüldü. Böyle bir sonuç, sadece yıldızların içinde oluşur..

Eğer
bu, yani kontrollü soğuk füzyon yeryüzünde gerçekleşirse, enerji
sorunumuz biter. Amerikan Enerji Bakanlığı yeni soğuk füzyon deneylerine
yeniden açık çek verdi..

Enerji
Bakanlığı nın 15 yıl önce yayımlanan ilk raporu, Utah Üniversitesi
nden Martin Fleischmann ve Stanley Pons un orijinal soğuk füzyon
sonuçlarının yenilenmesinin mümkün olmadığını açıklıyordu.

Soğuk
füzyonun temel iddiası şuydu: Paladyum elektrotları ağır suya
batırıldığı zaman ortaya çok büyük miktarda enerji çıkacaktı. Sonuçta
bir enerji patlaması yaşanacaktı. Burada sorun füzyonun oda
sıcaklığında gerçekleşmemesiydi.

George
Washington Üniversitesi nden mühendis David Nagel e göre bu sorun
değil. Süper iletkenlerin açıklanmasının 40 yılda açıklandığına dikkat
çeken Nagel, soğuk füzyonu bu aşamada reddetmenin yanlışlığına
değiniyor.


_________________
Bende 1 Para Vardı.
Sendede 1 Para.
Paraları Değiştirdik.
Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
Bende 1 Bilgi Vardı.
Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
Benimde 2 bilgim oldu...

---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

(HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz