GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Similar topics
    En son konular
    » Koltuk Taşı
    Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

    » Scorpion gpr
    Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

    » 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
    Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

    » 14-mart-2015
    C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

    » KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
    Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

    » sümbül...
    Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

    » taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
    Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

    » deneme
    C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

    » buldugumuz bir taş
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

    » Eski rum evleri ve definesi
    Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

    Kimler hatta?
    Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

    Yok

    Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
    RSS akısı

    Yahoo! 
    MSN 
    AOL 
    Netvibes 
    Bloglines 



    Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

    'GİZLİ EL' BOSNADA Gerçek Fotoğrafı Çekebilmek

    Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    CANTAR

    avatar


    'GİZLİ EL' BOSNADA

    Gerçek Fotoğrafı Çekebilmek

    Bosna,
    1990'lı yıllara dek çoğu insanın adını bile duymadığı bir ülkeydi.
    Çoğumuz bu ülkeyi ancak okullarda okutulan Osmanlı Tarihi derslerinden
    hatırlayabilirdik. Oysa 1992 yılının başından itibaren, Balkan
    yarımadasının ortasındaki bu ülke, hem dünya hem de Türkiye gündeminin
    en üst sıralarına yerleşti. Çünkü Bosna'da bir savaş, daha doğrusu, iyi
    silahlanmış saldırgan bir gücün silahsız bir halkı yok edişi
    yaşanıyordu. Eski Yugoslavya'nın dağılması sonucunda, kendisini Yugoslav
    topraklarının gerçek sahibi sayan Sırp milliyetçiliği, Bosna'daki
    Müslüman halka karşı sistemli bir soykırım, kendi deyimiyle bir "etnik
    temizlik" başlatmıştı.

    Sırplar, Nisan 1992'de başlattıkları blitzkrieg (yıldırım savaşı)
    sayesinde Müslümanları bir kaç haftada yok edeceklerini ya da
    süreceklerini hesaplıyorlardı. Ama öyle olmadı. Başlangıçta hiçbir
    askeri gücü olmayan Müslümanlar, kısa sürede toparlandılar, Armija BiH'i
    (Bosna-Hersek Ordusu) oluşturdular ve hiçkimsenin ummadığı bir direnç
    gösterdiler. Savaş, 1995 sonbaharına kadar sürdü.

    Ve bu savaş boyunca, tarihte eşine az rastlanır bir vahşet yaşandı.
    Sırplar tarafından öldürülen Bosnalı Müslüman sayısı 200 bini aştı. 2
    milyon Müslüman evlerinden sürüldü. 50 bine yakın Müslüman kadına
    tecavüz edildi. Sırp toplama kamplarına alınan Müslümanlar inanılması
    zor işkenceler gördüler, on binlercesi sakat kaldı.

    Tüm bunlar olurken Batı dünyasının gösterdiği tepkisizlik ise, belki de
    üzerinde en çok durulan konuydu. Doğru; savaş, 1995 sohbaharında
    Amerika'nın el koyması üzerine Dayton Anlaşması ile sonuçlandı. Ama 3,5
    yıl boyunca bu müdahale çoktan yapılmış olabilirdi. Amerika, ya da genel
    olarak Batı dünyası, Sırplara karşı ilk anda eyleme geçebilir ve
    Müslümanların karşı karşıya kaldıkları vahşeti en başında
    durdurabilirlerdi.

    Peki Batı neden böyle yapmadı, neden vahşeti engellemedi?

    Bu, çok önemli bir sorudur. Kitapta bu sorunun gerçek cevabını birlikte
    bulacağız. Sorunun "gerçek" cevabından söz ediyoruz, çünkü savaşın
    başından bu yana öne sürülmüş olan başka cevaplar da vardır, ancak bu
    cevaplar tatmin edici değildir.

    Bu cevapların en önemlilerinden biri, "Haçlı cephesi" tezidir. Buna
    göre, Batı'nın Sırplara olan tepkisizliği, hatta kimi "Sırp yanlısı"
    politikaları, Müslümanlara karşı oluşan bir "Haçlı cephesi"nin
    sonucudur. Bu argüman, Batı'nın Bosna politikasındaki belirleyici
    faktörün, bu medeniyetin sahip olduğu Hıristiyan kimliği olduğunu öne
    sürmektedir. Oysa bu, meseleyi açıklamaktan oldukça uzaktır.
    Haçlı Seferleri Ortaçağ'da yapılmıştı. Bu çağ, Batı'nın Hıristiyan
    kimliğine en çok sahip olduğu dönemdi. Oysa Ortaçağ'ın ardından gelen;
    Hümanizm, Rönesans, Reform ve Aydınlanma hareketleri, Batı dünyasının
    Hıristiyan kimliğini büyük ölçüde yok etti. Modernizmle birlikte,
    Batı'nın esas kimliği Hıristiyanlık değil, sekülerizm oldu. Bugün Batılı
    ülkelerin yönetici elitleri, Hıristiyan bir zihin yapısından çok,
    seküler (din-dışı) bir zihin yapısına sahiptirler. Dolayısıyla
    Hıristiyanlığı ve "Haçlılığı" Bosna'daki vahşetin asıl sorumlusu olarak
    görmek doğru olmaz; bu faktörler ancak çok sınırlı bir psikolojik rol
    oynamış olabilirler.

    Kaldı ki, Ortaçağ'daki Haçlı Seferleri bile Hıristiyan düşüncesinden çok
    ekonomik bazı çıkarlara dayanıyordu. Haçlıların Kudüs'ü
    hedeflemelerindeki asıl neden, İncil'in öğretileri değil, Doğu'nun
    dillere desten zenginliğiydi.

    Haçlı cephesi tezinin bir başka yetersizliği de, Batılı ülkelerin
    Katolik ya da Protestan, Sırpların ise Ortodoks oluşunu göz ardı
    etmesidir. Bu ayrım önemli bir ayrımdır ve gerçek Haçlı Seferleri
    sırasında bile Batı Hıristiyanları ile Doğu Hıristiyanlarını birbirine
    düşürmüş olan bu mezhep ayrılığının etkisinin bugün giderilmiş olduğunu
    düşünmek akılcı olmaz.

    Kısacası, Sırplarla Batı arasındaki ilginç ilişkiyi iki taraf arasında
    kurulmuş olan bir "Hıristiyan dayanışması"na bağlamak, oldukça yetersiz
    bir açıklamadır.

    Bosna'daki vahşeti açıklamak için kullanılan bir diğer argüman,
    "Batı'nın Bosna'da çıkarı yok ki..." argümanıdır. Batılı güçlerin Bosna
    politikasını yorumlamak için öne sürülen bu açıklama da oldukça
    yetersizdir. Eğer Batılı güçler Bosna konusunda tamamen pasif davranmış
    olsalardı, bu açıklama kabul edilebilirdi. Oysa, Batı gerçekte pasif
    davranmamış, savaşa belirli noktalarda müdahale etmiş ve en önemlisi, bu
    müdahalelerle Sırplara örtülü destekler vermiştir. En çarpıcı örneği
    Müslümanlara uygulanan silah ambargosu olan bu Sırp yanlısı uygulamalar,
    Batı'nın pasif olmadığını, aksine ciddi bir Balkan stratejisi
    izlediğini göstermektedir. Kitabın içinde bu Balkan stratejisinin ortaya
    çıkardığı Sırp yanlısı uygulamalara daha ayrıntılı olarak değineceğiz.

    Bu noktada, Batılı güçlerin ya da bu güçlerin dış politikalarını
    belirleyen unsurların içinde, ciddi bir Sırp-yanlısı ve anti-Müslüman
    eğilim olduğunu söyleyebiliriz. Savaşın 3,5 yıl sürmesini sağlayanlar,
    Müslümanların ellerini-kollarını silah ambargosu ile bağlayanlar, ölü
    diplomasi ile Sırplara zaman kazandıranlar, bu unsurlardır.

    Peki ama, asıl olarak "Haçlı" değillerse, kimdir bu unsurlar? Sırplar
    ile söz konusu Batılı güçler arasında ne gibi bağlantılar olabilir?
    Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu bağlantılar Sırplarla "akrabalık"
    ilişkileri olamaz. Çünkü ABD'de ya da İngiltere, Fransa gibi Avrupa
    ülkelerinde sözü edilebilecek bir "Sırp lobisi" yoktur. Ya da Sırplara
    olan sempatilerini ilan etmiş ve onlar adına dış politikayı
    yönlendirmeye çalışan kayda değer gruplar yoktur. Dolayısıyla, Batılı
    ülkelerin Sırp yanlısı politikalarını, ancak Sırplarla stratejik bir
    ittifak yapmış olan ya da Sırpları stratejik yönden faydalı bulan
    grupların varlığıyla açıklayabiliriz.
    Peki bu stratejik faktör ne olabilir?

    İngiliz Başbakanı Lloyd George, 1917 yılındaki bir konuşmasında bu
    konuda aydınlatıcı yorumlarda bulunmuştu. George, 8 Ağustos 1917 tarihli
    konuşmasında Sırpları "Kapının Bekçileri" olarak tanımlamış, "Sırplar
    her zaman Avrupa medeniyetini doğudan (İslam dünyasından) gelen
    saldırılara karşı korumak için ellerinden geleni yapmışlardır" demişti.
    Bu yorumdan hareketle İngiliz tarihçi R. G. D. Laffan, 1917 yılında The
    Serbs: The Guardians of the Gate (Sırplar: Kapının Bekçileri) adlı bir
    kitap yazmış ve bu "kahraman ulus"un Osmanlı'ya karşı yürüttüğü
    mücadeleyi öve öve bitirememişti.

    Lloyd George'un bu sözleri, geçici bir taktik ilişkiyi değil, çok uzun
    vadeli bir misyonu, bir stratejik konumu özetliyordu. Sırplar, asırlar
    boyu "Doğu"dan gelen "İslami tehdit"e karşı "kapının bekçileri"ydiler.
    Öyle de kalacaklardı.

    Dolayısıyla, şu tezi öne sürebiliriz; bugün de Sırplar, Balkanlar'da bir
    "İslami tehdit" gören Batılı güçler adına "kapının bekçileri"dirler.
    Bosnalı Müslümanların karşılaştıkları cephe, "Haçlı cephesi" olmasa da,
    bir "anti-İslami cephe"dir. Kapının bekçilerinin ve o bekçilerin
    patronlarının oluşturdukları bir cephe.

    Peki bu "anti-İslami" cephenin anatomisi nedir? Kapının bekçileri ile
    patronları arasındaki ilişki, yalnızca aynı seküler ve anti-İslami zihin
    yapısını paylaşmaktan kaynaklanan felsefi bir ilişki midir? Yoksa, iki
    tarafı bu zemin üzerinde birbirine bağlayan daha somut, elle tutulur
    bağlar da var mıdır?

    İlerleyen sayfalarda, Sırplar ile Batı'daki anti-İslami güçleri
    birbiriyle ilişkilendiren bu bağlantıları inceleyeceğiz. Örneğin,
    seküler ve anti-İslami düşüncenin örgütlenmiş hali olan mason
    localarının, Sırplar ve Batılı güçler arasında son iki yüzyıl içinde
    oynadığı köprü rolünü ortaya çıkaracağız.

    Ayrıca, Bosna'daki savaşta ciddi bir etkisi olmasına rağmen kendini
    perde arkasında tutmayı başarmış olan bir ülkenin, İsrail'in gerçek
    konumunu keşfedeceğiz. Önce Ortadoğu'da sonra da global düzeyde bir tür
    de facto "Anti-İslami Enternasyonal" oluşturma çabasındaki Yahudi
    Devleti'nin, Sırplarla olan askeri ilişkilerini gün ışığına çıkaracağız.
    Böylece; Rus-Yunan-Sırp dayanışması ya da Hırvat-Alman ekseni gibi
    bilinen ve gözle görülen faktörlerin yanında, gizli ve örtülü faktörleri
    de denkleme ekleyerek, Bosna-Hersek'te olanların gerçek fotoğrafını
    çekeceğiz.

    Çünkü Bosna-Hersek; tarihi ve siyasi yönden Türkiye'nin bir parçasıdır,
    Türkiye'nin Bosna için yapması gereken daha pek çok şey vardır; bunların
    etkili bir biçimde yapılabilmesi ise, ancak gerçek fotoğrafı görmekle
    mümkün olabilir.

    Şimdi gerçek fotoğrafı çekmek için araştırmaya başlayabiliriz. İlk
    yapmamız gereken, tarihin derinliklerine uzanmaktır. Çünkü 1990'lar
    Bosnası'nda yaşananların temelinde, tarihin getirip bıraktığı miras
    yatmaktadır


    _________________
    Bende 1 Para Vardı.
    Sendede 1 Para.
    Paraları Değiştirdik.
    Paramız Artmadı Senin 1 Paran,Benimde hala 1 Param Var.
    Bende 1 Bilgi Vardı.
    Sendede 1 Bilgi Bilgileri Değiştirdik.
    Bak Şimdi Seninde 2 bilgin.
    Benimde 2 bilgim oldu...

    ---***İŞTE BİZ BUNA PAYLAŞIM DİYORUZ***---

    (HAYATA DAİR CEVAPLARI TAM ÖĞRENMİŞTİK Kİ SORULARI YENİ SORULARLA DEĞİŞTİRDİLER)...
    http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

    Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

    Bu forumun müsaadesi var:
    Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz