GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

değirmen dedikleri

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 değirmen dedikleri Bir Perş. Eyl. 23, 2010 3:19 am

CANTAR

avatar














DEĞİRMENİN TARİHİ



Konu değirmen olursa herkesin söyleyecek az çok dağarcığında bir şeyleri vardır. Çünkü bu insanlar değirmenlerle iç içe yaşamışlardır.
Direk yada dolaylı da olsa mutlaka hayatının bir bölümünü değirmen doldurmuştur.




Biz önce bu noktada değirmenin kısaca tarihine şöyle bir göz atalım ondan sonra özelliklerini anlatalım;



Sayısız değirmen çeşidi vardır. Un değirmeni, çırpıcı değirmeni (boyaların daha iyi tutması için kumaşların çırpıldığı makine), el değirmeni, yağ değirmeni, yel değirmeni, dua değirmeni (Lama dininde görülen, bir eksen üzerinde dönen içi boş madeni bir silindir), barut değirmeni daha pek çok değirmen vardır.



Değirmen Neolitik (cilalı taş) devriyle birlikte ilkel tipleri görülür. Öncülüğü el değirmeni çeker.



Eskiden kollektif yaşamın bir gereği olarak değirmene çok büyük ihtiyaç vardı. Bunlar büyük saraylarda, tapınaklarda ve çiftliklerde yer almaktaydı.
Başlangıçta kölelerin ve hayvanların çevirdiği bu muazzam değirmen taşları daha sonraları su ve yel ile döndürülmüştür.




Değirmen bir zenginliği ifade eder.



Osmanlı Padişahlarına çoğu zaman hediye olarak değirmen verildiği olmuştur. Padişahta bu mülkü hediye olarak paşalarına bırakırdı.



Eskiden değirmenlere aynı zamanda bir fabrika gözüyle bakılırdı. Günümüzde artık o eski havasını yitirmiş durumda. Ancak çok büyük bir kültür hazinesi olarak bakılmaktadır.



Değirmen bilimsel bir çabanın ürünüdür. Değirmenin bulunduğu yerde diğer müspet ilimlere de kolay geçilmiştir. Değirmen kültürüne alışık toplumlar suyla başka türlü faaliyetlerin de olabileceği olgusunu aramaya başlamışlardır.



Suyu değirmene taşımak için bent gerekli olmuş, arg açma işi zorunlu hal almış, dereleri ve vadileri geçmek için arabalar düşünülmüş. Bütün bunlar az çok mühendislik isteyen, kafa yormayı, sağlıklı düşünmeyi gerektiren işler olarak toplumu meşgul etmiş.



Argın altındaki tarlaların durumu düşünülmüş, buralar sulu tarıma açılmış, bağ ve bahçe gibi modern tarımsal faaliyetler gerçekleştirilmiş. Geniş ve ekonomik bahçeler kurularak o toplumun hayat seviyesi yukarı çekilmek istenmiş. Bölgeye yeni ve değişik ağaçlar getirilerek ortaya farklı tarımsal değerler ve kültürler çıkarılmış. Zamanla argların üzerinde tam bir tasarrufa sahip olmak için tapu sistemi uygulanmış. Bu bölgelere kadastro sokulmuş. Feodal düzenin yerine hukuk düzeni oturtulmuş. Bunların yanı sıra demir ustaları, ağaç ustaları, taş ustaları yetişmiş. Okuryazar olmamalarına ya da az okuryazar olmalarına karşın mekanik bilgiler edinen insanlar yetişmiş. Sonuçta suyla gelen kültür diğer kültürlere de öncülük etmiş. Lokomotifi olmuş. Halkla ilişkiler kuvvetlenmiş, ticari zihniyet artmış. En verimsiz yerler en ekonomik düzeye çıkarılmıştır.



Dikkat edilirse de ağaçların en çok yetiştirildiği mülkler �bayır bacak� denilen işe yaramaz olarak bilinen arazilerdir, Dere boylarıdır.



İşte bu olgular insanı dış dünyaya daha erken açan etmenler olarak karşımıza çıkarır bir yere gelinmesinde değirmenlerin etkisi yadsınamaz.



SU DEĞİRMENLERİNİN TARİHÇESİ


Kızılırmak vadisinin doğuya bakan yamacına kuruludur. Hemen alt tarafında çay akar. Çayın aktığı bu vadiye �Dere� denir. Her ne hal ise buna bu güne kadar bir isim kaymamışlar. Daha çok da �Aşağı Dere� diyorlar. Böyle olunca bir de �Yukarı Dere� olduğu anlamı çıkıyor. Gerçektende bir de �Yukarı Dere� vardır. Ancak Yukarı Dere doğal bir dere değil, bulunan değirmenlerin su kanalı.
İnsan emeğiyle oluşturulmuş. Aşağı Dere�nin hemen hemen bütün suyu oraya alınmış.




Karaözü�de bu kanalın suyuyla dönen üç adet faal değirmen vardı. Bunlar �Yukarı Değirmen�, �Orta Değirmen�, �Aşağı Değirmen� olarak adlandırılıyor.



Bunlar o dönemin un fabrikalarıydı. Bir çarığa bile hasret giden bu insanlar için böyle bir endüstrinin ne demek olduğunu şimdilerde değerlendirmek çok zor. Bu konuda fazla bir şeyler söylemek yerine bu değirmenleri kendi boyutlarında tanıtmaya çalışalım.



Yukarıda adından bahsettiğimiz bu üç değirmenin dışında bunlardan daha eski ve Ermeni malı olan Şahruh Köprüsü�nün kuzey batı yamacında kurulu olan �Tahir Efendi değirmeni� vardır.



Teneli�de iki tane eski �Kaya Değirmeni� denilen değirmen vardı. Ayrıca Teneli�de (Tereli; tere gibi otların toplandığı yer) Kadir Kahya�nın değirmeni ile Kel Tepe eteğinde Kadı Halil Ağa�nın değirmeni de varmış.



Aşağı Değirmen: Aşağı değirmeni Ermenilerle Feyzullah Kahya (Taşyüreklerden) yapmışlar. Daha sonra değirmeni genişletmek için harcamayı Ermeni yapınca sonuçta değirmenin ¾ hissesi Ermeniye geçmiş. Bir müddet çalıştırdıktan snora Ermeni hissesinin tamamanı Topal Mehmet�e (Mehmet Keleş) 1932 yılında satar.



Orta Değirmen: bu değirmenin yarısı Hüseyin Onbaşının (Mansur Efendi�nin kardeşi) yarısı da Ermeninindir. Ermeni hadisesinden sonra bu yarı hisseyi hazineden Gemerek�ten Fikri Bey adında biri satın alır (1932). Ondan da Aziz Erdoğan�a geçer (1953).



Yukarı Değirmen: Bu değirmenin tümü Çepni�li birisininmiş. O adamdan Keleş Ali almış ondanda Mansur Efendi satın almış.



Kadir Kahya�nın Değirmeni: Birde Kadir Kahya�nın Tilki Deresi�nde kendi yaptırdığı değirmeni varmış. Enkazı hala durur. Seferberlikten evvel yaptırılmış. Daha sonra yeri sapa olduğu için bu değirmen uzun ömürlü olmamış.



Kadı Halil Ağa�nın Değirmeni: Kel Tepe�nin eteğinde kurulmuş, aşağı Değirmen�in kısman karşısına düşer. Boyun Tarla�ya giden su argının şarlağı yakınlarında bulunduğunu söylediler. Söylenceye göre Tahir Efendi�nin değirmeninden sonra en eskisi bu imiş.



DEĞİRMENDE EKMEK YAPIMI



Değirmenlerin iç mekânının az kullanılan bir kenarında, tenha bir yerde tandır vardır. Tandır en büyüğünden seçilir. Birçok kişinin birden ayaklarını sallandırıp ısınacağı kadar geniş olmalıdır. Mutlaka ocak (şömine) ile birlikte yapılır. Daha çok kışın işe yarar.



Değirmenler o buz gibi soğuk kış günlerinde de işlevine devam ederler. Kış mevsiminde buğdaydan başka mısır, arpa, çaman, burçak gibi tahılların yanı sıra bulgur bile çekildiği olur.



Bulgur çekimi sırasında değirmen taşını döndüren su yarıya alınır. Üst taşın da küçüğü ve hafifi seçilir. Alt taşın orta yerine döner. Bu manzara, Un öğütmede görülen görüntüden farklı bir görüntü verir, koca bir alt taşın üstünde ufacık bir üst taş.



Değirmende her zaman ekmek bulunmayabilir. Bu gibi soğuk kış günlerinde tuzsuz ekmek pişirilir. Buna �Külleme� ya da �Pavaça� denir.



Külleme olursa kolay yapılır: Hamur hazırlanır. Kalın halde açılır. Kızgın ocak taşının üzerine konur. Üzerine kül ve ateş koru çekilir. Bir müddet sonra küllerin altında pişmiş halde, büyükçe, yuvarlak �külleme� denilen ekmek çıkar.



Tahmin edildiği gibi bu ekmeğin yüzeyi yamuk ve kısmen de yer yer yanmış vaziyettedir. Kalın olduğu için iç kısmı da hamurdur. Daha çok yüzeyleri yenir. Ancak: Pavaça yapılırsa bu tandıra vurulur. Bilinen pavaça gibi küçük ve yuvarlak olmayıp büyük ve açılmış haldedir. Lavaş gibi olur.



Ekmeğin bitimi dört gözle beklenir. Hele küçük çocuklar hiç sabredemezler. Bir an önce ayaklarını tandıra sallandırmayı düşlerler. Zaten ayakları çıplaktır. Soğuktan mos mor olmuş vaziyette heyecanla tandırın boşalmasını isterler.



Çocuklar değirmenin sahibinin çocuğu olduğu gibi iş için gelen kimselerin de olabilir. o mevsimde hayvanlarla taşıma yapıldığı için çocuğa daha çok iş vardır. O bakımdan değirmenlerde çocuklar eksik olmazlar.





DEĞİRMEN HİKÂYELERİ



MÜŞTERİ GELMİŞ, KURBAN SEÇİLMİŞTİR



Değirmencinin zamana karşı yarışı Bitmez tükenmez. Gecesi gündüzü, kışı, yazı hiç belli değildir. Taş döndükçe değirmenci de bu taşa ayak uydurmak zorundadır. Çok zahmetli bir iş, çok zor bir meslektir. Çabası sadece değirmen içinde harcadığı emekle sınırlı değildir. Taa su bendinden suyu değirmen argına akıtmakla başlar, geverleri çalarak (kapatarak) anbara dökene kadar devam eder. Nöbetleri düzenleyip (öğütme sırası) iç mekânı temizlemeye varana hatta tavukları yemleyene kadar bitmek tükenmek bilmeyen stresli ve yorucu bir uğraşıdır.



Bunca uğraşının arasına sıkıştırılmış bu tek düzeliği ortadan kaldırmak ve değirmene biraz hareket getirmek için buğday öğütmeye gelen kimseler üzerinden eğlenceye dönük bazı güzel espriler üretilir.



Tahıl, değirmene indirilir indirilmez geriye sayma başlar. Saf bir müşteri bulundu mu da olay hayata geçirilir.



Müşteri gelmiş, kurban seçilmiştir. O zaten kendini hemen ele verir.

�Selam ün aleyküm. Kolay gelsin ustalar.

Tanrı selamı verilirde alınmaz mı?

�Aleyküm selam.

Deyip değirmenciyle tozlukcu (değirmenin ayak işlerini gören, geverleri çalıp suyu çoğaltan, çuvalları seklemleri yerleştiren, nöbeti(sırayı) takip eden vs.) birlikte karşılık verirler. İçlerinden biri hemen lafı karıştırmadan, tanışmanın sıcaklığını kullanarak sorar.

�Un iyi mi olsun, normal mi? Hemşerim.

�İyi olsun usta.

�unun iyi olması sana bağlı. Eğer istiyorsan Orta Değirmen�de bu değirmenin �Kaşağı�sı var onu getirmen gerekir. O olmadan taş iyi un çıkarmaz. Taşı kaşımamız gerek. Başka türlü verimli olmaz.

-Peki nerede bu değirmen?

Şu yokuştan yukarı çık, sağa dön, oradaki köylülere sor. Onların tarifine göre sora sora bulursun. Eline bir de sopa al. İte köpeğe dalanma. Köy yerinde yavuz it eksik olmaz.



O sora , sora değirmeni bulur. Değirmenciden �Kaşağı�yı ister. Değirmenci bu gibi şeyleri iyi bildiği için:

�Biz işimizi bitirdik. Yukarı değirmenciye verdik.

Adam yukarı değirmene varır. İsteğini yineler. Değirmenci orada bulunan kırık değirmen taşlarından birisini gözüne kestirip adamın götürebileceği kadarını kucaklayıp,

�Al bunu. Bizim işimiz bitti. Sağ olsun ustalar. Benden de selam söyle onlara. Sana da kolay gelsin hemşerim.

Deyip kocaman taşı adamın sırtına yükler. Yaklaşık bir kilometrelik yolu taş sırtında uflaya, puflaya tamamlayan nöbetçi (müşteri) getirip;

�İşte �Kaşağı�. Ustamın da selamı var. Der.



Geçen bu uzun zaman içinde değirmende çok şey değişmiş, taş indirilmiş, dişeği işi tamamlanmak üzeredir. Dişeği (taşlanma) işi bitince usta göstermelik Kaşağı�yı alıp değirmen taşının üzerinde şöyle bir gezdirir.

�Ha gördün mü şimdi. Bak senin unun nasıl iyi olacak. Diye taltif eder.





UN YUTMA



Önce bu iş için müsait bir müşteri seçilir. Sohbete başlanır. Sohbet iddiaya dönüştürülür. Değirmenci bir koşam un alıp:

-Ben şu unu avurduma (ağzının içi) doldurduktan sonra sen ne kadar boğazımı sıkarsan sık bunu yutarım. Var mısın?

�Varım usta.

Değirmenci olanca unun hepsini avurduna tıka basa doldurur. İşaretle hazır olduğunu bildirir. İddiacı değirmencinin hemen boğazına sarılıp başlar var gücüyle sıkmaya. Değirmenci burnundan nefesini toparlayıp olanca gücüyle avurdundaki unu adamın yüzüne üfler. Eli yüzü undan salyadan tanınmaz hale gelip ne uğradığını anlayamayan iddiacı toz duman içinde şaşkına döner. İleri geri bir şey de diyemez çaresiz üstünü başını, yüzünü gözünü temizlemeye çalışır. Ancak değirmencinin bir mazereti vardır. Onu da söylemeden edemez.

�Ulan çok boğaz sıkan gördüm ama senin gibi yiğidine hiç rastlamadım.



ALATINDİŞ�İN YANGINI (Anlatan Battal Doğanay)



Değirmende hemen her öğle vakti, yukarı taş indirilir, tozluğun (unun döküldüğü havut) üzerine doğru çekilir, ters yüz edilip tarak dişli dişeği çekiçleriyle dişenir (diş açılır, taş Keskinleştirilir). Böylece tahıl daha çabuk öğütülür. Un daha kaliteli olur.



Alt taş sabit olduğu için etrafına kasnak dolandırılır. Böylece unun taşması önlenmeye çalışılır. Buraya Yörelik de Tozluk da denir.



Dişeği sırasında bu kasnaklar alınır. Burada biriken un süpürülür. Bir araya biriktirilir. Buna �Yörelik� denir.



Her ne kadar taşların bulunduğu alan süpürülerek temizlenmeye çalışılsa da gene de sağda solda bulunan un artıkları taşın üzerine dökülür, sıvanır.



Taş yeniden yerine oturtulup döndürülmeye başladı mı rüzgârında etkisiyle ortalık toz duman içinde kalır. Buna alışık olmayan biri ilk bakışta bunun nedenlerini anlayamaz. Değirmende bir aksilik olduğunu sanır.



Bu tür hazırlıkların birinin bitiminde taş yeni bindirilmişti nöbet sırası Altındiş�indi (Kerim Çavuş, Tatar) . Onun buğdayını öğütecektik. Yanımızda değirmenin nasıl çalıştığına bakıyordu. Ben suyu açtım taşa yol verdim. Taş dönmeye başladı ama dönmesiyle birlikte de ortalığı bir toz duman sardı. Kerim Çavuş bir anda tedirgin oldu. Hatta panikledi bile. Ben hemen fırsattan istifade:

�Aman yetiş Kerim Çavuş, değirmen tutuştu, tez şu çiniği, ölçeği al acele dereden su taşı. Ben yukarı çıkıp yangını söndüreyim deyip orada elime geçirdiğim su taşınabilir ne varsa hepsini birer birer Altındiş�e uzatıp eline tutuşturdum. Kerim Çavuş dereye koştu ateş gibi (çar çabuk) suyu getirdi. Ben sepetleğe�den arkaya domuzluğa, boyra�nın boşluğuna boşalttım. Kerim Çavuş getirdi ben boşalttım. O getirdi ben boşalttım. Bir taraftan da daha hızlı çalışması ve olayı çözmemesi için verdim yaygarayı, verdim gazı.



Kerim Çavuş beş on sefer yaptıktan sonra iflahı kesildi. Bir ara bana bakmayı bırakıp yangının olduğu yere doğru baktı. Ortalıkta hiçbir yangın belirtisi yok. Taş tıkır tıkır dönüyor.



Ne oldu der gibi başını yukarı kaldırıp bana doğru baktı ki benim ağzım kulaklarımda.

-Vay hınzır vayy� Demekha�. Banada mı?. Diyerek başını salladı. Sonrada kendi de gülmeye başladı.



Sepetleğe: Bire bir metre tabanı olan piramit biçiminde tahtadan yapılmış, sivri ucu aşağıya bakan, geniş tabanı yukarı duran, tahıl öğütülmek üzere tahıl doldurulan değirmenin önemli parçalarından biri.



Anlatan Battal Doğanay







Derleyen Ahmet ÖZERDEM

Araştırmacı, Eğitimci, Yazar



BALTACIK HİKAYESİ



Baltacık; Yaklaşık onbeş kilo kadar ağırlığı olan, kısmen kirmen kanadına benzeyen, üst taşı döndürmeye yarayan metal bir değirmen gereci.



Taş indirilip dişenmeye alındı mı baltacık da üst taşın yatağından çıkarılır, bir kenara alınır.



Ortam müsaitse bir de baltacık üzerine oyun oynanır. Daha doğrusu tezgahlanır.



Değirmen taşını herkes dişeyemez. Sadece ustası dişer geri kalanlar da bu boşluğu bu tür tezgâhlarla doldurmaya çalışırlar. Bu süre içinde yeni bir yabancı müşteri geldi ya da nöbette (sırada) bulunanlardan saf ve bu tezgâha düşebilecek birisi yakalandı mı oyuna geçilir.



Daha çok da uzak köylerden gelmiş, değirmenle tanışıklığı az olanlardan seçilir.

Ben bu oyunu yaşlı bir babayla on, onüç yaşlarında bir oğul üzerinde oynanırken 1950�li yıllarda seyretmiştim. Yabancı bir köylüydü. Ufak tefek ihtiyarca biriydi. Bir seklem (yarım çuval) buğday getirmişti eşeğiyle. Seklemi kapının iç eşiğine yakın bir yere indirdiler. Hemen adamı yakalayıp sordular.

�Unun nasıl olsun emmi. İyi mi normal mi?

�İyi olsun ustalar. Diyerek bir yandan cevap veriyor bir yandan da kendine oturmak için müsait bir yer aramaya çalışıyordu. Belliki uzaktan gelmişti,. Yorgun olmalıydı.

�O zaman şu baltacığı dereye ısla gel. Üzerine de büyük bir taş koy. Su alıp götürmesin. O kaybolursa değirmen dönmez. Ayrıca çok da pahalıdır ha� Bak emmi baltacık ıslanırsa soğur. Soğuk baltacıkla dönen taşın unu yanmaz. Un �özlü� olur. Özlü unun hamuru iyi açılır. Yırtılmaz, erimez diye ayrıca ders de verdiler.



Yaşlı köylü baltacığı oğluna verdi. Hemen ıslamasını söyledi. Üzerine de iri bir taş koy dedi. Kendi de bir seklemin üzerine ilişti.



Çocuk götürüp suyun içine ısladı. Üstüne de iri bir taş koydu.



Biraz sonra dişeği işi bitti. Dişeğinin yapıldığı alan süpürüldü. Çocuğa ve ihtiyara değirmen içinde yeni görevler verildi. Bunlar sapıtılınca (yön değiştirmek ortadan kaybolmak) da baltacık bir beze sarılı getirildi. Kurulandı. Yerine, yatağına oturtuldu. Köylüye de baltacığı getirmesi söylendi. O da çocuğu yolladı. Çocuk oraları taradı bulamadı. Aşağı aradı yok, yukarı aradı gene yok. Geldi babasına baltacığı bulamadığını söyledi. Koyduğum yerde baltacık yok dedi.



Yaşlı köylü bir anda panikledi. Çocukla tartışmaya başladı. Ancak adam oğluyla gayet yumuşak bir biçimde tartıştı. Çocuğu dövmedi. Çocuğa sövmedi. Yumuşak yumuşak suçladı. O güne kadar hiç görmediğim baba oğul diyaloguydu. Çok garip geldi bana. Bu arada devreye değirmenciler girdi.

�Niye tartışıyorsunuz emmi. Ne var . bir şey mi oldu?

�Baltacığı bulamadık. Yok. Çaldırdık mı ne.

�Nasıl yok olur. Üstüne iri bir taş koymadınız mı? Çocuk unuttu öyleyse. O olmadan değirmen de dönmez. Ayrıca çok da pahalı. Çarıklarınızı çıkarıp bacaklarınızı çemreyin. Derin yerleri iyice arayın. Yer yarılıp içine girmedi ya. Şu yar diplerine bakın. Orada bulamazsanız aşağılara kadar gidin. Hatta ırmağa kadar bakın (bir kilometre kadar yer). Kim bilir belki de su ırmağa indirdi. Eğer ırmağa vardıysa bulunmaz da. Vah� tüh�



İhtiyar ve oğlu bacaklarını �çemrediler�. Oraları didik didik aradılar. Bulamayınca oğlanı ırmağa kadar yolladı. Sonunda oğlan süklüm, püklüm geldi. Bulamadığını söyledi. Değirmenci:

�Ne yapalım. Başka çare kalmadı. Ödemeniz lazım. O bir seklem buğdayınızı almak zorundayız. Orta değirmende bir tane fazladan varmış. Bu seklemi onlara verirsek yedek baltacıklarından birini bize verecek oldular.



Deyince adamın bütün umutları yıkıldı. Oğluyla birlikte başladılar ağlamaya. Çocuk ne ise de ihtiyarın ağıdını biraz garip buldum. Bir seklem buğdayın verilmeyecek nesi olabilirdi. Ağlamaya hiç de değmezdi bana göre. Küçük yaşta o köylüyü anlayabilmek çok zordu.



İhtiyarın hemen etrafını sardılar. Üzülmemesini söylediler. Teselli etmeye çalıştılar. İçlerinden biri de:

�Ne bağırıp çağırıyorsunuz birader. Baltacığı mı arıyorsunuz. Onu yerine taktık diyerek oyuna son verdi.

Adamın buğdayını alıp öğüttüler. Öğutme bedeli almadılar. Seklemi de eşeğe yükleyip yola vurdular.



ALA ÇUVAL



Kabaklardan Gıcık Ali değirmenin kalabalık, nöbetçinin (sıra bekleyen) çok olduğu yaz aylarında buğday çuvallarını kağnıya yükler değirmene indirir. Birkaç gün sonraya da sıra alır. Aksilik bu ya geçen süre içinde dereye sel gelir. Değirmenin bendi bozulur. Bendi tamir edip suyu getirmek zaman aldığından bunu bilen Gıcık bu günlerde değirmene uğramaz.



Genelde diğer nöbetçiler de bu gibi durumlarda değirmene gelmezler. O nedenle de değirmen üssüz (tenha) olur.



Bazı değirmenciler bu gibi durumlarda tenhalığı fırsat bilip şiş kullanarak çuvaldan buğday çekerler. Yani buğday hırsızlarlarmış.



Gıcık bunu bildiği için zamanı fazlada uzatmadan çuvalları kontrol etmek amacıyla değirmene gelir; Su ne zaman geliyor, sırada kimler var gibi bahanelerle bilgilenmek istermiş havası içinde bir yandan laf verir bir yandan da gözünün kulağıyla (ucuyla) çuvalları süzer.



İlk bakışta bir şeyler fark edemez. Biraz daha yaklaşıp da dikkatlice bakınca ala çuvalın orta yerden eğrilmiş olduğu görür. Durumu anlar. Ala çuvalın yanına varır, elini üzerine koyup biraz da konuşmasını etraftan gizlemeye çalışarak kendi kendine usulcacık:

-Ne boynunu büküyorsun ala çuval, daha senden hak (öğütme ücreti) da çıkacak der.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz