GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ÇOCUK İLÂHÎ BİR EMANETTİR

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ÇOCUK İLÂHÎ BİR EMANETTİR Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:48 pm

CANTAR

avatar


''Bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha hayırlı bir hediye (ve miras) vermemiştir.''

Hadis: Buhârî, et-Târîhü'l-Kebîr, 1/422; Tirmizî, Birr, 33; Ahmed, Müsned, 3/412; Hâkim, Müstedrek, 4/70.


ÇOCUK İLÂHÎ BİR EMANETTİR


Çocuk aileye yüce Allah'ın en büyük hediyesi ve emanetidir. Baba ve anne bu emanetten sorumludur. Emanetin sahibi yüce Allah müminlere şu emri vermiştir:

''Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyun. O öyle bir ateştir ki yakıtı insanlar ve taşlardır.''572
Bu ateşten nasıl korunalım diye soranlara rahmet Peygamberimiz (s.a.v) şu cevabı vermiştir:
''Onlara yüce Allah'ın sevdiği şeyleri yapmalarını emredin; O'nun sevmediği şeyleri de kendilerine yasak edin.''573
Hz. Ali (r.a), âyetin mânasını şöyle açıklar:
''Kendiniz hayrı öğrenin, ailenize de öğretin ve çocuklarınıza güzel edep verin.''574
Kur'an'ın tercümanı Abdullah b. Abbas'ın (r.a) âyetle ilgili şu açıklaması çok önemli:
''Ey müminler, önce siz Allah'a itaat edin, haramlardan kaçının, sonra ailenize Allah'ın ibadet ve zikrini emredin ki Allah hepinizi ateşten kurtarsın.''575
Şu hadis-i şerifler bütün insanlığa hitap ediyor:
''Hepiniz çobansınız. Hepiniz gözetmekle görevli olduğunuz şeylerden
sorumlusunuz. Devlet başkanı yönettiği kimselerden, erkek ailesinden,
kadın evinden, hizmetçi kendisine emanet edilen şeylerden
sorumludur.''576
''İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir; ancak şu üç yoldan kendisine sevap gelmeye devam eder:
1. İnsanlara faydası devam eden hayır ve sadakalar.
2. İnsanların istifade ettiği ilim.
3. Anne babasına dua eden sâlih evlât.''577
''Bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha hayırlı bir hediye vermemiştir.''578
Çocuk iyiye de kötüye de yönlendirilecek bir halde yaratılmıştır. Anne
babası ve çevresi onu, iyi veya kötü yoldan birine meylettirir, çeker ve
alıştırır. Bu konuda Hz. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Bütün çocuklar fıtrata uygun olan hak dini (İslâm'ı) anlayıp
uygulamaya müsait olarak dünyaya gelir. Sonra, anne baba (ve çevre)
onları; hıristiyan, yahudi veya Mecûsî yapar.''579

572-Tahrîm 66/6.

573-Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.
574-Hâkim, Müstedrek, 2/494; Beyhakî, Medhal, 372; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.
575-Hâkim, Müstedrek, 2/494; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 8/225.
576-Buhârî, Vesâyâ, 9; Müslim, İmâre, 20; Ebû Davud, Harac, 1, Tirmizî, Cihâd, 27.
577 Müslim, Vasiyyet, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14; Nesâî, Vesâyâ, 8.
578-Buhârî, et-Târîhü'l-Kebîr, 1/422; Tirmizî, Birr, 33; Ahmed, Müsned, 3/412; Hâkim, Müstedrek, 4/70.
579-Buhârî, Cenâiz, 80, 93; Müslim, Kader, 6; Ebû Davud, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 5.

ÇOCUĞA KARŞI İLK VAZİFELER

Çocuk konusunda ailenin yapması gereken bazı edepler vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

1. Doğumuna Sevinmek ve Şükretmek

Çocuk sevginin meyvesidir. Çocuk yüce Allah'ın aileye özel hediyesidir. Çocuğun kokusu, cennet kokusudur. Çocuk, annenin ciğerparesi, babanın göz aydınlığıdır.
Çocuk, yüce Allah'tan istenecek en güzel bir nimettir. Bu nimet, Allah
için istenirse ebedî cennet nimetine dönüşebilir. Çocuk, anne ve
babanın yapacağı en güzel duasıdır. Bu dua yüce Kur'an'da övülmüştür.
Yüce Allah
''Rahmân olan Allah'ın
sevgili kulları şöyle dua ederler: Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve
nesillerimizden gözlerimizin aydınlığı olacak sâlih evlât ihsan et.
Bizleri takvâ sahiplerine imam ve rehber yap…''580
Bir anne ve baba için en büyük sevinç sebeplerinden biri sevgilerinin
meyvesi, vücutlarının bir parçası olan yavrularının doğumu olmalıdır.
Bu harika sanat ve ilâhî tecelli karşısında anne baba sevinmeli ve yüce Allah'a
şükretmelidir. Ayrıca, olaydan ibret almalıdır. Anne baba kendi
yaratılışlarını bilmez, fakat çocuklarının yokluktan varlık âlemine
geçiş seyrinde kendileri de birer sebep olarak işin içindedirler. Ölüden
diri çıkaran yüce Allah'ın bu sanatını seyreden bir insanın yüce Allah'a karşı imanı ve sevgisi artmalıdır.
Cahiliye devrindeki cahil insanlar, erkek çocuk doğunca sevinir,
övünür; kız çocuğu doğunca üzülür ve dövünürdü. Çokları da halkın içinde
utançtan kurtulmak için kız çocuğunu kumlara gömerek öldürürdü. Rahmet
dinimiz bu anlayışı kökünden kaldırdı ve kız çocuklarını bu insanlık
dışı vahşetten kurtardı. Günümüzde de bazı bölgelerde kız çocuklarına
karşı bir soğukluk ve tepki vardır. Onları ikinci sınıf çocuk görmek
yanlıştır.
Erkek çocuk doğdu, diye fazla sevinmemeli, kız çocuk doğdu diye de
üzülmemelidir. Çünkü kişi, hangisinin kendisi için daha hayırlı olduğunu
bilemez. Nice erkek çocuğa sahip kimseler var ki, ''Keşke şu çocuk kız
olsaydı!'' derler.
Kızları güzelce yetiştirme hususunda Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Kimin iki kızı olur da onlara yanında bulundukları sürece güzel davranırsa, onlar kendisini cennete götürür.''581
''İki kızı veya iki kız kardeşi olan kimse, yanında bulundukları sürece
onlara iyi davranırsa, benimle o kimse cennette beraber oluruz.''582
Bu müjde bir kız çocuğu için de verilmiştir.583
sevgili kullarının nasıl dua ettiğini şöyle haber vermektedir:
580-Furkan 25/74.
581-İbn Mâce, Edeb, 3 (nr. 3670); Hâkim, Müstedrek, 4/178.
582-Tirmizî, Birr, 13 (nr. 1914).
583-Hâkim, Müstedrek, 4/176; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2943.

2. Kulağına Ezan Okumak

Yeni doğan bir yavrunun ismi verilmeden önce sağ kulağına ezan, sol
kulağına kamet okunması sünnettir. Resûlullah (s.a.v), torunu Hasan'ın
kulağına ezan okumuştur.584
Allah'ın Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Her kim yeni doğan bir çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına da
kamet okursa, o çocuğa ümmü sıbyan hastalığı (havale ve cin çarpması)
isabet etmez.''585
Çocuk ilk konuşmaya başladığı zaman, anne, baba, dede gibi kulların isminden önce yüce Allah'ın ismi öğretilmeli, ''Allah''
lafz-ı şerifi ve ''lâ ilâhe illallah'' sözü tekrar edilmelidir. Bu
sevaptır. Çocuk mânasını bilmese de bu sözün bereketi, faydası ve feyzi
vardır.

584-Ebû Davud, Edeb, 106 (nr. 5105); Tirmizî, Edâhî, 17 (nr. 1514); Ahmed, Müsned, 6/9.

585-Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 6780; İbnü's-Sinnî, Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle,
443; Beyhakî, Şuabü'l-İmân, nr. 8619; İbn Hacer, el-Metâlibü'l-Âliye,
nr. 2263.

3. Güzel Bir İsim Vermek

Yeni doğan bir çocuğa babasının ve annesinin güzel bir isim vermesi çocuğun ailesi üzerindeki haklarındandır.
İsim verilirken bazı edeplere dikkat etmelidir.
Çocuğa sadece yüce Allah'a ait olan isimler verilmez. Allah, Hudâ, Cenâb-ı Hak ve Rahmân isimleri böyledir. Ancak Rahmân, Kadir, Samed, Celil gibi yüce Allah'a
ait sıfatlar, başlarına kulu mânasına gelen ''abdü'' eklenip,
Abdurrahman, Abdülkadir, Abdüssamed, Abdülcelil şeklinde isim olarak
verilebilir. Mânası, Rahmân, Kadir, Samed ve Celil olan Allah'ın kulu olur.
Resûlullah (s.a.v), ''Allah katında en sevimli isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır''586 buyurmuştur.
Çocuklara Peygamberimiz'in (s.a.v) isimlerinden verilebilir. Bu tavsiye
de edilmiştir. Bu, verilen kimse için bir şereftir, veren aile için de
hayır ve bereket vesilesidir. Muhammed, Mustafa, Mahmut, Ahmed, Nezir,
Beşir gibi isimleri ve diğerleri…
İsimlerin güzel olması âhirette de fayda verir. Peygamber Efendimiz (s.a.v),
''Sizler kıyamet gününde kendinizin ve babalarınızın isimleriyle
çağrılacaksınız; öyleyse güzel isimler verin''587 buyurmuştur.
Bunun için peygamberlerin, sahâbelerin, büyük âlimlerin, velîlerin,
tarihte hayırlı işleriyle anılan sâlih insanların, kahramanların ve
sanatkârların isimleri tercih edilmelidir.
Doğan çocuk ses verip ölse bile ona bir isim verilip öyle toprağa koymalıdır.
Mânası bozuk, söylenişi zor veya kötü olan bir ismi değiştirmeli, güzel anlamlı ve kolay ifade edilir bir isim vermelidir.
Resûlullah Efendimiz de (s.a.v) Âs ismini Abdullah ile değiştirmiştir.
Ümmü Seleme validemizin kızının ismi, temizleyici mânasına gelen Berre
idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ismini Zeynep olarak değiştirdi.588
Çocuğa, tarihte küfür, zulüm ve isyanı ile meşhur olmuş kimselerin
ismini vermemelidir.Yine şirk ve küfrü temsil eden varlıkların ismini de
vermemelidir.
Çocuğa tek isim yeterlidir; fakat iki isim de verilebilir.

586-Müslim, Edeb, 2; Ebû Davud, Edeb, 61; Hâkim, Müstedrek, 4/274; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 9/306.

587-Ebû Davud, Edeb, 61.
588-Buhârî, Edebü'l-Müfred, nr. 648, 820, 831; Müslim, Edeb, 14-19; Ebû Davud, Edeb, 62, Ahmed, Müsned, 2/430.

4. Akîka Kurbanı ve Sadaka

Doğan çocuk için kesilen şükür kurbanına akîka kurbanı denir. Bu da
sünnettir. Kız çocuğunda olduğu gibi, erkek çocuk için de bir koyun
kesilmesi yeterlidir.
''Resûlullah (s.a.v), Hz. Hasan ve Hüseyin için (r.anhüm) akîka kurbanı olarak birer koç kesmiştir.''589
Allah Resûlü (s.a.v) buyuruyor:
''Her doğan çocukla beraber bir akîkası (ona eziyet veren şey) bulunur.
Onun için kan akıtın (akîka kurbanı kesin) ve çocuktan eziyetleri
uzaklaştırın.''590
Akîka kurbanını kesmek babaya ait bir vazifedir. Babanın imkânı
olmazsa, dede veya başka bir yakını da kesebilir. Bu kurban etinden ev
sahipleri yiyebilir. Pişirip zengin fakir herkese verebilir.
Bu kurban, koç ve koyun cinsinden kesildiği gibi; büyük baş hayvanın bir hissesine girilerek de kesilebilir.
Akîka kurbanının belirli bir vakti yoktur. Çocuğun doğumunun yedinci
günü kesilebildiği gibi, daha sonraki gün, ay ve yıllar da kesilebilir.

Akîka kurbanını kesmek için kurban bayramını beklemeye gerek yoktur.
Kurban kesmeye gücü yetmeyenler için bir vebal ve günah yoktur. Bu durumda az çok demeden sadaka vermek hayırlıdır.
Doğumun yedinci gününe gelindiğinde, çocuğun saçını kesip, kesilen
saçın ağırlığınca altın veya gümüşü sadaka olarak vermek sünnettir.
Ancak bu kesim çocuğa zarar verecekse terkedilir. Yine imkân dahilinde
sadaka verilir.
Yeni doğan çocuğun ağzına mümkünse ilk olarak sâlih bir insan tarafından ağzında ezerek tatlı bir şeyin verilmesi de sünnet olup tavsiye edilmiştir. Mümkün olmazsa bir mahzuru yoktur.

589-Ebû Davud, Edâhî, 20; Tirmizî, Edâhî, 16, 19; Nesâî, Akîka, 1; Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 8/324.

590-Buhârî, Akîka, 2; Ebû Davud, Edâhî, 20; Tirmizî, Edâhî, 16; Nesâî, Akîka, 2.

5. Belirli Edepleri Öğretmek

Çocuk konuşmaya ve kendi başına yemeye başladığı zaman, ona sağ eliyle
yemek yemesini söyleyip buna yavaş yavaş alıştırmalıdır.
Yemeği önünden yemeyi tavsiye etmelidir. Yemeğin başında besmele
çekmeyi, sonunda ''elhamdülillâh'' demeyi öğretmeli ve bu konuda örnek
olmalıdır.Yemekten sonra ellerini yıkamaya, günde belirli aralıklarla
ağzını fırçalamaya alıştırmalıdır.
Uykuya yatarken kısa dualardan bir tanesini öğretmelidir. Besmele ile birlikte şöyle bir dua ezberletilebilir:
Rabbim,
Seni çok severim,
Rahmetini isterim,
Ruhum sana teslim,
Kapanırken gözlerim,
Hep adını söylerim,
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Günlük Hayattaki Diğer Edepler
Çocuğa elbisesini giydirirken sağ ayak veya koldan giydirmeye başlamalı, ona bunun güzel olduğunu söyleyerek alıştırmalıdır.
Camiye ve eve sağ ayakla girmeyi öğretmelidir.
Eve girince evdekilere ve çocuklara selâm vermeli, onların buna nasıl karşılık vereceklerini öğretmelidir.
Tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmaya alıştırmalıdır.
Tuvalette taharet ve temizliğin nasıl yapılacağı öğretilmelidir.
Başkasının evine girerken zili çalmasını ve izin almasını öğretmelidir.
Kapı açılmayınca veya izin verilmeyince geri dönülmesi gerektiği
söylenmelidir.
Anne babaya, büyük ve küçük kardeşlere, komşulara, eve gelen
yabancılara nasıl hitap edeceği öğretilmeli, güzel ifadeler seçilmeli,
çirkin ve kaba sözler terkettirilmeli ve bu konuda kötü örnek olmaktan
şiddetle kaçınmalıdır.

6. Namaza Alıştırmak

Çocuk okuma ve öğrenme yaşına gelince öğretilecek şeylerin başında
kolay şekliyle namaz gelmektedir. Okuma yazmayı öğrenen çocuğa namazla
ilgili bilgi ve duaları kısaca öğretmeye başlamalıdır.
Bu yaşlar, çocuğun her gördüğünü ve işittiğini anlama yaşı değil sevme,
benimseme, beğenme ve taklit etme yaşıdır. On yaşına kadar çocuk namazı
tam kılacak bilgi ve tecrübeye ulaştırılmalıdır. Bu konuda Resûlullah
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
''Çocuğa yedi yaşında namazı kılmayı öğretiniz; on yaşına geldiğinde
namaz kılmazsa zorlayın. Bu yaştan sonra yataklarını da ayırın.''591
Diğer bir rivayette on üç yaşında namaz kılmazlarsa zorlama ve ceza emredilmektedir.592
Namazla ilgili gerekli bilgi, ezber ve uygulamalar çocuğa bulûğ çağından önce öğretilmeli ve kazandırılmalıdır.
Bu dönemde Kur'ân-ı Kerîm'i düzgünce okumasını ve gerekli sûreleri ezberlemesini temin etmelidir.
Hadiste namaz için uygulanması istenen ceza ve dayak, ilâcını içmeyen,
yemeğini yemeyen, dersine çalışmayan, gerekli temizliğini yapmayan bir
çocuk için icabında gerekli görülen bir ceza çeşididir. Bunda asla
yıldırma, yıpratma, korkutma ve yaralama yoktur.
Henüz mükellef olmayan bir çocuk için ibadetten nefret ettirici bir
davranış, onun hayatı boyunca olumsuz tesirini gösterir ve sonuç ancak
şeytanı sevindirir.
Gaye çocuğu namaz gibi dinin direği, cennetin anahtarı olan güzel bir
işe alıştırmaktır. Bir güzel iş, tatlı dille anlatılmaz, örnek olup yolu
açılmazsa çocuk için güzel değil, kâbus olur. Günümüzün insanına din öğretilirken çok sabırlı ve hassas olmak gerekiyor. Tatlı ve yumuşak olmadan sevilemeyiz. Sevgi dilini kullanmadan kalbe giremeyiz. Göstermeden sevdiremeyiz.
Yüce Allah, aileye namazı öğretecek babaya şu emri vermektedir:
''Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et.''593
Bu âyet indiği zaman, Hz. Fâtıma (r.ah) ile Hz. Ali yeni evlenmişler ve
özel bir eve ayrılmışlardı. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v), sevgili
kızı Hz. Fâtıma (r.ah) ile damadı Hz. Ali'yi (r.a) sabah namazına
kaldırmak için evlerine kadar bizzat teşrif ediyor, zahmete giriyor,
kendilerine şefkatle seslenerek,
''Allah size rahmet etsin, haydin namaza!'' diye çağırıyordu. Buna altı ay devam etti.594
Ailede ilk örnek anne ve babadır. Bu her işte böyledir. Temizlik,
namaz, oruç, doğru konuşma, sözünde durma, güzel komşuluk, helâl lokma
yeme gibi dinimizin temel farzlarını ailesinde hiç görmeyen bir çocuğa
bunlar nasıl anlatılabilir!
Kırk-elli yaşındaki büyüklerin bile terkettiği güzel amelleri küçücük
yavrulara anlatırken çok dikkatli, şefkatli ve sabırlı olmalıdır.

591-Ebû Davud, Salât, 26, Tirmizî, Mevâkıt, 182; Ahmed, Müsned, 2/187; Hâkim, Müstedrek, 1/197.

592-Taberânî, el-Evsat, nr. 4141; Heysemî, ez-Zevâid, 1/294.
593-Tâhâ 20/132.
594-bk. Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 5/613.

Yatakları Ayırma Zamanı

Hadiste emredildiği gibi, çocuklar on yaşına geldiklerinde yataklarını
ayırmalıdır. Kardeş de olsalar bu önemlidir. Erkekle kızları birbirinden
ayırmak gerektiği gibi, aynı cinsleri de ayırmalıdır.
Yataklarını ayırmaya imkân yoksa ayrı yorganlar kullandırmalı, vücut
temasını önlemelidir; fakat onları kendi hallerine de terketmemelidir.
İmkân varsa bulûğa eren erkekle kız kardeşlerin odalarını da ayrı
tutmalıdır. Yoksa bir perde veya benzeri şeyle odalarını bölmeli,
böylece rahat hareket etmeleri sağlanmalıdır.

7. Sünnet Ettirmek

Sünnet olmak, müslümanlığın özel bir alâmetidir. Sünnet olmak Hz.
İbrahim (a.s) ile başlamış bir sünnetidir. Peygamberimiz (s.a.v) bu
sünneti devam ettirmiş ve ümmetine tavsiye etmiştir.
Sünnet olmaya vâciptir diyen âlimler de vardır. Öyle ki İmam Mâlik
(rah), sünnet olmayan kimsenin imam olması câiz değildir, onun şahitliği
de kabul edilmez, demiştir.595
Çocuğu doğumunun yedinci gününde sünnet etmek müstehaptır.
Peygamberimiz (s.a.v) torunu Hasan ile Hüseyin için doğumlarının yedinci
gününde birer kurban kesmiş ve sünnetlerini yaptırmıştır.596
Sünnet daha sonra da yapılabilir; ancak bulûğ çağından önce olmalıdır.
Bulûğ çağından sonra müslüman olan bir erkek, otuz-kırk yaşında da olsa sünnet olmalıdır.
Kız çocuklarını sünnet ettirmek de mümkündür. Bu Peygamberimiz (s.a.v)
tarafından güzel bulunmuştur597 ancak memleketimizde pek âdet
olmamıştır.

595-bk. Yusuf Hattar, et-Terbiyetü'l-İmâniyye ve'n-Nefsiyye li'l-Evlâd, s. 117.

596-Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, 8/324.
597-Ebû Davud, Edeb, 167; Ahmed, Müsned, 5/75.

8. Okuma Yazmayı Öğretmek

Zamanı gelince, çocuğu okula ve hocaya göndermelidir. Okuma yazmayı
muhakkak öğretmelidir. Ona Kur'ân-ı Kerîm'i, Resûlullah Efendimiz'in
(s.a.v) mübarek hayatını, anlayabileceği seviyede ilk dini bilgilerini
öğretmelidir. Ayrıca Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v) Ehl-i beyt'ini,
ashâb-ı kirâmın, dört mezhep imamının, diğer din
ve tasavvuf büyüklerinin, sâlih kimselerin hayatını, onların
İslâmiyet'i ne kadar güzel yaşadıklarını, bu sebeple huzurlu ve mutlu
olduklarını arada bir anlatmalıdır.
Onları, kötü işlere ve düşüncelere sevkedecek türkü, şarkı, şiir ve
romanları okumaktan uzak tutmalıdır. Çünkü çocuğun bu yaşta iyiyi kötüyü
seçme imkânı olmadığı için, her duyduğunu ve okuduğunu doğru zannedip
taklide kalkar. Kötü işlere devam edilirse huy haline gelir, terbiye
zorlaşır.
Çocuğa gerekli, hayat boyu lâzım olacak sanat ve becerileri
kazandırmalıdır. Özellikle bir tehlike anında kendini koruma ve
savunmada lâzım olan bilgileri öğretmelidir. Ayrıca günlük ihtiyaçlarını
görecek sanatlar da önemlidir. İlk yardım, yüzme, binicilik veya
şoförlük, silâh kullanma, bir iş sahibi olma, helâlinden kazanma gibi
görevler herkes için hayatî önem taşımaktadır.
Kız çocuğu için ev işleri, dikiş, nakış türü el sanatları, çocuk bakımı
ve eğitimi, yuva düzeni ve güzel geçim gibi işler birinci derecede
önemlidir.
Sa'dî-i Şîrâzî (k.s) der ki:
''Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen, çocuğuna ilim, hüner,
mârifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan, arkanda
seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.''

9. Güzel Çevre Edinmek

Bir önemli konu da çocuğa güzel arkadaş bulmak veya güzel arkadaş
olmaktır. Ancak anne babanın çocuğun seviyesine inmesi ve sürekli onunla
oyun oynaması mümkün olmaz. Bunun için çocuğa emsalleri içinden güzel
arkadaş bulunması, kötü arkadaştan korunması gereklidir. Arkadaş çevresi
özellikle bulûğ ile başlayan gençlik çağında çok önemlidir. Şu hadis-i şerif herkes için çok şey ifade eder:
''İnsan arkadaşının dini (hali ve gidişatı) üzeredir; öyleyse herkes kiminle arkadaşlık ettiğine iyi baksın.''598

598-Ebû Davud, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 45.


10. Bulûğ Çağı ve Cinsiyetle İlgili Bilgiler Vermek

On ile on beş yaşları arası bulûğa ulaşma devresidir. Ülkemizde genelde bu iki yaş arası bulûğa erme yaşıdır.
Bulûğ devresi şehvetin harekete geçtiği bir dönemdir. Genç istemese de
nefsanî duyguları depreşir, harekete geçer, aklı hislerine mağlup olur,
şehveti karşısında zayıf düşer ve kendini üzecek hallere girer. Bu
durumdaki bir gence yardımcı olmalı, ön tedbirleri almalı, akla ve nefse
değil, yüce Allah'a güvenmeli, edep ölçülerini öğrenmeli ve onlara uyarak ailemizi korumaya almalıdır.
Dinimiz, hangi yaşta olursa olsun bütün insanların saâdetini garanti etmektedir; yeter ki ona uyulsun.
Bulûğa erme dönemi erkek ve kız çocuklar için hassas bir dönemdir.
Bulûğ belirtileri gözükmeden önce onlara bilgi vermelidir. Bir erkeğin
veya kızın nasıl bulûğa erdiği söylenmelidir.
Kız çocukları ilk olarak görecekleri hayız kanından korkabilir. Bu
kanın onun için olgunluk alâmeti olduğu, korkulacak bir şey olmadığı
söylenmelidir. Bu kanın takibi ve temizliği ile ilgili yeterli bilgi
verilmeli, ayrıca bunu anlatan kolay bir ilmihal okutulmalıdır. Bu işte
asıl görev ve yardım anneye düşmektedir.
Çocuğun annesi yoksa baba bu işte kızına yardımcı olacak birilerini bulmalıdır.
Erkek çocuğa baba yardımcı olabilir. Erkekte ilk bulûğ alâmeti
hararetle menisinin akmasıdır. Bu daha çok rüyalanma yoluyla olur.
Bulûğ alâmetleri görüldükten sonra erkek ve kız çocuğu artık erginlik devresine girmiş olur. Bununla yüce Allah'ın
emirlerinden sorumluluk başlar. Farzları yapması, haramlardan kaçınması
gerekli olur. Artık günah ve sevapları yazılmaya başlar.
Bulûğ alâmeti görmeyen bir kız ve erkek, on beş yaşını doldurunca, artık bulûğa ermiş kabul edilir.

Bulûğ ile Başlayan Görevler

Bu yaştaki bir çocuk için birinci vazife, abdest ve gusül abdestini
öğrenmesidir. Çünkü kızın, hayız kanı kesilince gusül abdesti alması
farzdır. Erkeğin de ihtilâm olup boşalınca hemen gusül abdesti alması
gereklidir.
İkinci temel görev beş vakit namazdır.
Bulûğa eren bir kızın usulünce başını ve vücudunu örtmesi farz olur.
Bulûğa eren bir erkek ve kadın oruç gibi zamanı gelen diğer farz ibadetlerden sorumlu olur.
Ergenliğe adım atan erkek ve kız, kadın ve erkekteki cinsel organların
gelişmesi, görevleri ve özellikleriyle ile ilgili merak sahibi olur.
Bazan nefsi onu kendi cinsel organları ile meşgul eder, onunla oynayarak
zevklenmek ister. Bu arada bazı kötü alışkanlıklara başlama ve bulaşma
ihtimali vardır. Bunları münasip dille çocuğa anlatıp bilgilendirmeli,
kendini kontrol etmesi sağlanmalı, öz güven vermeli, nefsine ve kötü
arkadaşlara karşı uyanık tutmalıdır.
Bütün bunlar, baba ve anne olarak öğretmekle sorumlu olduğumuz ilmihale girer.
Bazı anne ve babalar, cinsellikle ilgili konuşma ve bilgileri ayıp
karşılayıp hiç üzerinde durmazlar. Bu konuda çocuğa yardımcı olacak
güvenilir bir kitap, hoca ve arkadaş da bulmazlar. Bütün iş çocuğun
kendisine kalır. Bu çok tehlikeli bir durumdur.
Dinimiz hayatımızın her safhasına ait bir terbiye vermiştir. Yüce Allah
hakkı söylemekten hayâ etmez. Peygamberimiz de (s.a.v) tuvalet, gusül,
taharet, uyuma ve cimâ âdâbına varana kadar her şeyi öğretmiştir. Artık
bundan sonra cehalet ve ihmalden başka bir mazeretimiz kalmamıştır.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 ÇOCUK İLÂHÎ BİR EMANETTİR Bir Perş. Eyl. 02, 2010 8:49 pm

CANTAR

avatar


Çocuk Terbiyesinde Dikkat Edilecek Hususlar

En büyük terbiyecimiz olan yüce Allah, terbiyenin temel bir kuralını şöyle belirlemiştir:

''Biz insanlara onlardan ne istediğimizi öğreten bir peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz, ceza vermeyiz.''599

Bu âyet, içinde taşıdığı mâna ve işaretlerle bütün anne baba, eğitimci ve yöneticilere şunları öğretiyor:

Sorumlu olduğunuz ve terbiyesini üstlendiğiniz kimselere önce iyiyi
kötüyü anlatıp öğretin, zararlı şeyleri ilân edin, sonuçlarını bildirin;
sonra takip edin.

Delil olmadan, işi görmeden hüküm vermeyin. Tahminle kimseyi
suçlamayın. Herkes aldığı cezanın sebebini bilsin. Yaptığı hatayı
farketsin. Kimse, ''Ben bunun yanlış olduğunu bilmiyordum ki!'' demesin.


Bazı insanlar hata ederek hatayı öğrenir. Hatadan sonra yanlışı görmek
ve ikna olmak daha kolay olur. Yanlışlar da doğruyu buldurmak içindir.

Yanlış düzeltirken, çocuğa, yüce Allah'ın bize davrandığı gibi
davranmalıyız. Yeryüzünde haddinden fazla kusur işleyen biz kullarına
yüce Allah
eğer hak ettiğimiz cezayı hemen tam olarak verseydi, hayatta kimse
kalmazdı. Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de kusur işleyenlere karşı yüce
Allah'ın nasıl muamele ettiği şöyle özetlenir:

Kusur işlemedikçe kimse suçlu görülmez.

Suç işleyene kadar herkes temizdir.

Herkes kendi kusurundan sorumludur.

Kimseye hiçbir şekilde içinde bulunmadığı ve ortak olmadığı bir suçtan hesap sorulmaz.

Her kusura hemen ceza verilmez.

Kusurların bir kısmı bilerek gizlenir, şimdilik affedilir, onu yapana
merhamet edilir, anlaması için süre verilir, bu arada uyarılır, doğrusu
söylenir.

Kusurunu anlayan, özür dileyen, yanlışını düzelten takdir edilir,
sevilir. Allah kusurundan tövbe edenleri sever. Bu kusur en büyük
günahlardan biri de olsa, samimi olarak af dileyen bağışlanır.

Affedilen kusur, onu yapının yüzüne vurulmaz, iki de bir hatırlatılmaz. Kimse terkettiği geçmişi ile kınanıp ayıplanmaz.

İyiliği kötülüğünden fazla olan iyi kabul edilir, sevilir, kötü halini düzeltmesi beklenir.

Kusurlu da olsa sorumluluğumuz altındaki kimselere sahip çıkmalıyız,
onlara ikram etmeliyiz, gönüllerine girmeye çalışmalıyız. Onları
kandıran şeytandan daha şirin, nefislerine hoş gelen günahtan daha tatlı
olmalıyız ki, bizi tercih etsinler.

İşte yüce Allah biz kullarına böyle davranmaktadır.

Bize Yapılandan İbret Alalım

Yüce Allah için hiçbir kusurumuz gizli değilken rahmetiyle onları nasıl
gizlediğini, bizi rezil etmediğini, sevgi ile dönmemizi beklediğini
düşünelim. Böyle olduğuna ne kadar seviniyoruz değil mi?

İşte biz de bu ilâhî ahlâktan bir pay alıp ailemize, çocuklarımıza ve
etrafımıza öyle davranmaya çalışalım. Onları affederek sevindirelim.
Kendilerine iyilik ederek gönüllerine girelim. Ceza uygularken
merhametli olalım ki güven verelim. Rahmet dini budur.

Çocuğun davranış hataları hemen yüzüne vurulup üzerine gidilmemelidir. Sürekli takip altında olduğunu hissettirmemelidir.

Çocuğa, ''Şunu yap, bunu yapma!'' şeklinde sürekli emir vermemelidir.
Bunun yerine anne baba güzel bir hareketi, konuşmayı veya davranışı önce
kendileri göstermeli, sonra yaşına uygun kısmıyla onun da yapmasını
istemelidir.

Zamanımızda güzel bir örneğe şahit oldum. Bir âlime, ''Çocuklarınıza bu
güzel edebi nasıl kazandırdınız?'' diye sorulduğunda, âlimin cevabı şu
olmuştu:

''Ben ve anneleri onların önünde hiç kötü örnek olmadık. Onlar için
güzel bulduğumuz ve yapmalarını beklediğimiz her şeyi biz zaten
yapıyorduk. Onlar da bize baktılar, kendilerine lâzım olanı bizden
görerek almış oldular; hepsi bu kadar…''

Çocuk, güzel bir işi başarınca, ona moral verecek şekilde övmeli, zaman
zaman hediyeler almak suretiyle kendisini sevindirmelidir.

Çocuk bazan hoşa gitmeyen şeyler yaparsa, onu görmemiş gibi davranmalı,
onu sıkça azarlayarak utanma perdesini yırtmamalıdır. Çocuk, ''Nasıl
olsa adım kötüye çıktı'' diyerek arsız olur ve artık kötü işi yapmaktan
çekinmez hale gelir.

Çocuk istenmeyen kötü bir işi ikinci defa yaparsa, onu bir kenara çekip
gizlice uyarmalı, tekrarı halinde farklı davranacağını, bu kötü işte
ısrar ederse cezalandıracağını söylemelidir.

Çocuk terbiyesinde dayak ve ceza en sonra gelir. Onlar yan etkisi çok
olan bir ilâç gibidir; zamanlama güzel yapılamaz ve ayarı tutturulamazsa
aksi tesir gösterir; dengeyi bozar, sevgiyi yaralar, çocuğun kin ve
hırsı artar.

Ceza her zaman suçtan hafif olmalıdır.

Ceza deyince akla hemen dayak gelmemelidir.

Bazan tebessümü kesmek, yüzü asmak, kızmak, kaşları çatmak yeterlidir.

Çocuğa, insanlar yanında nasıl oturulacağını anlatmalı, çok
konuşmaktan, yalan yere yemin etmekten, başkasına lânet etmekten,
başkasına dil uzatmaktan, böyle yapanlarla beraber bulunmaktan onu
korumalıdır.

Çocuk okuldan döndükten sonra, ders yorgunluğunu giderecek, onu
dinlendirecek münasip ve güzel bir şekilde eğlenmesi gerekir. Eğer
çocuğa bu şekilde oynamasına ve eğlenmesine fırsat verilmez de, tekrar
ders ile meşgul olmaya mecbur bırakılırsa, bu durum çocuğun zekâsını
köreltir.

Çocuğa, anne ve babaya, hocalarına, terbiye ve yetişmesinde emeği
geçenlere, tanıdık olsun, yabancı olsun, kendinden yaşça büyük olanlara
hürmet etmesini, hizmetlerini görmesini, güzel sözlerine kulak vermesini
sevdirmelidir.

Haram yemek, çocuğun kötü ahlâklı olmasında mühim bir unsurdur. Çünkü
anne baba haram yemekten sakınmadığı için, onlardan dünyaya gelen çocuk,
tabiatı ve mayası icabı her türlü kötülüğe meyleder.


599-İsrâ 17/15.



İslâm Âlimlerinden Öğütler


Hasan-ı Basrî (k.s.) şöyle demiştir:

''Çocuğunda sevmediğin bir davranış görüyorsan, o davranış senin yaptığın kötü işlerin bir yansımasıdır, önce kendini düzelt!

İmam Şâfiî'nin (rah) çocuklara terbiye veren kimselere yaptığı şu tavsiye, hepimize yapılmıştır:

''Önce kendinizi düzeltin; çünkü çocukların gözü hep sizdedir. Sizin
güzel gördüklerinizi onlar da güzel görür. Sizin hoşlanmayıp
terkettiklerinizi onlar da çirkin bulur.

Çocuklara yüce Allah'ın
kitabını okumayı öğretin. Onlara Kur'ân'ı Kerîm'i sevdirerek okutun;
sakın istemedikleri halde zorlamayın ki ondan usanmasınlar. Onları kendi
hallerine de bırakmayın ki hepten terketmesinler.

Çocuklara güzel ve hikmetli sözlerden öğretiniz. Bir konuyu iyice
anlamadan diğerine geçmeyiniz. Çünkü bir anda çok şeyi işitmek anlamayı
güçleştirir.''600
Peygamber
Efendimiz'in (s.a.v) gül nesli Ehl-i beyt'ten Câfer-i Sâdık
hazretlerinin oğluna yaptığı şu tavsiyeleri kendimize ve çocuklarımıza
yapılmış kabul edelim:

''Yavrum! Nasihatimi iyi dinle. Onları tutarsan mutlu olursun ve mesut ölürsün.

Yavrum! Elindeki rızka kanaat et. Kendine taksim edilen rızka razı
olan, kimseye muhtaç olmaz. Hep başkasının elindekilere bakan kimse
fakir olarak ölür. Allah'ın kendisine taksim ettiği rızka razı olmayan kimse, yüce Allah'ı suçlamış olur.

Kendi kusurlarını küçük gören kimse, başkasının kusurlarını gözünde
büyütür. Kendi kusurlarını büyük gören kimse ise, başkasının kusurlarını
küçük görür.

Yavrum! Başkasının kusurlarını araştırıp açan kimsenin, kendi evindeki
gizli halleri ortaya çıkar. Başkasına haksız yere kılıç çeken kimse, o
kılıç ile öldürülür. Din kardeşine kuyu kazan kimse, o kuyuya kendisi düşer.

Cahil ve ahmaklarla oturup kalkan kimse ayıplanır; âlimlerle oturup
kalkan şeref kazanır. Kötü işlerin yapıldığı yerlere giren kimse
kınanır. İnsanları küçük gören kendi alçalır.

Seni ilgilendirmeyen işlere bulaşma, rezil ve zelil olursun.

Yavrum! Zararına da olsa hep doğruyu söyle. Böyle yaparsan arkadaşların her konuda sana danışır.

Yavrum! Allah'ın
kitabını oku. İslâm'ı öğren ve etrafına anlat. İyi şeyleri tavsiye et.
Kötü işlerden sakındır. Senden ilgiyi kesenle sen gidip ilgilen. Seninle
merhabayı kesene sen merhaba et. Senden bir şey isteyene elinde varsa
ver. Kimseyi arkadan çekiştirme. Laf getirip götürme. Bunlar kalpte kin
meydana getirir.

Kimsenin kusurunu araştırma.

Güzel ahlâklı ve hayırlı insanları ziyaret et. Kötü ahlâklı ve zararlı kimselere yanaşma.''601

Büyük veli Seyyid Abdülhakim Hüseynî (k.s) demiştir ki:

''Çocuklara yedi yaşından itibaren namaz kılmayı öğretiniz, on, on beş
yaşları arasında muhakkak kılmalarını sağlayın; icap ederse zorlayın.
Siz onlara dinlerini öğretin. Bir de iyi örnek olun. Onlar daha sonra
bırakırsa siz mesul olmazsınız.''


600-Ebû Nuaym, Hilye, 9/156 (Beyrut 1997).


601-Ebû Nuaym, Hilye, 3/227-228.


İbret Ne Ektiysen Onu Biçersin



Adamın biri, yanında oğlu ile birlikte Hz. Ömer'e (r.a) gelerek, ''Bu
benim oğlum bana karşı geliyor'' diye şikâyette bulundu. Bunun üzerine
Hz. Ömer (r.a) çocuğa,


''Allah'tan
korkmuyor musun, niçin anne babana karşı geliyorsun? Anne babanın
evlâdı üzerinde şu kadar hakkı var'' diye uyardı. O zaman çocuk,

''Efendim, oğlun baba üzerinde hiç hakkı yok mu?'' diye sordu. Hz. Ömer
de (r.a), ''Evet var; çocuğuna güzel bir isim koyması, ona Kur'ân-ı
Kerîm'i öğretmesi, evlenecek yaşa gelince evlendirmesi, çocuğun babası
üzerindeki haklarındandır'' buyurdu. Bunu dinleyen çocuk,

''Vallahi, babam, iffetli kadınları bırakıp ateşe tapan bir câriye ile
evlendi. Bana güzel isim vermedi. İsmimi (böcek mânasına gelen) Cu'la
koydu. Bana Kur'ân-ı Kerîm'den hiçbir şey öğretmedi'' dedi. Bu sözler
üzerine Hz. Ömer (r.a), çocuğun babasına dönerek,

''Oğlum bana itaat etmiyor diyorsun. Halbuki ondan önce sen onun
hakkını çiğnemişsin. Şimdi git ve oğluna karşı vazifelerini yap'' diye
uyardı.


İbret Çocuklarına Doğmadan Önce İyilik Yapan Baba



Ebü'lEsved ed-Düelî (rah) bir gün oğullarına şöyle dedi:


''Ben sizin küçüklüğünüzde, büyüklüğünüzde ve hatta siz doğmadan size iyilik etmekten geri kalmadım.'' Bunu işiten çocuklar,

''Öbürlerini anladık ama biz doğmadan önce bize nasıl iyilik ettin ki?'' diye sordular. Babalarının cevabı şu oldu:

''Ben size öyle bir anne seçtim ki, soyu temiz, asaleti yerinde olduğu için kimsenin ona bir şey söylemeğe dili varmaz.''


İbret Eden Bulur



''Birinin, babasını dövdüğü görüldü. Çocuğa, ''Niçin babanı dövüyorsun,
onu bırak'' dediler. Bunu üzerine babası, ''Ona dokunmayın, beni
dövsün. Çünkü ben babamı aynen bu yerde dövmüştüm. Ben nasıl babamı
burada dövdüysem şimdi de aynı yerde oğlum beni dövüyor'' dedi.


Bu durum, hata ile yapılan bir kusurun değil, sürekli yapılan bir işin cezasıdır. Eğer kul,
anne babasına veya çevresine karşı yaptığı kusurlara tövbe etmezse,
onun cezasını çeker. Bu ceza ya dünyada aynısı ile başına gelir ya da
âhirete kalır; orada affedilmezse, hak edilen ceza çekilir.


İbret Oğlum Zarar Görmesin Diye!



Sâlihlerden biri, oğluna bir şeyi yapması için hiç emretmezdi. Şayet
bir ihtiyaç olursa, oğluna değil onu başkasına emrederdi. O zata bunun
sebebi sorulduğunda şöyle demiştir:


''Oğluma bir şey emredersem belki emrimi tutmaz da bana karşı
gelebilir. Bu yüzden cehennem ateşini hak eder. Ben oğlumun cehennem
ateşinde yanmasını istemiyorum, onun için böyle yapıyorum.''

Hikmet sahiplerin biri şöyle der: ''Çocuklarınızın ahlâkı bozulup sizi telâşa düşürmeden terbiyelerine koşunuz.''


Edep ve Eğitimde Dayak


'Dayak cennetten çıkmıştır' sözü yanlıştır. Cennette dayak ve dayağı
gerektirecek hiçbir şey yoktur. Ancak cehennemde kâfir ve zalimler için
dayakla birlikte türlü cezalar vardır. Ondan Allah'a sığınırız.

Dinimizde sevgi de sertlik de Allah için olur. Böyle olursa, her ikisi
de işe yarar, bir derde derman olur. Dinimizde Allah için kızmak, tavır
almak, tepki göstermek, icabında sert davranmak vardır.

Bu, zehirli elma yiyen, göz göre göre tehlikeye giden, ilâcını içmeyen
çocuğa onu kurtarmak için gösterilen tepkidir. Onda intikam yoktur,
ıslah vardır. Bazan bir tokat, cehenneme doğru giden bir insanı cennete çevirebilir. Buna şefkat tokadı denir.

Aile, çocuklarına edep öğretmekten sorumludur. Aynı şekilde eğitimci de
öğrencisini eğitmekle görevlidir. Emniyet birimleri ise haddi aşarak
huzuru ve düzeni bozanları tesbit, kontrol ve ıslahla yükümlüdür.

Bütün birimler bu işi sevgi, tatlı söz ve güler yüzle yapmalıdır. Sevgi kadar güçlü bir silâh yoktur. İşin aslı odur. Sevgi
ve merhametin bittiği noktada adâlet uygulanmalıdır. Adâlet, hak edene
hakkını vermektir. Hiçbir halde şahsî intikam ve zulme girilmemelidir.

Yaramaz zannedilen çocukları dövmek çare değildir; onlar dövüldükçe dengeyi kaybeder.

Hem yaramazlık nedir?

Pek çok anne babanın yaramazlık dediği şeyler, belki de çocuk için
gerekli hareketlerdir. Çocukları kendi sabırsızlığımıza ve iş
bilmezliğimize kurban etmeyelim. Sevmeyi ve edep vermeyi bilmiyorsak,
dövmede çare aramayalım.

Anne babanın çocuk davranışlarını tanıtan ve iyi tahlil eden kitaplar okumasını tavsiye ederiz.

Gerçekten çok yaramaz, inatçı ve söz dinlemez bir çocuk için biraz sert
davranmak, ciddî olmak, lüzumu halinde elle hafifçe okşamak yeterlidir.
Çocuğun, başkasına sıkıntı ve zarar vermeye başladığında büyüklerinden
bir tepki alacağını bilmesi gerekir. Aile ortamında sevgi, ilgi,
tebessüm ve sükûnet hâkim olmalı; sertlik ise lüzumu halinde kullanılan
ilâç gibi kenarda durmalıdır.

Çocuğu yıldıracak, hayata küstürecek, güzel şeylere nefret ettirecek
bir sertlik ve dayak helâl değildir. Namaz, yemek, okul veya iş için de
olsa, korku ve nefret getiren her davranış yıkımdır, zarardır, zulümdür.
Hele ikna, sevgi ve sabrı sonuna kadar kullanmadan hemen tepki vermek hepten yanlıştır.

Bundan daha zararlısı, terbiye verecek olan kimsenin kendisinin yaptığı
kötü işleri çocuğa yasaklamasıdır veya çocuğa 'yap' dediği işlere
kendisinin hiç yanaşmamasıdır.

Bugün dünya çocuklardan değil, büyüklerden çekiyor.


SÜT EMME


İslâm'a göre süt emme yoluyla insanlar arasında hısımlık meydana gelir.
Süt emen çocuk, süt veren kadınla, anne ile çocuk arasındaki kan
hısımlığı gibi olmasa da buna yakın derecede bir bağla birbirlerine
hısım olurlar. Buna ''süt hısımlığı'' denmektedir.

Süt emen çocuk, kendisini emziren kadının çocuğu hükmünde olur. Bu
çocuk sütannesiyle ebediyen evlenemez. Aynı şekilde onun yakınlarıyla da
mahremiyet gerçekleşir, özel hukuklar oluşur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), süt yoluyla oluşan yakınlığın derecesini şöyle belirtmiştir:

''Nesep yoluyla haram olan şeyler, süt emme yoluyla da haram olur.'' 602

Süt emmenin bir hüküm ifade edebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

1. Süt emziren kadın dokuz yaşına varmış olmalıdır.

2. Sütü emilen kadın hayatta olmalıdır. Bir kadının sütü sağılır ve
öldükten sonra bir çocuğun boğazına dökülürse, yine aralarında
mahremiyet meydana gelir.

3. Sütü emen çocuk iki yaşını geçmemiş olmalıdır. İki yaşından sonra
içilen süt, normal gıda hükmündedir. Konuyla ilgili bir âyet-i kerimede
şöyle buyrulmaktadır:

''Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.''603

Ashâb-ı kirâmdan Abdullah b. Mesud (r.a), iki yaşından büyük çocukların
süt emmeleriyle süt mahremiyeti oluşmayacağını ifade etmiştir.604

4. Sütün bir defa emilmesi yeterlidir. Beş defa emilmiş olmalı, diyen
âlimler de vardır. Her iki görüş de hadislere dayalıdır. Bazı zor
durumlarda çıkış yolu bulmak için, ''beş defa emme'' görüşünden istifade
edilebilir.


601-Ebû Nuaym, Hilye, 3/227-228.


602-Müslim, Radâ, 12-13; ayrıca bk. Buhârî, Nikâh, 21, Ahmed, Müsned, 1/223.

603-Bakara 2/233.

604-Mâlik, el-Muvatta, Radâ, 3 (nr. 1115).


Süt Emme Sonucunda Ortaya Çıkan Hükümler


Çocuğu emziren kadın onun sütannesi olur. Kocası da emen çocuğun
sütbabası olur. Meydana gelen bu süt mahremiyeti, sütü emen çocukla
sınırlı değildir; süt emenin eşi ve çocukları için de geçerlidir.

Sütannenin babası, emzirdiği çocuğun süt dedesi olur; annesi de sütninesi olur.

Sütannenin nesepten ve sütten çocukları süt emenin sütkardeşleri olur.

Sütannenin kız kardeşleri bu çocuğun sütteyzeleri, erkek kardeşleri bu çocuğun süt dayıları olur.

Sütbabanın babası bu çocuğun sütdedesi, sütbabanın erkek kardeşleri bu
çocuğun sütamcaları, sütbabanın kız kardeşleri bu çocuğun süthalaları
olur. Geriye kalan akrabaları bu şekilde kıyaslanarak çocuğa akraba
olur.

Karı ve koca, aralarında süt mahremiyeti bulunduğunu kesin olarak
öğrendiklerinde, birbirlerinden ayrılırlar. Gerdeğe girmişlerse, kadının
nikâhta zikredilen mehri ile mehr-i misilden hangisi az ise onu alma
hakkı olur.605


605-Nevevî, el-Mecmû, 20/ 77-80.



ÇOCUĞUN BAKIM ve TERBİYESİ KİME AİTTİR?


Çocuk deyince, bulûğa ermemiş küçükler kastedilir.

Çocuk anne babası ile birlikte iken bir sorun yoktur. Bu yaştaki
çocuğun nafakası ve himayesi babaya aittir. Terbiye ve yetişmesini ise
baba ile anne beraber yürütür.

Baba ölünce veya anneden ayrılınca çocuğa kim bakacaktır? Özellikle boşanmalarda bu konu mühim olmaktadır.

Dinimiz, anne babanın hislerini değil, çocuğun bakımını ve terbiyesini
öne almıştır. Bunun için çocuğun bakımı, yetişmesi ve terbiyesi için en
münasip kimse bu işi üstlenir. Bu görev önce anneye verilir.

Anne akıl, yaş, sıhhat, ilim ve tecrübe yönünden yeterli ise belli bir
süreye kadar çocuğa bakar. Anne başka bir kocayla evlenmedikçe bu hak
ona aittir. Başka bir koca ile evlenince, bu hak kendisinden düşer ve
çocuğun bakımı sıradaki diğer kadınlara geçer.

Anne ölünce veya hakkını kaybedince küçük çocuğun bakım hakkı sırasıyla şu kadınlara geçer:

Anneanne, babaanne, öz kız kardeş, anne bir kız kardeş, baba bir kız
kardeş, öz kız kardeşin kızları, önce anneden sonra babadan kız kardeş
kızları, teyze, hala.

Görüldüğü gibi, çocuğun bakım ve yetişmesinde kadın sınıfı öne
alınmıştır; çünkü onlarda annelik özelliği ön plandadır ve bu yaştaki
çocuk için lâzım olan odur.

Çocuğun bakım ve terbiyesini üzerine alacak bir kadın bulunmazsa, sıra erkeklere gelir. Bunların hak sırası da şöyledir:

Baba, dede, kardeş, kardeş çocukları, amca ve amca çocukları. Ancak,
kendisine cinsel istek duyulacak bir yaşta olan kız çocuğu amca oğluna
teslim edilemez. Çünkü aralarında evlenme yasağı yoktur.

Bunlar içinde çocuğun dinine, ahlâkına ve gelişmesine zarar verecek
kimseye çocuk teslim edilmez. Bakım için daima içlerinden en yakın ve en
ehil olan seçilir.


Bakım Süresi


Çocuğun bakım süresi için ölçü; onun yeme, içme, giyinme ve temizlik
gibi temel ihtiyaçlarını görecek yaşa gelmesidir. Erkek çocuk yedi-dokuz
yaşları arasında, kız çocuğu ise dokuz-on bir yaşları arasında bu
özelliklere sahip olur. İmam Mâlik (rah) bu süreyi erkeğin bulûğa
ermesine, kızın ise evlenmesine kadar uzatmıştır.

Kısaca, çocuk kendisine yetecek yaşa ve duruma gelene kadar bu bakım devam eder.

Bakım süresi bitince ve çocuk kendisine yetecek kıvama gelince, çocuk babasının yanında kalır.

İmam Şâfiî (rah), ''İyiyi kötüden seçme yaşına gelen bir çocuk annesi
ile babası arasında serbest bırakılır; hangisini isterse onun yanında
kalır'' demiştir. Hz. Peygamber'in (s.a.v) uygulaması böyle olmuştur.606

Çocuğun bakım masrafları, babasına ait olur. Babası yoksa veya fakir
olup imkânı bulunmazsa, masrafları nafaka yükümlülüğü taşıyan diğer
akrabalar üstlenir. Onların da durumu müsait değilse, devlet üstlenir.

Çocuğun kendi malı varsa, babasının yetmediği yerde veya bulunmadığı
zaman bu maldan harcanır. Bu durumda diğerlerine gerek kalmaz.

Çocuğun bakımı içine ev, yiyecek, giyecek, temizlik, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlar girer.

Evli olan eşler için çocuğun bakımı ve terbiyesi ortak görülür.

Çocuk her hâlükârda nesep olarak babaya aittir.


606-Tirmizî, Ahkâm, 21; İbn Mâce, Ahkâm, 22.



EVLÂT EDİNME


Cahiliye devrinde ve İslâmiyet'in ilk zamanlarında bazı aileler,
sahipsiz çocukları, himayelerine almak ve besleyip büyütmek üzere evlât
edinirlerdi. Peygamber
Efendimiz de (s.a.v) peygamberliğini ilân etmeden önce Zeyd b.
Hârise'yi (r.a) evlât edinmişti. Öyle ki insanlar ona, ''Muhammed'in
oğlu Zeyd'' demekteydiler. Daha sonra şu âyet-i kerime nazil oldu:

''Allah
evlâtlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi yakın) yapmamıştır. Bu sizin
ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) bir sözdür. Allah
gerçeği söyler ve doğru yola iletir. Onları babalarına nisbet ederek
çağırın. Bu Allahdin kardeşleriniz ve dostlarınızdır.''607

Hak ve adalet dini olan İslâmiyet, insanın kan bağıyla bağlı olduğu
gerçek babasına nisbet edilmesini, onun evlâdı olarak bilinmesini
emretmiştir.

İslâmiyet kimsesiz çocukların korunmasını, onların bakılıp eğitilmesini
tavsiye etmiştir. Bunda büyük sevap vardır. Fakat bu şekilde aileye
alınan bir çocuk, o ailenin öz çocuğu değildir; bunun için ailenin
mirasına ortak olamaz.

Evlâtlık işinde sıkıntı çocuk bulûğa erince başlar. Çünkü evlâtlık
olarak alınan çocuk, aileye kan bağı, nikâhla gelen hısımlık veya süt
yoluyla bağlanmadığı için, aileye dinen yabancı olmaktadır. Bu
çocukların, ergen olduktan sonra onları evlâtlık alan ailelerinin
yanında kalmaları uygun değildir; çünkü evlâtlık olarak himaye edilen
bir çocuk onu büyütüp eğiten aile fertleri ile evlenebilir.

Bunun için çocuk bulûğa erince ailesine geri verilmelidir. Ailesi yoksa özel bir tedbir almalı ve harama düşmemelidir.

Bakıma muhtaç bir çocuk nesebini korumak, anne ve babasıyla
bağlantılarını koparmamak kaydıyla evlât gibi himaye edilip
yetiştirilebilir.

Çocuk, iki yaşının içinde emzirilerek de haramlık problemi
giderilebilir. Ancak süt yoluyla ailenin bir parçası olan çocuk, nesepte
olduğu gibi mirasa ortak olamaz.

Bilindiği gibi miras hükümleri, aralarında nesep, nikâh ve velâ bağı olan kimseler arasında cereyan eder.
Allah için bir yetime bakmanın hediyesini Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle müjdelemiştir:

''Ben ve bir yetimin bakımını üstlenen kimse cennette şu iki parmak gibi yan yana olacağız.''

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) böyle buyurduktan sonra saadetli işaret
parmağı ile orta parmağını birleştirerek bu beraberliğin ne kadar yakın
olacağını belirttiler.608

Bakımın içine eğitim de girer. Gaye, bakıma muhtaç olan bir çocuğun
bakım ve eğitimini birlikte üstlenerek onu cemiyete faydalı hale
getirmektir. Allah'a ve âhiret gününe inanan bir insan
için en güzel miras, geride hayırlı nesil bırakmaktır. Bu nesil, kendi
ailemizden olabileceği gibi, insanlık ailesinden bir fert de olabilir.

Çocuğu olmayan zengin aileler, özellikle bakıma muhtaç ailelerin
çocuklarına sahip çıkarak çocuk sevme zevkine ulaştıkları gibi, cemiyete
hayırlı insan
kazandırma sevabını da elde edebilirler. Gerçek mümin, bütün mümin
kardeşlerinin çocuklarını kendi çocuğu gibi gören, seven ve onlarla
ilgilenen kimsedir.
katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin

607-Ahzâb 33/4-5.

608-Buhârî, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42; Ebû Davud, Edeb, 123; Tirmizî, Birr, 14.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz