GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 4 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 4 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

BİR DEFİNE HİKAYESİ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 BİR DEFİNE HİKAYESİ Bir Çarş. Eyl. 01, 2010 9:13 pm

CANTAR

avatar


“Mali hülya bir tohumdur ektim amma bitmedi. Bu
züğürtlük cana yetti, kovdum amma gitmedi.” Anadolu’da dillere pelesenk
olan bu söz, yazı dizimizin kahramanları, define tutkunlarının ruh
halini yansıtıyor. Bu uğurda cinayetler işleniyor, kazdığı define
çukurunda metan gazından ölenler oluyor. Kazı mevsiminin açıldığı mayıs
ayında Anadolu illerini gezerek define sevdası uğruna başlarına gelmedik
iş kalmayan insanlarla görüştük. Meselenin 1 milyon kişiyi
ilgilendirdiği gerçeği, defineciliğin dev bir sektöre dönüştüğünü
gösteriyor. Kısa yoldan köşeyi dönmek için ömürlerini heba eden,
hayalleri akıllarının önüne geçtiği için gerçeği göremeyen
maceraperestler, nasıl bir tuzağa düşürüldüklerinin farkındalar mı?
Bugüne kadar kaç kişi nerelerde define buldu? Kazılarda işin kaymağını
kimler yiyor? Bütün bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyorsanız,
gelin birlikte bir define avına da biz çıkalım...





Kaz baba kazalım... Harita gerçek mi yalan mı anlarız...

Ermenistan’da görüştüğümüz Erivan Vanlılar Derneği’nden bir kadın
Van’da babasından kalan evlerinin tapusunu gösteriyor “Bak burası bizim
evimiz, bu da haritası. Babam altınlarını bu evde bırakarak göç etmiş”
diyordu. Ermeni kadının anlattıkları “Küs komşu Ermenistan” başlıklı
yazı dizimizde yer alınca gazetemizin telefonları kilitlenmişti. O
günlerde güzel bir tevafuk yaşıyor, definecilerin tarihî eserlerde
yaptığı tahribatı anlatan bir mail alıyoruz. Telefonla görüştüğümüz
Abdullah Bey, definecileri hayal tacirlerinin tuzağına düşmekten
korumayı amaçlayan bir web sitesi hazırladığını söylüyor. “Siz yeter ki
gelin gardaşım, Urfa, Malatya gerekirse oradan da Sivas’a gideriz. Her
şeyini define uğruna kaybetmiş ağalar, sönmüş ocaklar var buralarda”
diyor. “Köyden indim şehire” gibi yüzlerce filme konu olan, define
avcılarının, sahada nasıl çalıştıklarını, araştırmak için peygamberler
şehri Şanlıurfa’dayız. Tabii Ermeni kadının verdiği haritanın
fotokopisini de yanımızda götürüyoruz. Biz de define avına çıkacağız ya
haritasız olmaz tabii ki.




MİT VE JİTEM’DEN SORULUR
Uçaktan iniyor, telefonu çaldırıyoruz. Abdullah Bey “alo” demeden, bizi
fark ediyor, “Hoş geldiniz gardaşım” diye hal hatır soruyor. Bizi bu
işlere gönül vermiş Şanlıurfa’da oturan bir ahbabıyla tanıştırıyor.
“Mustafa gardaşım buraları iyi bilir bize yardımcı olacak” diyor. Araca
biniyoruz, karşılamadaki sıcaklık yerini tedirginliğe bırakıyor. Uzun
süre aracın içinde çıt çıkmıyor. “Abdullah bey programımız nedir şimdi
nereye gidiyoruz?” diye sorarak sessizliği bozuyoruz. Abdullah Bey “Ya
öyle hemen bir yerlere gitmek kolay mı ? Bak gardaşım buralarda MİT ve
JİTEM var, define işleri onlardan sorulur. Hele bir çay içek şehir
dışında bir yerlere gideceğiz” diyor. Çay molasının ardından
Viranşehir’e doğru yola çıkıyoruz. Zaman geçtikçe Abdullah bey açılıyor
ve bölgenin gerçeklerini sıralamaya başlıyor: “Buralarda aslan payını
ağa babaları götürüyor. Defineciler nereyi kazacaklarını bilmezler.”



BÜYÜK AVCI VELİ KÜÇÜK
Abdullah bey Viranşehir girişine yaklaşırken, “Veli Küçük OHAL döneminde
buraların altını üstüne getirdi. Ergenekon davasında adı geçince
bulduğu hazineleri başka yerlere gömdü. Şimdi o cezaevinde,
dışarıdakiler Veli Küçük’ün gömdüklerini çıkarmak için harıl harıl kazı
yapıyor. Bakın şu baz istasyonu ve benzinliğin kurulduğu tepe Hitit
döneminden kalma bir höyüktür. SİT alanı ancak adamlar bir yolunu
bulmuş, tesisi üzerine kondurmuş. “Buradan define çıkarılmış mıdır,
tesise gidip öğrenebilir miyiz ?” diye sorunca “Bilemiyorum ama zaten
bizi oraya yaklaştırmazlar. Silahlı adamları var, acımadan vururlar”
diyor. Saha çalışmalarını görmek için Yakubiye bölgesine geçiyoruz.
Araçla yol alırken Abdullah Bey “Bakın define uğruna bir medeniyetin
nasıl yok edildiğini göreceksiniz. Resmi kazı yapan bir grup dinamitle
koca kiliseyi ikiye bölmüş” diyor. “Buradan bir şey götürmüşler mi ?”
diye sorduğumuzda “Hiçbir defineci veya tarihi kazı yapan grup, altın
veya değerli taş bulduğunu söylemez. Ama burada kral mezarları var,
mutlaka hazineyi kaldırmışlardır” cevabını veriyor.

GİTMEYİN SİZİ VURURLAR!
Dar sokaklarda adres sora sora Kaya Kilisesi’nin yerini öğreniyor,
aracımızın ilerleyebildiği yere kadar gidiyoruz. Sonra tabana kuvvet
dağın yamacındaki sarp kayalıkları aşarak zirveye doğru tırmanıyoruz.
Tam bu sırada dere yatağına yakın bir yerde 2-3 kişinin tozu dumana
katarcasına toprağı kazdığını görüyoruz. Tele objektifle birkaç kare
fotoğraf çekiyoruz. Bizi fark ederek ellerindeki kazma küreği bırakıp
yukarı doğru bakıyorlar. Biz gece buluruz derken adamlar gündüz gözü
define arıyor. Abdullah bey “Gerçekten çok şanslısınız, o kadar bölgeyi
gezdim gündüz vakti define kazısı yapan görmedim. Çok değerli
fotoğraflar aldınız” diyor. Tatmin olmuyor, aşağı inerek bu insanların
hikayelerini öğrenmek istiyoruz. Abdullah Bey “Ya siz delirdiniz mi?
Adamlarda keleş, pompalı vardır. Yoksa gündüz gözü böyle kazı
yapamazlar. Durun gitmeyin, sizi vururlar! “ diyerek engel oluyor. O an
için vazgeçiyor, 2000 metre yükseklikteki zirveye çıkıyoruz. Şanlıurfa
ayaklarımızın altında manzara muhteşem, ancak tarihi Kaya Kilisesi için
aynını söylemek mümkün değil. Koca kilise yerle bir edilmiş, güçlükle
ayakta duran duvarları çöktü çökecek. Abdullah Bey kral mezarlarını
göstererek “Bunların hediye kutuları açılmış, kral ve zenginlere ait
altın ile değerli taşlar alınmış” diyor.

TAKTIK BİR KERE
Aşağı inişe geçtiğimizde, çıkarken gördüğümüz ekip harıl harıl toprağı
kazmaya devam ediyor. Kafaya koymuşuz bir kere, yanlarını inip ne
aradıklarını öğrenmek istiyoruz. Dere yatağına doğru inerken, aşağıdan
iri yarı bir adam “Kimsiniz, buraya niye geldiniz?” diye avazı çıktığı
kadar bağırıyor. Abdullah bey yine “Durun, daha fazla ilerlemeyin
adamlar sizi vurur!” diye engel oluyor. Yanımızdaki köylülerden İsmail,
“Mithat abi benem İsmail” diye bağırıyor. Yolda İsmail’le “Bak kardeş
aşağıdakilere define meraklısı olduğumuzu, söyleyeceğiz” diye
anlaşıyoruz. Yanlarına vardığımızda kazma küreği bırakıp, “hoş geldiniz,
buyurun eve geçelim, bir çayımızı için” diyorlar. “Sağ olun çay
almayalım, define işine çok meraklıyız, ne arıyordunuz, bir şey
bulabildiniz mi bari?” diyoruz. Mithat bey “Ya kardeşim ne definesi, ne
hazinesi kim kaybetmiş ki bulalım? Dedem burada vakti zamanında altın
bulmuş, biz de buluruz umuduyla kazıyoruz işte” diyor. Bu arada bulduğu
hangi döneme ait olduğu pek anlaşılmayan, yarı buçuk vaziyetteki bakır,
gümüş şehir paralarını gösteriyor “Aha bulduğumuz budur. Bizimki
hastalık, bir şey bulamasak da heyecanımız sürüyor” diye geçiştiriyor.

OKULDAN OLDUM
Mithat Beyle sohbet ederken, kazı hummalı şekilde devam ediyor. Ailenin
gençlerinden 30 yaşındaki Hacı Düzgün de umudunu toprağa bağlayanlardan.
Düzgün, defineciliğe ilkokul sıralarında başlamış ya sonra? “Çocukken
bazı büyüklerime özenerek elime geçen bıçak, nacak, kürek ne varsa dağı
taşı kazmaya başladım. Okuldan kaçar, karşıdaki Kaya Kilisesi’nin
yamaçlarında altın arardım. Devamsızlıktan çakınca babam ilkokuldan aldı
çobanlığa verdi. Define derdine düştüğüm için, çobanlığı da
beceremedim. Sonra bir kasabın yanında çıraklık yaptım, işi öğrendim.
Şimdi Kurban bayramlarında seyyar kasaplık yapıyorum. Diğer zamanlarda
define arıyorum. 21 senedir boşa kürek salladım, ama yüklü bir define
bulmadan bu işin peşini bırakmayacağım”. Abdullah Bey “Ya kardeşim yazık
değil mi, keşke okulunu bitirip doğru düzgün bir meslek sahibi
olsaydın” diye hayıflanıyor. Sonra elimizdeki haritayı göstererek,
“Bakın bunu Ermenistan’da buralarda oturduğunu söyleyen bir aile verdi.
Dedeleri buralara yüklü bir gömü yapmış. Haritadaki işaretler karşı
yamacı gösteriyor” deyince, gözleri fal taşı gibi açılıyor. “Buralarda
gömü filan yok gardaşım, çay içiyorsanız ikram edelim” diyorlar. “Yarın
bunlar karşı yamacı da kazımaya başlarlarsa şaşmayın” diye
fısıldaşıyoruz. Ayrılırken, Mithat Bey üzerine çıktığı mağarayı
göstererek, “Bakın dedem altınları burada bulmuş” diye arkamızdan
bağırıyor.

DEFİNE KİMİN MALI?
ABD’de bulunan defineler kamu malı sayılır ama uygulamada, genellikle
define bulan kişiye verilir. İngiltere ve iskoçya’da bulunan defineler
devletin olur. Defineyi bulan kişi bu durumu en yakın yetkiliye
bildirmek zorundadır; yoksa suç işlemiş sayılır. Fransa’da ise yasalara
göre, definenin yarısı bulana, öbür yarısı da bulunduğu yerin sahibine
verilir. Türkiye’de ise bulan kişi bunu 3 gün içinde en yakın müzeye
bildirmek zorundadır.










http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 Geri: BİR DEFİNE HİKAYESİ Bir Çarş. Eyl. 01, 2010 9:14 pm

CANTAR

avatar


AĞA HAZİNE PEŞİNDE SEFALETİ TANIDI

İKRAMİYEM KOCAMAN BİR SIFIR
12 pare köye hükmeden bir ağayken, define için yoksulluğa düşen Mahmut
Ersan, “Definecilikten emekli oldum, ikramiyem de kocaman bir sıfır”
diyor

ALTINŞEHİR’DE ALTIN ARAMIŞ
Ağa define bulmak için İran, Suriye ve Irak’a kadar gitmiş. İçinde
“altın” sözü geçiyor diye adının cazibesine kapılıp İstanbul
Altınşehir’de bile altın aramış



Şanlıurfa’da sağlı sollu yığma taş evlerin yer aldığı dar sokaklardan
geçerek tahta kapılı bir evin bahçesinden içeri giriyoruz. Tek göz evden
yaşlı bir adam çıkıyor içeri buyur ediyor. İçeride daha genç olan
birisi de elektrik ocağında çay pişirme telaşında. Duvarları
boyasızlıktan dökülen evin yaşlısı Ahmet amcaya “Eeee define işleri
nasıl gidiyor?” diye soruyoruz. “Ben sadece gözetçiyem, bir defa
gözetçilik yapmışam onda da yakalanmışam, bir daha mı tövbe! Ağa da
defineci de oğlum Mahmut’tur” diyor. Yanlış adamın yanına oturduğumuzu
anlıyor, çay dolduran Mahmut Ağa’nın yanına sokuluyoruz. 60 yaşındaki
Mahmut Ersan’ın durumu Şener Şen’in Züğürt Ağa filmindeki Maho Ağayı
andırıyor. Ancak onun artık satacak köyü de kalmamış. 12 pare köyünü
define bulma sevdası uğruna kaybetmiş. Etrafında artık ne marabaları
var, ne de el pençe duran hizmetkârları. Kapısını bizim gibi ayda yılda
çalanlara çay ikram edip, define maceralarını anlatarak hayata tutunmaya
çalışıyor. Mahmut ağaya define işine nasıl başladığını soruyoruz: “
Beni cezbeden define işiyle uğraşan arkadaşlarımın anlattıklarıydı.
Zaten tarihi eserlere merakım vardı. 40 yıl bu işlerle uğraştım, şimdi
emekli oldum defineciliği bıraktım. Ya emekli irkamiyesi?: “Yok gardaşım
ne ikramiyesi, sıfıra sıfıra sıfır elde var sıfır. Definecilik faydalı
hobi değil. Bu işe başlamadan durumum çok iyiydi, ama şimdi burada
kiracıyım.”

YOK GARDAŞIM NE DEFİNESİ
Ağanın doldurduğu çayları yudumlarken, “40 yıl uğraştınız define
bulabildiniz mi bari ?” diye sorunca “Yok gardaşım ne definesi, altın
felan bulamadım. Ufak tefek şehir paraları, çanak çömlek buldum, onları
da müzeye teslim ettim. Zamanın parasıyla 5 trilyon liramı bir kaç sikke
için heba ettim. Varımı yoğumu her şeyim kaybettim” diyor. Maziyi
hatırladıkça efkarlanan Mahmut Ağa, define aramayı sigara tiryakiliğine
benzetiyor: “Bir duyum aldığım zaman heyecandan yerimde duramazdım.
Arkadaşlarla yeri bulup kazardım.” İki yıllık Sevk ve İş idaresi Bölümü
mezunu Mahmut Ağa, define sevdasına nasıl körü körüne kapıldığına
kendisi de inanamıyor. Binden fazla kitapı yalayıp yutan, Mahmut Ağa’ya
“40 yıllık emeği define yerine eğitime verseydiniz hangi konumda
olurdunuz?” diye soruyoruz: “Herhalde Cumhurbaşkanı olurdum, ahh kafam
ahh!” diye feryat ediyor. Acemilik dönemlerinde sahtekarların tuzağına
düştüğünü anlatan Mahmut Ağa, “Bu işi bilimsel yapmak adına definecilik
ve eski uygarlıklara ait derin araştırmalar yaptım. 300’den fazla kitap
karıştırdım, müze müdürleriyle dost oldum” diyor.


Define sevdası yüzünden 12 köyünü kaybeden 60 yaşındaki Mahmut
Ersan’ın durumu Şener Şen’in Züğürt Ağa filmindeki Maho Ağayı andırıyor.


YUMURTA ÇALMAK GİBİ...
Muhabbetin ortasında “Ya hakikaten hiç bir şey bulamadınız mı?” diye
yükleniyoruz. Bir an duraklayan, tereddüt yaşadığı yüzünden okunan
Mahmut Ağa, “Madem söyliyem o zaman. Roma, Bizans ve Selçuklu
dönemlerine ait birkaç altın ve gümüş sikke buldum. Bugün en fazla 5 bin
TL eder ama , bulmak için harcadığım para 100 bin TL’den fazladır.
İnsan bir şey bulduğu zaman, gerisi gelir diye kazmaya devam ediyor. Bu
aynen şuna benzer, tavuk hırsızlığı yumurta çalmakla, define de bir iki
sikke bulmakla başlar” diye konuşuyor. Çoğu define meraklısı gibi Mammut
Ağa’da Nasrettin Hoca misali bindiği dalı kesenlerden. İlk hazineyi
oturduğu evin altında aramış: “Ya ev yıkılacakmış kimin umurunda o zaman
ne arar şimdiki akıl. 1965’de Suriye’den gelen Ermeni ailenin bir ferdi
‘burası benim dedemin babamın eviydi. Burada bir emanetimiz var
alabilir miyiz ?’dedi. Biz de ‘hay hay ‘ dedik. Ermeni aile ‘altınları
yarı yarıya kırışacağız’ teklifinde bulundu, ortak olduk. Evde
tadilatlar olduğu için bir ay gömümün yerini bulamadılar.” “Aramaktan
vazgeçtiler mi?” diye sorunca “Vazgeçerler mi hiç. 250 liraya cihaz
almıştım, bugün 5 cumhuriyet altını eder. Ceviz, dut ve incir ağacının
tam ortasında gömüyü bulduk ama küp boştu. Altınları almadığımıza kanaat
getirdiler gittiler. Tekrar ziyarete geldiklerinde, büyük ağabeylerinin
bizden önceki ev sahibiyle anlaşarak altınları çıkardığını söylediler”
diyor.

DEFNECİLER PİŞTİ OLURSA
Mahmut Ağa, define ararken bazen başka definecilerle karşılaştıklarını
da söylüyor. Peki defineciler pişti olduğunda neler yaşanıyor?:
“Arkadaşlarla bir Süryani köyünde kazı yaparken, 14.30 sıralarında bir
ekibin daha geldiğini gördük. Deli deliyi görünce çomağını saklarmış,
biz de hemen kazma küreği topladık, 20-30 metre yukarıdaki bir mağaraya
saklandık. Gelip baktılar, ‘defineyi alıp gitmişler’ diye konuştular.
Giderler diye beklerken, kazmaya devam ettiler. Şafak sökmeye başlayıp,
çobanlar ortaya çıkınca kaçtılar. Sabah geldiğimizde sağolsunlar 3 metre
daha derine inmişler. Tekrar tırmaladık ama bir şey çıkmadı.”
Anadolu’da adın defineciye çıkmışsa vay haline. Zira defineyi bulmak da
bulmamak da dert. Çünkü konu komşu, dost ahbap “bu adam yıllardır
uğraşıyor elbet bulmuştur” diye düşünüyor. Mahmut ağa da aynı dertten
muzdarip: “Ne zaman yolda birilerini görsem ‘ağam hayırlı olsun, köşeyi
dönmüşsen pas da vermiysen’ diye laf atıyorlar. “Yaa defineyi bulsam
kirada oturur muyum? Altımda fıstık gibi arabam vardı şimdi külüstür
bile yok” diyorum ama kim inanır ? Definecilik yaparken eve
devamsızlıktan sınıfta kalan Mahmut ağa, şimdilerde yanlızlıktan dert
yanıyor. Hanımı evi terketmiş, çocukları da evlenip başka diyarlara
göçmüş. Mahmut Ağa yaşadığı sıkınıtılara rağmen hiç pişman olmadığını
söylüyor: “Kendime zararım oldu, başkalarına değil. Üzerimde kul hakkı
yok, onun için rahatım.”

BU İŞİN YALANI ÇOKTUR
Defineye gideceği geceler gözüne uyku girmediğini anlatan Mahmut Ersan,
“Hanım uyurken, evden sessizce sıvışıyordum ama çocuklar anlıyordu.
Gündüz de ‘hasta ziyaretine gideceğim’ diyerek çıkıyordum. Bu işin
yalanı çoktur. Sabaha karşı her tarafım çamur içinde eve gelince foyamız
anlaşılıyordu. Bazen günlerce gelmezdim. Yıllık iznimi alır,10-15 gün
arkadaşlarla takılırdım. Orası senin burası benim, Türkiye’nin her
yerini kazardık. Yine boşa kürek sallardık” diye konuşuyor.
“Müneccimlerlerle çalıştınız mı?” diye sorunca kahkahaya boğuluyor: “Yav
hepsi sahtekardır. Müneccimler bana geliyordu. Bana gelip ‘böyle bir
define varmış, aslı nedir?’ diye sorar, bilgi alırlardı.” Kazı yaparken
bir kaç defa yakayı ele verdiğini anlatan Mahmut Ağa, bir defa da
ölümden dönmüş: “Dağlık arazide kazı yaparken, büyük bir kaya üzerimize
doğru yuvarlandı, bizi Allah korudu. Ama bu tehlike işin heyecanıydı.
Kaya dağ başından aşağı geliyordu, son anda kenara kaçarak canımızı
kurtardık.” Peki Mahmut Ağa hazine bulsaydı ne yapardı?: “Yılın 12 ayı
kimseye muhtaç olmadan yaşayacak bir miktarı ayırır, gerisiyle fakir
fukara için aş evleri açardım. Bütün hayalim buydu. Ama artık yemin
ettim. Her adımıma bir trilyon verseler gitmem. Çünkü çok yoruldum.
Romanya, Bulgaristan, İran ve Suriye’den teklifler geldi kabul etmedim.
Sonunda anladım ki en değerli hazine açgözlü olmamakmış.”


Binden fazla kitap okuyan Mahmut Ağa, defineciliği sigara tiryakiliğine benzetiyor.

KREDİYE HÜCUM
Define tutkunları evini barkını arabasını satıp, fiyatı 2 bin 500 TL ile
10 bin TL arasında değişen dedektörler alıyor. Sahte define
haritalarına, ekspertizlere ve müneccimlere verilen paralarla bir
kazının maliyeti 30 bin TL’yi buluyor. Define aramak için 30 ile 50 bin
TL arasında kredi alanların sayısı da küçümsenmeyecek boyutta. Dedektör
satışı yapan Engin Yılmaz, “İnternet sitelerinde 8-10 metreye kadar
altın bulan dedektör reklamları var. Bu mümkün değil. Dedektör en fazla 2
metrede metal taraması yapabilir. Geçenlerde, 10 yıllık müşterimiz
arıyor, ‘Ya Engin kardeş, bırak altını bir iğne bulsam dişimi kıracağım’
diyor. Adam haklı, çünkü kanunen dedektörler 30-40 santimetreye kadar
sinyal gönderecek şekilde üretiliyor” diye konuşuyor.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz