GİZLİHAZİNELER DEFİNECİLER AKADEMİSİ
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Koltuk Taşı
Cuma Eyl. 01, 2017 11:19 pm tarafından horosanlı

» Scorpion gpr
Ptsi Ağus. 28, 2017 8:17 am tarafından ramses28

» 2013 -OCAK AYI İŞTİMASI YAPALIM Bİ GARDAŞLARDAN KİMLER VAR.
Çarş. Tem. 06, 2016 10:29 am tarafından korasoglu

» 14-mart-2015
C.tesi Mart 14, 2015 8:32 am tarafından BORAN38

» KARE-DİKDÖRTGEN OYMALAR ve ÇÖZÜM UYĞULAMALARI
Ptsi Eyl. 29, 2014 5:08 am tarafından kılıç3838

» sümbül...
Salı Eyl. 02, 2014 12:36 pm tarafından Battal Ebrail

» taşın üçgen şeklinde delinmesi bir define işareti midir?
Çarş. Ara. 18, 2013 8:05 am tarafından 56476364528

» deneme
C.tesi Kas. 23, 2013 7:54 pm tarafından CANTAR

» buldugumuz bir taş
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:54 am tarafından cansu

» Eski rum evleri ve definesi
Ptsi Eyl. 09, 2013 3:46 am tarafından cansu

Kimler hatta?
Toplam 3 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 3 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 213 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 8:28 am tarihinde online oldu.
RSS akısı

Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 



Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

ARKEOLOJİ

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 ARKEOLOJİ Bir C.tesi Tem. 31, 2010 3:53 am

CANTAR

avatar


Arkeoloji:

Arkeoloji, insanların elinden çıkmış her türlü malzemeyi ve kalıntıyı
araştıran bilim dalıdır. Yunanca archaios ve logia sözcüklerinden
türetilen arkeoloji, zaten "geçmişin incelenmesi" anlamına gelir.
Türkçe'de bu sözcüğün karşılığı olarak kazıbilim kullanılmışsa da
yaygınlık kazanmamıştır. Arkeoloji kendi içinde birçok farklı bilim
dalını barındırmaktadır. Bunlar arasında tarihöncesi (prehistorya)
arkeolojisi, klasik arkeoloji, protohistorya ve önasya arkeolojisi,
mısır arkeolojisi, tevrat arkeolojisi, ortaçağ arkeolojisi sayılabilir.
Arkeoloji, yazılı tarihten önce ve sonra yaşamış insanlara ilişkin bilgi
edinme olanağı sağlaması açısından özellikle önemlidir. Bu bilim
dalının uzmanları olan arkeologlar, alet, eşya ve yapı kalıntılarını
inceleyerek, eski insanların nasıl yaşadıklarını anlayabilirler.
Arkeologlar çalışmalarını çoğunlukla eskiden insanların yaşadığı
varsayılan yerleşimleri gün yüzüne çıkararak yürütürler. Yıkılan bir
kentin üstüne yenisi yapıldığından, eski kentler genellikle toprağın
altında kalır ve üst üste kurulan yerleşmelerin mimari (özellikle
kerpiç) yıkıntıları zamanla bir tepe oluşturur. Bu tür tepeler ülkemizde
höyük, Yunanistan'da "Magula", Yakındoğu'da "Tell", İran'da "Teppe"
olarak adlandırılır. Ülkemizdeki Alacahöyük ve Çatalhöyük gibi eski
yerleşmeler birer höyüktür.Ancak her arkeolojik buluntu yeri bir höyük
değildir. Mağaralar, düz yerleşme yerleri, antik kentler de arkeolojinin
araştırma alanları arasında yer alır. Tarihöncesi arkeolojisi yazının
ortaya çıkmasından önceki dönemleri inceler. Bu incelemede kazılar çok
büyük bir dikkatle yürütülür. Tarihöncesi dönemden günümüze kalan çanak
çömlek parçaları, taş aletler, mimari kalıntılar ya da organik
kalıntılar çok önem taşımaktadır.

Arkeoloji neleri araştırır?

Eski dönemlere ilişkin günümüze ulaşmış pek çok yazılı belge vardır. Ama
bu yazılı belgelerin çoğu vergilere, yasalara, din kurallarına,
krallara ve yöneticilere ilişkin bilgiler içerir. Bu belgeleri
inceleyerek o dönemin insanlarının nasıl yaşadıkları bilgisine
ulaşamayız. Oysa arkeolojik kazılarla ev kalıntılarını, krallık
saraylarını, mezarları ve tapınakları ortaya çıkararak, sıradan
insanlardan soylulara değin bütün insanların nasıl yaşadıklarını
öğrenebiliriz. Meksika'da ve Mısır'daki piramitleri, Atina'daki Akropol
gibi ilginç yapıları, insanlar yüzyıllarca hayranlık ve ilgiyle
izlediler. Daha meraklı olan bazı kişilerin bu tür yapıları izlemekle
yetinmeyip, onları yakından incelemeye başlamalarıyla arkeoloji doğdu.
Bu meraklı kişiler dolayısıyla ilk arkeologlar oldular. Toprağın
üzerinde yükselen eski yapıları incelemek kolaydır. Ama toprağın
derinliklerinde saklı yerleşmeleri incelemek o kadar kolay değildir.
Önce bu yerleşmelerin yerlerini saptamakla işe başlamak gerekir. Bazen
bir tarlada bulunan kırık çömlek parçaları arkeologlar için araştırmanın
ilk adımı olabilir. Günümüzde arkeologlar, uçaktan ve uzaydan çekilen
fotoğraflardan yararlanmaktadırlar. Tarlalardaki ürünlerin büyüme biçimi
de, toprağın altında eski duvarların ya da hendeklerin varlığını
gösterebilir.

Günümüzde arkeoloji:

Eskiden zengin hazineler, saraylar ve tapınaklar bulma umuduyla kazı
yapılırdı. Sıradan insanların yaşadıkları yerler definecileri
ilgilendirmiyordu. Oysa arkeologlar geçmişi iyi anlayabilmenin yolunun,
bulunabilen her şeyi incelemekten geçtiğini bilirler. Arkeologlar
buluntuları incelerken, o topluluğun ekonomisini, değişik işleri ve
görevleri olan insanlar arasındaki ilişkileri ve dinsel inanışlarını da
araştırıyorlar. Yetiştirdikleri bitkilere ve hayvanlara bakarak
insanların çevrelerini nasıl değiştirdiklerini, kendilerinin de çevreden
nasıl etkilendiğini anlamaya çalışıyorlar. Ortadoğu'da bazı arkeologlar
çöllerde araştırmalar yaparak, kentlerin henüz kurulmadığı ve
uygarlıkların yerleşmediği dönemlerdeki göçebe topluluklara ilişkin
bilgi edinmeye çalışıyorlar. Çok kısa bir zaman öncesine kadar
kitaplarda, elyazmalarında ve iyi korunmuş yapılarda ortaçağa ilişkin
yeterince bilgi bulunduğu sanılıyordu. Yatın tarihlerde bu alanda da
yepyeni gelişmeler oldu. Birçok araştırmacı son 200 yılda yapılmış
kanalları, demiryollarını, fabrikaları konu alan sanayi arkeolojisi
alanında çalışıyor. Günümüzde kısaca, geçmişe ilişkin her şey
arkeolojinin kapsamına girmektedir.

Bilimsel yöntemler:

Arkeolojide günümüzde tarihlendirmede çeşitli bilimsel yöntemler
kullanılmaktadır. Bunlardan biri olan radyokarbonla tarihlendirme
yönteminin bulunması, arkeolojide büyük bir gelişme sağladı. Bu yöntemle
odunun, kömürün ve eski yerleşim bölgelerinde bulunan kemiklerin
yaşlarını saptamak olanaklı hale geldi. Her canlıda karbon bulunur ve
bunun neredeyse tamamı karbon-12'dir. Belli bir oranda da radyoaktif ve
"ağır" olan karbon-14 vardır. Örneğin bir ağaç kesilince, artık yeni
karbon-14 atomları alamaz ve var olan radyoaktif karbon atomları da
belli bir hızla yok olmaya başlar. Böylece yaklaşık 5.500 yıl sonra bu
atomların yarısı karbon-12 atomlarına dönüşür. Radyoaktif karbonun
karbon-12'ye oranı ölçülerek, canlının ne kadar zaman önce öldüğü
saptanabilmektedir. Ne var ki bu yöntem, tarihi belli olan Mısır
buluntularına uygulandığında, saptanan tarihlerin çok kesin olmadığı
anlaşılmıştır. Bir başka tarihlendirme yöntemi de ısıyla ışıldamadır
(ısılışıldama). Bu yöntem yalnızca pişmiş kile uygulanabilmektedir.
Kilde radyoaktif atomlar içeren elementler vardır. Kil pişirilmeden önce
bunlar çevrelerine ışık biçiminde parçacıklar saçarlar. Pişme işleminin
sonunda, atomların saçtığı bu parçacıklar kristalleşmiş yapının içinde
hapsolur. Isıyla ışıldama yönteminde çömlekten alınan bir örnek,
parçaların yeniden serbest kalacağı noktaya kadar ısıtılır. Bu
parçacıklar ışık biçiminde (ışıldayarak) açığa çıktıkları için fotometre
aygıtıyla ölçülür. Çömlek ne kadar çok ışık verirse, o kadar eskidir.
Bir ağacın yaşının, gövdesindeki yıllık büyüme halkalarına göre
saptanmasına dendrokronoloji denir. Ağaç gövdesinin kesitinde iç içe
ince ve kalın halkalar görülür. Havaların iyi gittiği yıllarda ağaç daha
çabuk büyüyeceğinden halkaların kalınlığı artar. Bu yöntemle ağacın
yaşadığı dönemdeki iklim koşulları bile anlaşılabilir. Bir çam türünün
4.000 yıl önceki ve günümüzde yaşamakta olan örnekleri bu yöntemle
karşılaştırılmıştır.

Türkiye'de arkeoloji:

Anadolu'daki tarihsel kalıntılar daha 16. yüzyılda Avrupalı gezginlerin
dikkatini çekmişti. Nitekim ilk kazılar da, 19. yüzyılda Avrupalı
arkeologlarca yapıldı. Bunlardan biri olan Alman arkeolog Schliemann'ın
eski Truva kentinin yerini saptadı ve burada uzun yıllar kazı
çalışmalarını sürdürdü. 1882'de Türkiye'deki ilk arkeoloji müzesinin
kurucusu ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey (1842-1910), 1887'de en
önemli kazısını Sayda'da (bugün Lübnan'da) gerçekleştirdi. Bu kazıda
Fenike krallarına ait 20'den fazla lahit ortaya çıkarıldı. Daha sonra
Anadolu'daki ilkçağ uygarlıklarını araştırmak isteyen Alman, Avusturyalı
ve ABD'li arkeologlar da Bergama, Bodrum, Boğazköy, Didim, Priene,
Milet, Efes ve Sart gibi tarihi bölgelerde kazılar yaptılar. Bu
kazılarda, Dünyanın Yedi Harikasır17;ndan ikisi olan Efesr17;teki
Artemis Tapınağı ve Bodrumr17;daki Mausoleion gibi önemli yapıtlar
ortaya çıkarıldı. Cumhuriyet döneminde arkeolojiye daha fazla önem
verildi. 1931'de Türk Tarih Kurumu, 1934'te İstanbul Üniversitesi'ne
bağlı Türk Arkeoloji Enstitüsü, iki yıl sonra da Ankara'da Dil ve
Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruldu. 1933'te Türk Tarih Kurumu adına ilk
kazılar, Hamit Zübeyr Koşay başkanlığında Ahlatlıbel'de yapıldı. 1935'te
Koşay ve Remzi Oğuz Arık Alacahöyük kazılarına başladılar. Ayrıca
Türkiyer17;de 1930'lardan başlayarak Alman, Fransız, İngiliz ve Hollanda
arkeoloji enstitüleri kuruldu. Bu dönemde yerli ve yabancı uzmanlar
birçok eski yerleşim bölgesinde araştırma ve kazılar gerçekleştirdiler.
Kazılardan çıkarılan eski yapıtları korumak ve sergilemek için yeni
müzeler açıldı. Bunların başında, dünyanın en önemli arkeoloji
müzelerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesi gelir.

1946'da Kılıç Kökten başkanlığında Antalya'daki Karain kazılarına
başlandı. Karain Mağarası, Anadolu'nun en büyük doğal mağaralarından ve
Tarihöncesi yerleşmelerinden biridir. Arif Müfid Mansel, Perge (1946) ve
Side (1947); Bahadır Alkım, Karatepe (1947); [[Tahsin Özgüç/Kutlu
Emre], Kültepe (194
ve Altıntepe'de Urartu Kalesi (1959); Ekrem Akurgal, eski
İzmir(Smyrna), Foça, Sinop; Afif Erzen, Van'da Urartu (1961); Kenan Erim
Afrodisias (1961); Nimet Özgüç, Acemhöyük (1962) ve Samsat (197;
Nezih Fıratlı, Uşak Selçikler (1966) kazılarını yürüttüler. Ufuk Esin,
1968'de Tepecik'te, 1971'de Tülintepe'de kurtarma kazılarını yönetti. Bu
yöre 1975'te Keban Baraj Gölü'nün dolmasıyla birlikte sular altında
kaldı. Gene Ufuk Esin'in 1978 sonrasında, [Karakaya Barajı|[Karakaya
Baraj]] suları altında kalan Değirmentepe'de kurtarma kazıları yaptı.
Türkiye'de yazılı belgelerden ya da toprak üstündeki kalıntılardan yola
çıkılarak yapılan planlı kazılara örnek olarak Boğazköy, Kültepe ve Efes
kazıları gösterilebilir. Türkiye'de son yıllardaki en önemli kazı
alanlarından biri Zeugma'dır. Gaziantep'te Nizip'in 10 kilometre
doğusunda ve Fırat Irmağı'nın batı kıyısında bulunan, Helenistik, Roma
ve Bizans dönemlerine ait antik kentte, Birecik Barajı'nın suları
altında kalacağı için 2000 yılında kurtarma kazılarına başlandı. Bu
kazılarda çok önemli mozaikler ve buluntular ortaya çıkarıldı. Son
yıllarda, Bodrum'da sualtı arkeolojik araştırmalarına büyük önem
verilmeye başlandı. Türkiye'nin ilk sualtı arkeoloji müzesi olan Bodrum
Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne bağlı olarak yürütülen çalışmalar sonucu
denizden çıkarılan birçok buluntu bu müzede sergilenmektedir.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

2 ARKEOLOJİ Bir C.tesi Tem. 31, 2010 3:54 am

CANTAR

avatar


Arkeoloji, eski çağlara ait insan topluluklarının ürünü olan her
şeyi toplar, sınıflandırır; bulunuş durum ve yerlerini de göz önüne
alarak sonuç çıkarır.



Arkeoloji uygulamalı bir bilimdir. Bu özelliği ile Zooloji ve Botanik'le
benzeşir. Botanik nasıl bitkileri, Zooloji nasıl hayvanları toplayıp,
tamamlayarak, sınıflandırırsa; arkeoloji de eski kültür kalıntılarını
toplar, tanımlayıp, sınıflandırarak, ait oldukları kültürleri ve
zamanlarını belirler. Arkeolojik bir çalışmanın aşamaları şöyledir:



1. YÜZEY ARASTIRMASI: Arama bir arkeologun isidir. Yeraltında bulunan
eski kültür kalıntılarını çıkarmada titiz bir çalışma yapmak gerekir.
Arkeolojik Yerleşmelerin bulunması, belgelenmesi ve bunların herhangi
bir kazı işlemine başvurulmadan bilimsel yöntemlerle incelenmesi, toprak
üstündeki kalıntılarının elde edilip yorumlanmasına " yüzey araştırması
" denir. Henüz bilinmeyen arkeolojik yerler, açık arazide yürüyerek ya
da araba ile dolaşılarak bulunur. Amaçlı olarak yapılan bu araştırma,
arkeolojik yüzey araştırmasının gerekli bir bölümüdür ve çalışmanın ilk
basamağını oluşturur. Toprak üstü arama-yüzey araştırması- çeşitli
merkezler üzerinde uygulanabilen bir yöntemdir. Bunlar; höyük, akropol,
düz arazi yerleşimi, kurumuş nehir yatağı, Tümülüs ve nekropoldür. Â



a. HÖYÜK: Arapların "tell" ya da "tal",Perslerin "tepe" diye
adlandırdıkları höyükler, eski yerleşmelerin yıkılması veya doğal
tahribi sonrasında onların kalıntılarıyla oluşmuş doğal olmayan
tepeciklerdir.
İlk çağlarda insanlar henüz yerleşik düzende yasamadıklarından,
çoğunlukla da ağaç kovuklarında ve mağaralarda barındıklarından
höyüklere rastlanmaz. Ancak Neolitik çağdan itibaren kurulan toprağa
bağımlı yerleşmeler, çeşitli felaketlerle yıkılıp yok olurlar; zamanla
bunların düzeni tabii olarak bir toprak katmanıyla kaplanır. Çoğu zaman
da bu yıkıntının üzerine başka bir topluluk gelip yerleşir veya yıkılan
kendin eski sahipleri şehri tekrar yeni bastan imar ederler. Hep ayni
yere gelip yerleşmesinin nedenleri arasında, yörenin coğrafi
özellikleri, iklim şartları ve toprak verimliliği ile su durumu basta
gelmektedir. İste, bu tür Kültür kalıntılarının bulunduğu tepeler höyük
karakteri taşırlar. Örneğin, Çanakkale'nin 25 km. güneyindeki
Troiaâ��da, bilimsel kazılar sonucu 9 katli bir yerleşimin varlığı kesin
olarak saptanmıştır. Diğer bazı örnekler olarak Çorum-Alacahöyük ve
Karahöyük, Kayseri-Kültepe, Keban yöresindeki Norsuntepe ile Kuzey
Suriye'deki Tell Halaf, Tell Tayinat, Til Barsip sayılabilir.

b. AKROPOL:"Akro" (yüksek), "Polis" (şehir) kelimelerinden türetilmiş
akropol, yüksek ve savunulması kolay tepeler üzerinde kale anlamındadır.
Bu kale içinde yönetici krallığa ait çeşitli sosyal ve dinsel yapılar
yer alır. Akropol Kralâ��ın korunmasına ayrılmıştır; halk ise akropolün
eteğinde yaşamını sürdürür. Örnek olarak, Atina Akropolü, Bergama
Akropolü ve Priene Akropolü gösterilebilir.

c. DÜ�Z ARAZI YERLESMELERI: Düz yerleşmelerdeki asal özellik sur
duvarlı kalelerdir. Özellikle savunma amacıyla sağlam yapılı surlar ve
yerleşme olarak da tepe sırtları seçilmiştir. Akropol krallığı temsil
ettiği için halk daha çok ovadaki tarlaların bulunduğu düz arazide
yasardı. Düz arazi yerleşimlerine örnek gösterebileceğimiz Zincirli ve
Kargamışâ��ta kaleler bazı kısımlarında çift sur duvarlarıyla
çevrelenmiştir.

d. KURUMUS NEHIR YATAGI: Yöreye ait seramik ve benzeri tasınmış
malzemeyi derleyebilmek, ayrıca toprak altı tabanlaşma konusunda kısıtlı
da olsa bir fikir sahibi olmaya yönelik, yüzeyde yapılan araştırmaların
bir bölümünü kapsar.

e. TÜ�MÜ�LÜ�S: Bunlar önemli kişilere, özellikle de kral ve
prenslere ait mezar yapılardır. Gerek Tümülüs, gerekse höyük dış görünüş
olarak birer "yapay tepecik"ten oluşmuştur. Farklılık içyapıdaki
kuruluşlardır. Tümülüslerde önce mezar odası düz bir alan üzerine inşa
edilir. Daha sonra üzeri kapatılarak dev bir toprak yığınıyla örtülür.
Bu yapı tarzıyla hem mezarın yeri bir tepecikle belirlenmiş olur, hem de
mezar odası soyguncuların dıştan gelecek tehlikelere karsı korunmuş
olur. Örnek olarak, Friglerâ��in "Midasâ��ın Mezarı" diye anılan Gordion
Büyük Tümülüs'ü gösterilebilir. Anadoluâ��da Tümülüslerin en yoğun
rastlandığı yöre ise Lydiaâ��dır.

f.NEKROPOL: Yüzey araştırmasının yapılabileceği bir diğer saha ise
nekropollerdir." Nekro" (ölüler) ve "Polis" (şehir) kelimelerinden
türetilmiş nekropol mezarlıkları kapsar. Genellikle kent dışında, bazen
de ana kapının hemen yakinin da yer alırlar; Assos ve Termessos'ta
olduğu gibi.Â



2. BULMA: Araştırmacı, yüzeyde yaptığı çalışmalar sonucunda bazı
verileri toplar. Bunların basında seramik eşya, kirik çanak-çömlek
parçaları; küçük buluntularla sikkeler ve süs malzemesi gelir. Seramik
eşya kırıldıktan sonra bir daha kullanılmadığı için, ayrıca hemen her
yerleşimde bol miktarda ele geçmesi dolayısıyla geçmiş kültürlere ait
ipuçları bulmada büyük önem taşır. Arkeologun yüzey araştırması
sonucunda elde edebildiği bulgular değerlendirilir ve sonuçta, ilgili
yerleşimde kazıya gerek olup olmadığına karar verilir. Eğer Araştırılan
sahada seramik bulgu yoksa bu orada kazı yapılamaz anlamına da
kesinlikle gelmez. Bazen bir sikke, bazen de bir mühür ya da yazıt
parçası bile oranın önemini göstermeye yeterlidir.



3. KAZI: Önceden topografik haritası çıkarılmış ve sınırları belirlenmiş
arkeolojik alanlarda, yetkili makamlardan alınacak izinle bilimsel
sorumluluğa sahip kişilerin yapacağı "kazma" işlemidir. Arkeolojik
kazılar amaçlarına göre;

a. Planlı Kazılar

b. Kurtarma Kazıları

c. Rastlantısal Kazılar diye sınıflara ayrılır. Bunlar yerleşme
biçimlerine göre kendilerine uygun yöntemleri ve teknikleri uygularlar.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

3 ARKEOLOJİ Bir C.tesi Tem. 31, 2010 3:55 am

CANTAR

avatar


Çağdaş kazıların nasıl yürütüldüğünü daha iyi anlayabilmek için,
Roma dönemi bir evin yapılış öyküsünü örnek almak iyi bir yol olabilir.




Çünkü arkeologlar günümüzde Roma dönemi bir evi ortaya çıkarmak üzere
kazıya başladığında, bu öyküyü sondan başa doğru yeniden kurmaktadır.
Roma dönemin yapı ustası, bir evi yapmaya giriştiğinde önce toprağı
temizler, ardından temel çukurlarını kazar. Sonra, mozaiklerle resimler
ya da motifler yaparak zemini döşer. Duvarları örüp üstünü bir çatıyla
kapatır. Ev artık oturulacak hale gelmiştir ve insanlar gelip
yerleşirler. Ustanın cebinden düşen bir metal para evin temelinde
kalabilir. Evde yaşayanlar bazı küçük eşyalarını evde yitirebilir.
Kırılan çanak çömlek parçaları çöp çukuruna atılır. Böylece evde
yaşayanların öteberileri kıyıda köşede kalabilir. Arkeolojide bu süreç
yerleşme dönemi olarak adlandırılır. Daha sonra bir savaştan dolayı
insanlar yaşardığı evi terk etmek zorunda kalabilir, ev bir depremde
çökebilir. Artık içinde insanın yaşamadığı evin zamanla tamamen çöker;
ahşap kısımları çürür, duvarlar yıkılır. Aradan uzun yıllar geçince de
ev bütünüyle toprağın altında kalır. Aradan yüzyıllar geçince üzerindeki
toprak dümdüz olur. Burası ekili bir alan haline gelebilir ya da
üzerine yine bir ev yapılabilir.



Arkeologlar önce toprak altında böyle bir evin varlığını saptar. Kazı
alanının tümünü ya da çevresini ince çelik çubuklarla çevirir. Bu, kazı
boyunca yapılacak ölçümlerin doğruluğu, çıkarılacak plan ve sonuçların
güvenilirliği için gereklidir. Artık sıra, çatıdan temele doğru bütün
tabakaları tek tek özenle kaldırmaya gelmiştir.



İlk tabakaya ulaşıncaya değin kazı makineleri kullanılabilir. Ama ilk
tabaka kaldırılınca, artık kazıda yalnızca sivri uçlu mala, kürek ve
kova kullanılır. Kazı sırasında ortaya çıkarılan duvarlar, ocaklar,
fırınlar ve insan yapımı öbür yapılar örselenmeden birbirinden ayrılır.
Arkeologlar bütün bunları inceler ve ayrıntılı notlar tutar. Ele geçen
eşyalar tek tek özenle temizlenir ve bulundukları tabakayı belirtecek
biçimde numaralanır. Eşyaların üzerinde o dönemin hükümdarının resimleri
varsa, bu eşyanın yapılış tarihini saptamayı kolaylaştırır. Ama
buluntular daha eski dönemlerden kalmış, yazısız ve resimsiz de
olabilir. Ayrıca başka döneme ait eşya o tabakadaki eşyayla karışmış
olabilir. Böyle durumlarda kesin tarihlendirme yapılırken, bir üst
tabakaya hiç dokunulmamış olması gerekir.



Kazıyı yapan kişi, bu evin yapıldığı, değiştirildiği ya da yıkılmaya
bırakıldığı tarihleri saptar. Ayrıca evde yaşamış olanların ne gibi
özellikleri olduğunu ve yaşam biçimlerini ortaya çıkarabilir. Örneğin
bir çiftlik eviyse, çevresinde tarlalar, otlaklar ve korular
bulunacağını bilir. Buradaki bitki, tohum, polen ve tahıl kalıntıları,
çevrenin o zamanki bitki örtüsünü gösterir. Hayvan kemikleri, burada
yaşamış insanların yedikleri etin cinsini anlamamızı sağlar.
Kullandıkları araç gereçler insanların günlük yaşamları hakkında bilgi
verir.



Kentlerde kazı çalışmaları, açık alanlardaki kazılardan daha zor ve
karmaşıktır. İnsanların yüzyıllardır yaşamakta oldukları kentlerde
kazılar yıllarca sürebilir. Öte yandan bir kalıntının varlığı saptansa
bile, bu mevcut yapıların ya da sokakların altında bulunacağından kazı
yapma olanağı da yoktur. Bu gibi nedenlerden dolayı büyük kentlerde daha
az kazı yapılmaktadır. Yapıların ortaya çıkarılmasında kullanılan
yöntemler, Roma yolları, kanallar, surlar gibi öteki alanlarda yapılan
arkeolojik kazılarda kullanılmaz. Bu tür kazılarda birbiri üzerine binen
bütün katmanların görülebileceği bir kesit elde edilmeye çalışılır.

http://gizlihazineler.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz